menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tel Aviv Yanarken…

14 0
12.03.2026

Yıllarca, dokunulmaz, güç yetirilmez, her zaman her koşulda kazanan güç olarak zihinlerimize dayatılan İsrail’in hiç de bahsedildiği gibi sarsılmaz ve yıkılmaz olmadığı gerçeğini bugünlerde bir kez daha yaşayarak görüyoruz. İsrail’in Filistin şehirlerinde kurduğu harami düzeni, İran’ın gelişmiş füzeleriyle yıkılıp gitmeye başladı. Tel Aviv merkezli Siyonist terör rejimi, İran’ın teknoloji harikası askeri ürünlerinin başarısı karşısında büyük bir şoka uğramış durumda. Bu kadar iyilerini biz bile yapamadık diyorlar kendi içlerinde. İran’ın haysiyetli duruşu, İsrailli bozguncuları huzura muhtaç hale getirdi. Huzur bozanın huzuru olmaz. Sadece Orta Doğu’daki mazlum halkların değil bütün insanlığın huzurunu bozduktan sonra, kendi içinde huzurlu yaşama hakkı da İsrail için zaten var olmamalıydı.

Bugünlerde Müslümanlar her yeni güne, İran’ın perişan ettiği İsrail şehirlerinin görüntüleriyle uyanıyor. İsrail şehirleri dediysem bakmayın lafın gelişi o, bu şehirlerin hiçbiri onlara ait değil, hepsi gasp edilmiş, soykırım yapılarak ele geçirilmiş öz be öz Filistin şehirleri. Hayfa, Aşkelon, Kudüs, Tel Aviv ve daha fazlası. İslam ülkelerinin yönetimleri şuurlu Müslümanların kontrolüne geçtiğinde, hepsi yeniden İslam yurtları haline gelecek olan şehirler bunlar aynı zamanda.

Atalarımız ne güzel kelam etmiş, “El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır” İsrail, İran’ın şedit yumruklarını yiyene kadar karşısında hiçbir gücün duramayacağını sanmaktaydı. Batılın üstünlüğü tarih boyunca asla kalıcı olmadı ve olamayacak da. Öyle ya Allah’ın vaadinden daha üstün bir vaat mi var? Kur’an-ı Kerim’de buyrulduğu üzere, “Hak geldiğinde batıl zail olmaya mahkûmdur”.

İran’ın attığı balistik füzeler yüksek isabet derecesiyle Siyonistleri etkisiz hale getiriyor. İsrail’in korsan ekonomik düzeni İran’ın misillemeleriyle birlikte ağır darbe alıyor, Siyonist işgalciler sığınaklardan başlarını çıkaramıyor. İsrail’in siyasi ve askeri kademelerindeki üst düzey işgalcilerin evleri ve ofisleri tam isabetle vuruluyor. İran, Trump isimli Amerikan sapkınına yaranma sırasına giren İslam dünyasının işbirlikçi yöneticilerine adeta delikanlılık dersi veriyor.

İsrail’in yaşadığı hezimet artık gözle görülür bir hâl almış durumda. Geçtiğimiz yılki 12 Gün Savaşları’nda etkili provalar yapılmıştı şimdi ise filmin orijinali oynuyor. İran’ın ‘Gerçek Vaat’ adını verdiği misilleme operasyonunda İsrail terör rejiminin nasıl bir kâğıttan kaplan olduğu gözler önüne seriliyor. Gönül isterdi ki İran’ın yanında birkaç İslam ülkesi daha bu anlamlı operasyonlar dizisine askeri destek verip tarihin kazananlar safında yer alsın, lakin işbirlikçiliğin dayanılmaz cazibesine kapılıp giden liderlerden böyle izzetli bir hamle göremeyeceğimiz de kesin gibi duruyor. İpini koparmış kuduz bir köpek gibi etrafındaki her şeye saldıran İsrail rejimi, aynı anda dört İslam ülkesine saldırmaya devam ediyor. Önümüzdeki hafta belki de bu sayı daha da fazlalaşacak. Yine de direniş ekseni dağılmıyor, aksine saflarını sıkılaştırıyor. Tüm olumsuzluklara rağmen İran, İsrail’in Kükreyen Aslan’ını pısırık bir kediye çevirmeyi başarıyor.

Böyle bir atmosferde, Siyonist basından derlediğim bazı notlar savaşın gidişatına dair önemli ayrıntılar veriyor. İsrail basını, bugünlerde soykırımcı Netanyahu rejiminin İran’da umduğunu bulamağını yazıyor. Zira onlar Tahran yönetimini devirerek iç ayaklanmaların desteğiyle İran’ı kolayca ele geçirebilecekleri düşündüler. Ama sandıkları gibi olmadı, İran sokakları tüm bombardımanlara rağmen protestocularla değil rejimi destekleyen vatanseverlerle doldu taştı. Velhasıl-ı kelam İran’ın yerli ve milli unsurları emperyalizme karşı zafere her gün bir adım daha yaklaşırken Yahudi aklı kaybetmeye devam ediyor.

Biz bunları yazarken birileri tarafından sözde ‘antisemitist’ olarak etiketleniyoruz ama İsrail Gazze’de 72 bin masum insanı, İran’da ilkokul çocuklarını topluca katlederken, Lübnanlı anneleri bebekleri en vahşi yöntemlerle hayattan koparırken nedense hiçbir eleştiri dahi almıyor. İşte mutlak kötülüğün hüküm sürdüğü kirli dünya düzeni bu. Bu şeytani düzeni değiştirmek de yine biz Müslümanların gayretiyle mümkün olacak. Sefer bizden zafer Allah’tandır.


© Milli Gazete