Naftalinle korunan siyaset, güveye teslim edilen değerler
Türk siyasetinde uzun süredir garip bir denge kurulmuş durumda: Değerler naftalinle korunuyor, siyaset güveler tarafından kemiriliyor. Bu denklem, yüzeyde muhafaza refleksi gibi görünse de derinlerde ahlaki ve entelektüel bir çöküşe işaret eder. Çünkü burada korunmaya çalışılan şey canlı bir düşünce değil; vitrinde tutulmak istenen, ama hayata temas ettiğinde dağılacak kadar kırılgan bir mirastır.
Naftalin, siyasetin dilinde “geleneği muhafaza etmek” anlamına gelir. Fakat bu muhafaza, geleneği üretken bir kaynak olarak görmekten ziyade onu dokunulmaz, eleştirilemez ve donmuş bir forma sokar. Böylece gelenek, hayata rehberlik eden bir anlam dünyası olmaktan çıkar; iktidarın meşruiyet deposuna dönüşür. Naftalin burada koruyucu değil, boğucu bir maddedir. Hava almasını engeller, dolaşımı keser, canlı olanı cansızlaştırır. Güve ise bu kapalı alanlarda ürer. Çünkü güve, açıkta olanla değil; saklananla, gösterilmeyenle, hesaplaşılmayanla beslenir. Türk siyasetinde güve; çıkar ilişkileri, popülist refleksler, araçsallaştırılmış değerler ve konjonktürel dindarlık biçimleri olarak tezahür eder. Değerler naftalinle korunurken, siyasal pratik güvelerin istilasına açık hâle gelir.
Sorun muhafazakârlık değildir; sorun muhafazakârlığın idrakten kopmasıdır. İdrak, geleneği bugünün sorularıyla yüzleştirebilme cesaretidir. Oysa Türk siyasetinde hâkim olan muhafaza biçimi, geleneği bugünden saklar. Bugünle temas eden her soru “tehlikeli”, her eleştiri “yıkıcı”, her yenilik “tehdit” olarak kodlanır. Bu noktada siyaset, değer üretmez; değer kullanır. Değerler, siyasal mobilizasyonun dili haline gelir ama ahlaki bir........© Milli Gazete
