Rojava: Bir Siyasal Laboratuvarın Anatomisi
Rojava, modern Ortadoğu’nun en güçlü siyasal mitlerinden biriydi.
Bir halkın kendi kaderini tayin etme iradesinin, savaş ve kaos ortamında kurumsal bir düzene dönüşme teşebbüsüydü. Kobani direnişiyle küresel vicdana seslenen, kadın savaşçı figürüyle dünya kamuoyunda sembolleşen, yerel demokrasi söylemiyle sol-liberal çevrelerin ilgisini çeken bir deneyim…
Ancak siyaset mitlerle değil, güçle yürür.
Rojava meselesi artık sloganların değil, soğuk gerçeklerin konusu olmak zorunda. Sahada yaşanan, bir “geri çekilme” ya da “taktik duraklama” değil; açık bir askerî ve siyasî yenilgidir.
Özerklik projesi çökmüş, fiilî devletçilik denemesi sona ermiş, kontrol alanları merkezi devlet tarafından tasfiye edilmiştir. Bu bir yenilgidir ve bunu başka kavramlarla yumuşatmak entelektüel bir kaçıştır.
Ama bu yenilgi, Kürtlerin tarihsel mücadelesinin iflası değildir.
Rojava, başından beri büyük bir jeopolitik yanılsamanın üzerinde yükseldi. ABD’nin IŞİD’lemücadele için Kürtleri kara gücü olarak kullanması, bazı çevrelerde “Kürt devletinin başlangıcı” gibi okundu. Oysa Washington için bu bir stratejik ortaklık değil, operasyonel taşeronluktu.
Büyük güçler haritaları ideallerle değil çıkarlarla çizer.
Çıkar bittiğinde harita da silinir.
ABD’nin Kürt politikasında tek sabit ilke vardı: Çıkar.
Çıkar bittiğinde dostluk da biter. Büyük güçlerin ahlâkı yoktur; yalnızca çıkarları vardır.
Kürt siyasal elitleri bunu bilmiyor muydu?
Biliyordu. Ancak büyük güçlerin gölgesinde devlet tahayyülü, soğuk gerçekçilikten daha cazipti.
Türkiye, İran ve Rusya’nın ortak paydası nettir: Suriye’nin parçalanmasına izin verilmez. Kürt özerkliği bu aktörler için bir........
