İmgenin Kıskacında İnsan
Çağımızın en belirleyici krizlerinden biri, insanın hem ideolojik hem de epistemolojik düzeyde kuşatılmış olmasıdır. Bu kuşatma, yalnızca siyasal söylemlerle değil, aynı zamanda imgelerle, anlatılarla ve temsillerle kurulur. Modern insan artık sadece düşüncelerle değil, görüntülerle de şekillendirilmektedir. Bu noktada sinema, sıradan bir sanat dalı olmaktan çıkar; bir hakikat mücadelesinin sahasına dönüşür.
Sinema, başlangıçta gerçekliği kaydeden masum bir araç gibi görünse de, zamanla gerçekliği kuran, yönlendiren ve hatta tahrif eden bir aygıta evrilmiştir. Görüntü, artık yalnızca bir yansıma değil; bir inşa faaliyetidir. Bu inşa süreci ise nötr değildir. Aksine, belirli ideolojik merkezlerin, ekonomik güç odaklarının ve kültürel hegemonya biçimlerinin etkisi altındadır. Dolayısıyla bugünün sinemasında gördüğümüz imgeler, çoğu zaman hakikati değil, belirli bir hakikat yorumunu temsil eder.
Tam da bu noktada kritik bir ayrım belirir, ses ile görüntü arasındaki gerilim. Devrimci bir bilinçten doğan söz, çoğu zaman kendisini taşıyan görüntüyle uyum içinde değildir. Çünkü söz, mücadeleden gelir; görüntü ise çoğu zaman iktidar aygıtlarının süzgecinden geçerek biçimlenir. Bu durum, modern sinemanın en temel çelişkisini ortaya koyar: Hakikati söyleyen bir dil ile onu çarpıtan bir temsil biçimi arasındaki kopuş. Fakat mesele yalnızca ideolojiyle sınırlı değildir. Daha derin bir sorun, insanın bizzat nasıl anlaşıldığıyla ilgilidir. Modern bilimsel paradigma, insanı ölçülebilir, genellenebilir ve analiz edilebilir........
