Laboratuvarda üretilen farelerle Gazze'de sessiz infaz
Gazze’nin kuzeyini devasa bir biyolojik laboratuvara çeviren işgal rejimi genetiğiyle oynanmış hibrit fareleri savunmasız sivillerin üzerine salarak tarihin en aşağılık "sessiz soykırım"ını devreye soktu. Bu hibrit türlerin ortaya çıkışı ile aynı zamanda işgal rejimi bölgeye her türlü kemirgen ilacı girişini güvenlik bahanesiyle mutlak bir şekilde yasakladı. Bir yandan türün genetik agresifliği artırılırken diğer yandan bu türle mücadele edecek tüm araçların engellenmesi laboratuvar ortamında üretilen bir silahın sahada en yüksek verimle çalışması için tasarlanmış bir imha ekosistemidir.
İnsanlık tarihinin en vahşi sahnelerinin bile bir sınırı olduğunu düşünenler bugün Gazze’nin kuzeyinde yaşananları gördüğünde yanıldıklarını en acı şekilde anlıyorlar. Artık karşımızda sadece gökten ölüm yağdıran uçaklar değil, yeryüzünün altından sızan ve uyuyan bebeklerin etini kemiren genetiğiyle oynanmış bir canavarlık var. Bu, bir çevre kirliliği ya da kontrol edilemeyen bir fare popülasyonu vakası değil. Bu, işgal rejiminin Gazze’nin kuzeyini devasa bir biyolojik laboratuvara çevirme hırsının kanlı bir sonucudur. Kedi büyüklüğündeki bu saldırgan mahlukların sadece belirli bir coğrafyada, özellikle savunmasız yaşlıları ve çocukları hedef alarak ortaya çıkması tesadüfle açıklanamayacak kadar organize bir kötülüğe işaret ediyor. Uykusunda ayak parmakları yenen bir diyabet hastasının veya yanağı parçalanan beş yaşındaki bir çocuğun çığlığı modern dünyanın "savaş kuralları" diye pazarladığı o ikiyüzlü kağıt parçalarını tarihin çöplüğüne fırlatıyor.
Laboratuvarlaştırılmış Soykırım
Biyolojik silah kullanımının uluslararası hukukta bir savaş suçu sayılması Gazze’de uygulanan bu sistematik imhayı engellemeye yetmiyor. İşgal rejimi bir yandan her türlü ilacı ve zehri yasaklayarak bu hibrit türlerin önünü açarken, diğer yandan savunmasız sivilleri bu yaratıkların insafına terk ederek "sessiz bir soykırım" modelini test ediyor. Doğal hayatın akışına tamamen aykırı olan bu agresif kemirgen saldırıları aslında Filistinli kimliğini yok etmek için kullanılan kurşunların bir başka formudur. Bir halkı sadece açlıkla değil, uykusunda etini kemirerek, enfeksiyon ve veba sarmalına mahkûm ederek bitirmeye çalışmak, tarihin gördüğü en aşağılık barbarlık seviyesidir. Eğer dünya bu laboratuvarlaştırılmış vahşete karşı bugün en sert tepkiyi vermezse Gazze’de test edilen bu "sessiz ölüm" metodunun yarın tüm insanlığın üzerine karabasan gibi çökmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu, bir savaşın trajik bir yan etkisi değil, bilinçli, planlı ve genetik kodlarına kadar işlenmiş bir nefretin en iğrenç tezahürüdür.
İşgalin Genetik Parmak İzi
Bu dehşet verici tablonun bir "doğal felaket" maskesi altına gizlenemeyecek kadar net teknik delilleri bulunmaktadır. Öncelikle, söz konusu kemirgenlerin morfolojik yapısı ve nörolojik tepkileri bölgenin yerel türleri olan Norveç sıçanlarının (Rattus norvegicus) biyolojik sınırlarını açıkça zorlamaktadır. Doğada kemirgenler, içgüdüsel olarak insandan kaçma ve gizlenme eğilimindeyken Gazze’nin kuzeyinde görülen bu türlerin doğrudan uyuyan insana, savunmasız hastaya ve hatta çocukların yüz hatlarına saldırması korku eşiği düşürülmüş ve belirli hedeflere yönlendirilmiş bir "davranışsal modifikasyon" belirtisidir. Normal şartlarda bir kemirgen istilası tüm Şerit boyunca homojen bir yayılım göstermesi gerekirken bu popülasyonun sadece işgalin stratejik olarak insansızlaştırmak istediği kuzey hattında adeta cerrahi bir müdahale gibi yoğunlaşması "kontrollü bir saha deneyi" şüphesini somut bir kanıta dönüştürmektedir.
Daha da kritik olan delil, bu hibrit türlerin ortaya çıkış zamanlaması ile işgal rejiminin bölgeye her türlü pestisit ve kemirgen ilacı girişini "güvenlik" bahanesiyle mutlak bir şekilde yasaklaması arasındaki kusursuz korelasyondur. Bir yandan türün genetik agresifliği artırılırken diğer yandan bu türle mücadele edecek tüm sivil savunma araçlarının engellenmesi, laboratuvar ortamında üretilen bir silahın sahada en yüksek verimle çalışması için tasarlanmış bir ekosistem kurgusudur. Bu, biyolojik bir ajanın (kemirgenlerin) bir taşıyıcı olarak kullanıldığı, uluslararası hukukta karşılığı "etnik hedefli biyolojik harp" olan sistemli bir imha operasyonudur.
Gazze’de şu an yürütülen şey, sadece kurşunla değil, genetiğiyle oynanmış canlı silahlarla gerçekleştirilen bir "canlı denek" katliamıdır ve başta İslam dünyası olmak üzere bütün dünya bu vahşeti sessizce izlemeye devam etmektedir ne yazık ki.
