Ülkenin en mahrem yerlerine NATO üsleri kuruluyor
NATO Sovyet tehdidine karşı Hür Dünya’yı korumak üzere Yalta Konferansı’ndan sonra kurulmuştu.
Sovyetler’in Doğu Anadolu’muzu tehdit etme mizanseninden ve Kore Savaşı’na katılan ABD ordusunun emniyetinin sağlanmasını bize görev olarak verip, savaşa dâhil olmak gibi bir bedel karşılığı, bizi de NATO’ya almak lütfunda(!) bulunmuşlardı.
Amerika ve diğer Avrupa’daki NATO üyesi ülkelerin kullanıp attıkları HEK (hurda, eski ve köhne) silah ve savaş malzemelerini bize yıllarca kakalayıp, bedellerini borçlandırarak ödeye ödeye bitiremediğimiz değerlerini(!) sırtımıza yükleyegelmişlerdi.
Ne zaman ki, verdikleri bu silah ve malzemeleri yurdumuzu savunmak üzere kullanmaya kalksak, önümüze engeller çıkarıp yöneticilerimizi aşağılamak cüretinde bulunuyorlardı. 1974 harekâtı ile noktaladığımız Kıbrıs sorununa bir göz atmamız bunun teyidi için yeterlidir.
Demirperde çöküp, Sovyetler’in kurduğu Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra, NATO işlevsiz kalmış, yeni düşman olarak Müslümanları göstermişler, silahlarının namlularını İslam dünyasına çevirmişlerdi.
İsrail ve ABD’nin hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi ile, İslam ülkelerine yapılan işgal, katliam, soygun ve parçalama hareketlerinde gizli veya aşikar hep NATO kullanılmıştı. BOP’un son halkaları olan “İran ve Türkiye’nin parçalanması” aşamasına geçtiklerinde, işler yavaş yavaş tersine dönmeye başladı. İran zannettiklerinden daha hazırlıklı ve güçlü çıktığında, NATO bocalamaya başladı. NATO’nun Avrupa kanadındaki ülkeler bu kez İran savaşına NATO kanadı olarak katılmayı reddetmeye başladılar. NATO yıldızının Avrupa uçlarından gacır gucur sesler duyulmaya başladı. NATO’nun patronu sayılan ABD’ye diyorlar........
