Ekranların değil sahaların ve salonların çocukları
Bugün anne babaların, öğretmenlerin ve hatta gençlerin kendi ağızlarından en sık duyduğumuz şikâyetlerin başında dikkat dağınıklığı, odaklanma problemi, sabırsızlık ve disiplin eksikliği geliyor. Bir işe uzun süre yoğunlaşamayan, sürekli uyarıcı arayan, hemen sıkılan ve çabuk vazgeçen bir nesilden söz ediyoruz. Fakat çoğu zaman şu gerçeği gözden kaçırıyoruz: Bu çocuklar böyle bir dünyayı kendileri kurmadılar. Onlar, hızın kutsandığı, beklemenin anlamsızlaştırıldığı ve her şeyin birkaç saniyelik ekran akışlarına dönüştüğü bir çağın içine doğdular.
Bugünün çocuğu, hayatı kaydırarak öğreniyor. Bir videonun ilk birkaç saniyesi ilgisini çekmezse hemen diğerine geçiyor. Oyunlar bile artık sabır değil refleks istiyor. Sürekli bildirimlerle bölünen bir dünyada büyüyen gençlerden derin dikkat, uzun soluklu emek ve yüksek sabır beklemek ise başlı başına bir çelişki hâline geliyor.
Tam da bu noktada spor, yalnızca fiziksel bir aktivite olmaktan çıkıp ahlaki ve zihinsel bir terbiyeye dönüşüyor. Çünkü sporun özü tekrar etmektir. Aynı hareketi yüzlerce kez yapmak, başarısız olduktan sonra yeniden denemek, kaybetmeyi öğrenmek, beklemek, dayanmak ve vazgeçmemektir. Bir çocuk sahaya çıktığında sadece topa vurmayı öğrenmez; zaman yönetimini, disiplinli çalışmayı, takım olmayı ve........
