menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ülkenin en mahrem yerlerine NATO üsleri kuruluyor

10 0
06.04.2026

NATO Sovyet tehdidine karşı Hür Dünya’yı korumak üzere Yalta Konferansı’ndan sonra kurulmuştu.

Sovyetler’in Doğu Anadolu’muzu tehdit etme mizanseninden ve Kore Savaşı’na katılan ABD ordusunun emniyetinin sağlanmasını bize görev olarak verip, savaşa dâhil olmak gibi bir bedel karşılığı, bizi de NATO’ya almak lütfunda(!) bulunmuşlardı.

Amerika ve diğer Avrupa’daki NATO üyesi ülkelerin kullanıp attıkları HEK (hurda, eski ve köhne) silah ve savaş malzemelerini bize yıllarca kakalayıp, bedellerini borçlandırarak ödeye ödeye bitiremediğimiz değerlerini(!) sırtımıza yükleyegelmişlerdi.

Ne zaman ki, verdikleri bu silah ve malzemeleri yurdumuzu savunmak üzere kullanmaya kalksak, önümüze engeller çıkarıp yöneticilerimizi aşağılamak cüretinde bulunuyorlardı. 1974 harekâtı ile noktaladığımız Kıbrıs sorununa bir göz atmamız bunun teyidi için yeterlidir.

Demirperde çöküp, Sovyetler’in kurduğu Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra, NATO işlevsiz kalmış, yeni düşman olarak Müslümanları göstermişler, silahlarının namlularını İslam dünyasına çevirmişlerdi.

İsrail ve ABD’nin hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi ile, İslam ülkelerine yapılan işgal, katliam, soygun ve parçalama hareketlerinde gizli veya aşikar hep NATO kullanılmıştı. BOP’un son halkaları olan “İran ve Türkiye’nin parçalanması” aşamasına geçtiklerinde, işler yavaş yavaş tersine dönmeye başladı. İran zannettiklerinden daha hazırlıklı ve güçlü çıktığında, NATO bocalamaya başladı. NATO’nun Avrupa kanadındaki ülkeler bu kez İran savaşına NATO kanadı olarak katılmayı reddetmeye başladılar. NATO yıldızının Avrupa uçlarından gacır gucur sesler duyulmaya başladı. NATO’nun patronu sayılan ABD’ye diyorlar ki:

“Siz daha önce Irak konusunda yalanlar söyleyip bizi kandırdınız. ‘Irak’ta kimyasal ve nükleer silahlar var, onları bertaraf edeceğiz’ dediniz, bizi savaşa dâhil ettiniz. Hâlbuki Irak’ta o silahlar yokmuş. Şimdi de İran için aynı yalanları söyleyip bizi haksız ve hukuksuz olarak başlattığınız savaşa dâhil etmek istiyorsunuz. Biz bu savaşta yokuz, üslerimizi ve hava sahamızı size kullandırmayacağız.”

ABD ve İsrail İran’a haksız ve hukuksuz olarak saldırdılar ama onlara karşı İran muazzam bir üstünlük sağlamaya başlayınca, NATO üyeliği hatırlanarak İsrail ve ABD tarafından Türkiye’yi bu rezil savaşa karadan dâhil etme planları ve kirli senaryoları devreye sokulmak isteniyor.

AKP iktidarı bu senaryolara baştan iltifat etmedi, hatta direnmeye başladı. Elbette bu alkışlanacak bir tutumdu. Öyle ya, Avrupa ülkeleri bir bir bu savaşa girmemek için ayak diretiyorken biz neden girelim? Üstelik İran’ı parçaladıktan sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini de artık saklamaya lüzum bile görmüyorlarken…

Gelişmeler onu gösteriyor ki, ahlâksız sapık Trump ve onu kullanan Netanyahu Türkiye’nin peşini bırakmıyor.

Hayretler içindeyiz ki, sapık Trump Erdoğan’ı, “Her istediğimizi yapıyor, istemediğimizi de yapmıyor, Erdoğan çok uyumlu ve çok akıllı bir lider” diyerek yıkama yağlama çekiyor. İki de bir sahte bayraklı füzelerle korkutmaya çalışıyor. İncirlik ve Kürecik’i “Türkiye toprağı ve Türkiye’nin kontrolünde” dedirterek savunduruyor, ama oraların ABD’ce İran saldırılarında kullanıldığına dair yoğun iddialar var. İsrail’in bahane olarak arkasına sığındığı “Semitizm-Antisemitizm” argümanlarını durup dururken gündeme taşıttırıyor. Türkiye’den transit olarak geçirmeyi planladığı silah ve mühimmatın yasal altyapısını kurduruyor. İran’ı, komşu ülkelere saldırıyor diye suçlayıcı belgelere imza attırılıyor.

Bütün bunlara ilaveten, Siyonizm’in en büyük finansörlerini Erdoğan’ın üzerine salıyor. NATO, İran’dan sonra hedefe koyacağı aşikâr olmasına rağmen, Türkiye’yi korumak adına sağa sola füze bataryaları kuruyor.

Daha da önemlisi tarihte “Hünkâr İskelesi” adıyla 1833 yılında İstanbul Boğazı’nda imzalanan ve devletimizin başına olmadık gaileler açan anlaşmanın tam da imza edildiği en mahrem, en hassas yerimize NATO deniz gücü pervasızca sokuluyor.

Yurdun böyle en mahrem, en hassas yerlerine, Adana gibi, Güneydoğu gibi yörelerimize yine NATO yeni askeri güçleri daimi olarak sokuluyor.

Acaba Reis çok yalnız mı bırakılıyor da, Trump’ın verdiği gazlara dayanamayacak noktalara sürükleniyor, en hassas yerlerimize NATO’yu sokarak İran’a karşı savaşa girmek için ikna mı ediliyor? Üstelik NATO’nun dağılma sinyalleri verdiği bu süreçte İslam Birliği için çalışmalar yapılması gerektiği beklentisi varken.

Ey devlet yetkilileri, sakın Reis’i yalnız bırakmayın, desteksiz bırakmayın, yıldızının uçları ABD ve Avrupa’da çatırdayan bir NATO’nun, en mahrem yerlerimize sokulmasına ve ansızın kirli savaşa bizi bulaştırmalarına mani olun.

Unutmayın milletimizin yüzde 99,9’u İsrail nefreti ile dopdolu olup, İran’ı haklı buluyor ve destekliyor.

Türkiye’mizi büyük bir kaosa sürüklemelerine kesinlikle mani olun!

İran’ı açıktan desteklemeye çekiniyorsunuz madem, tarafsız duruşunuzu bozdurmayın!

Kimlerle, nasıl ortaklıklar kurdun,

Kimin evladısın, kimsin, necisin?

Nasıl getirirsin, ne işleri var,

Temiz yurtlarda bu kadar necisin!


© Milli Gazete