menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bizde spor neden kültür olamıyor?

16 0
09.01.2026

Kulağında kulaklıkla her gün sabah 4.30’da işe giderken denk geldiğim o görüntü, zamanla gündelik bir ayrıntı olmaktan çıkıp belleğimde yer eden bir sahneye dönüştü. Kimi gün biraz ileride, kimi gün biraz geride ama hep aynı yol üzerinde, 6. Cadde’nin ortalarında… Aynı saat, aynı ritim, aynı kararlılık. İlk zamanlar fark etmeden geçip gittiğim bu görüntü, günler ilerledikçe bir alışkanlığın, hatta bir disiplinin sessiz tanıklığına dönüştü. Ne bir gösteri vardı ne de başkalarının bakışına ihtiyaç duyan bir hâl. Sadece süreklilik, ritim ve dinginlik.

Bu sahne, bir süre sonra birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan birinin anlattıklarıyla zihnimde başka bir yere oturdu. Sabah 4.30’da kalkıp 10-15 blokluk bir koşu parkurunu tamamlayan, sonra evine dönüp duşunu alan, çocuklarının kahvaltısını hazırlayan, onları okula bıraktıktan sonra işe gelen bir hayat düzeni… Bu anlatı, sporun bir “aktivite” olmaktan çok, gündelik hayatın doğal bir parçası olduğu bir yaşam örgüsünü işaret ediyordu. Ve tam da bu noktada, bizde bir türlü yerine oturmayan “sağlıklı yaşam” ve spor kültürü üzerine düşünmeye başladım.

Bizde spor çoğu zaman hayatın içine sinmiş bir alışkanlık değil; ya geçici bir heves, ya mecburi bir tedbir ya da sonradan eklemlenen bir beklenti olarak ortaya çıkıyor. Spor yapmayan bir bireyin, çocuğunu spora yönlendirme biçimi de çoğu zaman kültürel bir ihtiyaçtan değil, başka arzuların ve hesapların gölgesinden besleniyor. Sağlık için değil; “enerjisini atsın”, “disiplini........

© Milli Gazete