menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Karanlığı savunmak

35 0
26.04.2026

Akira Kurosawa’nın Düşler’inde İnsan, Doğa ve Vicdan

Akira Kurosawa’nın 1990 tarihli Düşler (Yume) filmi, klasik anlatı sinemasının sınırlarını bilinçli biçimde terk eden bir vasiyet metni gibidir. Bu film, ne yalnızca bir rüya derlemesi ne de sembollerle örülü kapalı bir alegoridir; aksine, modern insanın dünyayla, doğayla ve kendi vicdanıyla kurduğu ilişkiye yöneltilmiş uzun soluklu bir ahlâki sorgulamadır. Kurosawa, sekiz düş ve kâbus aracılığıyla insanlığın ilerleme anlatısını askıya alır; geriye, yıkıntılar arasında dolaşan bir bilinç bırakır.

Düşler, sinemanın hikâye anlatma işlevini ikinci plana iter; asıl anlatı, görüntünün düşünceyle, sessizliğin vicdanla kurduğu ilişkide ortaya çıkar. Bu nedenle film, izlenmekten çok tefekkür edilmek ister.

Kurosawa için rüya, gerçekliğin zıddı değildir; tam tersine, onun çıplak hâlidir. Günlük hayatın alışkanlıkları, teknolojisi ve konforu içinde bastırılan sorular, rüyada kendilerini dayatır. Bu bağlamda Düşler, Freudcu bir bilinçaltı çözümlemesinden ziyade, ahlaki bir uyanış çağrısıdır. Film boyunca tekrar eden tema şudur: İnsan, dünyaya müdahale etme kudretini artırdıkça, onu anlama yetisini yitirmiştir.

İlk rüyalardan itibaren çocuk figürünün öne çıkması rastlantı değildir. Çocuk, henüz doğayı “kaynak”, “malzeme” ya da “verim” olarak görmeyen bir bakışı temsil eder. Tilkilerin düğününe tanıklık eden çocuk, insanın bilmemesi gerekeni bilmeye cüret ettiği anda suçlulukla tanışır. Burada suç bireysel değil, türseldir: İnsan, doğanın mahremiyetini ihlal eden varlıktır.

Şeftali Bahçesi bölümü, filmin etik merkezlerinden biridir. Kurosawa burada doğayı romantize etmez; onu ahlaki bir özne olarak konumlandırır. Ağaçların........

© Milli Gazete