İncir ağacı
“Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabip geliyor zehirden acı
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu
Bazı türküleri siz bulursunuz, bazıları da sizi. Hastaneler, mezarlıklar insan olarak hep kaçmak görmek istemediğimiz yerler arasındadır. Mezarlıklar zaten hayatımızın tam dışına çıkarılmış mekânlar oldukları için sadece kayıplarda o da farz-ı kifayenin kolaylığından uzak durulabilme olasılığını da getirdiği için pek hayatımıza etki etmiyor. İbret nazarı ile ya da buz gibi hakikat oluşunu bize ihmal ettiriyor. Bu denli hızlı hayatın ritmini bozmamak için hem sistem hem de biz onu biraz öteliyoruz. Diğeri hastaneler bir şekilde yaşadığımız hayatın bir uğrak noktası da ister istemez hastane oluyor. Modern hayatın en önemli aparatlarından biri olarak neredeyse bağımlı gibiyiz. Bir ayağımız sürekli orada ama onun da ibret alma, sevap kazanma boyutu hayatımızdan çoktan çıkmış durumda. En fazla Allah düşürmesin, Allah eksikliğini göstermesin diye dua ediyoruz. Belki o da içinde bulunduğumuz zamanların duygusallığı ile oluyor. Bekleme halinin, çaresizliğin sığınma halinin en güzel ifade edilmiş biçimlerinden biri olarak bu türküyü ifade edebilirim. Bekleme salonlarının, sıra numaralarının gelip geçen yüzlerin, yüzlerdeki acı, kaygı ve ümidin birbirine temas ederek geçtiği o ilaç kokulu birbirine benzer koridorları, salonları ve kalabalıkları hepsi hayatı yansıtıyor aslında. Sağlık kadar hastalığın, varlık kadar eksilmenin de hayatın ve imtihanın bir parçası olduğunu gösteriyor.
O koridorlarda atılan her adım, modern insanın sığınmaya çalıştığı sahte konfor alanlarını birer birer soyup çıkarır........
