İnsanın en temel ihtiyaçları nelerdir? - 3
Dizi yazımızın 1 ve 2. sinde insanın madde ve mânâ âlemlerinin ortak elamanı olduğu, ruhu ile mânâ ve bedeni ile de madde âlemlerinin varlığı olduğunu irdeledik. Yine Hem beden ve hem de ruhun muhakkak karşılanması gereken ihtiyaçlarının olduğunu ifade ettik.
Bedenin olmazsa olmaz, hava, su ve yemek; ruhun ise Asr Suresi'inde belirtildiği üzere: iman, salih amel ve cihad olmak üzere üçer temel ihtiyacının olduğu vurguladık.
Ruhun ihtiyaçlarından iman konusunu icmali ve tafsili olarak iki kısım olduğunu belirterek açıklamasını yaptık. Şimdi ise ruhun diğer iki ihtiyacı üzerinde duralım. Yani salih amel ve cihad konularını irdeleyelim...
İcmali ve tafsili iman sahibi olan bir kimse, Asr Suresi’ne göre bir hakkın kurtuluşa ermiş olmuyor!.. Demek ki hâlâ eksik olan bir şeyler var.
Peki ne? … Salih amel
Ruhun imandan sonraki en önemli gıdası sâlih ameldir. Bedenin suya olan ihtiyacı gibidir. Salih amel, imanın gereği olan ilim ile elde edilen kazanımların hayata tatbikidir. Yani haritadaki tarifeye uyarak hazineye ulaşma çabasıdır.
İnsan, Yaratıcı'nın emrettiği standartlara ve O’nun elçisinin uygulama ve tavsiyelerine uygun olarak tatbikat gerçekleştirirse sâlih amel işlemiş olur. Sâlih amelin başında İslâm’ın beş şartı gelir ki onlar: namaz, oruç, hac, zekât ve şahadettir. Tabi insana güzel kulluk vasfı kazandıracak gücü nispetinde yapabileceği her türlü eylem ve davranış da yine sâlih amel çerçevesinedir.
Sâlih amel, insana kötülüklerden sakınma vasfı da kazandırır. İşte bütün bunlar insan hayatını belli bir sistematiğe oturtur.
İcmali iman olmadan amelin insanın kurtuluşu adına bir getirisi olmaz. Yani aslında o amel bâtıl olur. İcmali iman olup da tafsili iman olmadan yapılan amel ise şeklen olur, sâlih amel mertebesine ulaşmaz. Kişi imkânı ölçüsünde ilim almalı, ilmi ölçüsünde amel işlemelidir. İlmi amele dönüştürmemek, acziyetten kaynaklanır ki böyleleri Kur’an’ı Kerim’de ‘kitap yüklü merkepler’ (Cuma/5) olarak sıfatlandırılmışlardır. … Sağlam bir imana sahip olup ve sâlih amel işleyen bir insan, Asr Suresi’ne göre hüsrandan yine de tam manasıyla kurtulmuş olmayacaktır!..
Demek hâlâ bir eksiklik var…
Peki, daha neye ihtiyaç var? ... Hâkkın ve sabrın tavsiyesi (tebliğ ve cihat)
İnsan, kendisinin sahip olduğu bu vasıfları diğer insanların da elde etmesi için bir mücadele içerisine girmesi gerekir. Yani bahis konusu o hazine, sonsuzdur ve ondan herkes faydalanmalıdır. O halde herkes bundan haberdar edilmelidir. Haberdar etmek de bir kulluk vazifesidir ve bir anlamda ibadettir.
Başkalarını haberdar etme eylemine ‘tebliğ’, tebliğ hareketine ‘cihat’ ve cihat edene ise ‘mücahit’ denir. Cihat, bireysel olarak yapılan bir farz ibadet olduğu gibi toplumsal ölçekte de yapılması gereken bir farzdır. Cihat yaparken elbette ki bir takım meşakkatler ve zorluklar insanın yoluna çıkacaktır. Bunun için de Asr Suresi’nde ‘sabır’ tavsiye edilmiştir.
Dikkat edilirse uyarı, ‘hâkkın ve sabrın tavsiyesi’ şeklinde geliyor. Yani zorlama, baskı veya dayatma söz konusu değil. Onun içindir ki Yüce Allah: ‘Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğutu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır.’ buyuruyor. (Bakara/256 - Tâğut: Yüce Allah’tan başka kendisine ibadet edilen her şeydir.)
Tabi burada dikkatlerden kaçmaması gereken önemli bir husus daha var ki o da şu: Evet, davette dayatma yani zorlama yoktur, ancak her platformda gereken alt yapı oluşturulmalıdır ki davetin muhatabı müspet karar vermede zorlanmasın. Zaten bu cihadın gereğidir. Yani bu tebliğcinin vazifesidir. Neticede Yüce Allah’ın dilediği olur.
Tebliğ ve cihat, hüsrandan kurtuluş reçetesinin üçüncü kalem ilacıdır. Bedenin yemek ihtiyacı mesabesinde ve ruhun olmazsa olmaz ihtiyaçlarından biridir. … Demek ki bedenin varlığını sürdürebilmesi için üç olmazsa olmaz şart: hava, su ve yemek; ruhun hüsrandan kurtulmasının üç temel şartı ise: iman, sâlih amel ve cihattır.
Daha geniş anlamıyla: şeksiz şüphesiz bir iman, ilim ve imkân ölçüsünde sâlih amel ve güç ve takat nispetince cihattır.
Gerek beden ve gerekse ruhun bu en temel ihtiyaçları aynı zamanda varlıklarının devamı için de en önemli ilaçlardır. Yani mesela bir süre havasız bir ortamda aç susuz kalan bir insan, zamanla hastalanacak ve tedavisi için de illaki gerekli gıdaları alması sağlanacaktır. Aynı şekilde iman, sâlih amel ve cihattan yoksun kalmış bir ruhun da hastalanması kaçınılmaz olacaktır ve onun tedavisi için alması gerek ilaçlar da yine iman, sâlih amel ve cihat olacaktır.
Bu ilaçların kullanımı dünya hayatı süresince devam etmek durumundadır. Tedavi başladığı andan itibaren hüsrandan kurtuluş, terk edildiği andan itibaren ise yeniden hüsrana sürüklenmek vardır. Tedaviye hiç başlamamanın karşılığı ise ebedi hüsrandır.
Her ilacın kendine has vakti, süresi ve kullanma şekli vardır. İnsanın hüsrana maruz kalmaması için bütün bu kurallara uyması gerekir. Tedavi, gereği gibi uygulandığı takdirde insanın iç dünyasında kopan fırtınalar dinecek, hırçın dalgalar sakinleşecek ve gönül gemisi salimen kurtuluş limanına yanaşacaktır.
Bu standartlar insan içindir ve imtihan vesilesidir. Zaten diğer varlıklar, yaratılışları gereği bu gibi standartlarla imtihana tabi değildirler. Hatta onlar da insan imtihanının birer parçasıdırlar. Onlara karşı da insanın bir hukuku vardır.
Bir sonraki yazıda gerek ruhun ve gerekse bedenin diğer ihtiyaçlarını ele alalım.
