Anlaşılmadığın yerde…
İnsanoğlu duygularının derinliği ölçüsünde hayatı anlamlandırır, değer katar . Onu en sessiz, en derinden üzen şey ise anlaşılamamaktır.
İnsan, anlaşılmadığı yerde yavaş yavaş eksilmeye başlar. Önce cümleleri kısalır, sonra heyecanı azalır. Bir zamanlar coşkuyla anlattığı hayallerini içine gömer, söyleyeceği sözü söylemeden yutar.
En sonunda da “Anlatmaya değmez.” diyerek sessizliğe sığınır. Sessizlik her zaman huzurun dili değildir. Kimi zaman, defalarca anlatmış olsa da , duyulmayan bir kalbin cümlesidir.
Anlaşılmak; alkış beklemek, herkesin aynı fikirde olmasını istemek de değildir. Anlaşılmak, muhatap olduğumuz insanların “Seni duyuyorum.” diyebilmesidir. Kelimelerin ardındaki beklentiyi, belki yorgunluğu, kırgınlığı ve umudu fark edebilmek ve önemsemektir. Çünkü insanı ayakta tutan şey çoğu zaman büyük çözümler değil, aynı pencereden bakabildiği tek bir gönlün varlığıdır. “Bir dağ başı yalnızlığı istiyorum “diyen insanlar da anlaşılamamanın acısı çeker. Bir tükeniş sonucu kurduğu bu cümleyle kendini korumak ister.
Yaşadığımız alan yalnızlığı her zaman azaltmaz. İnsan bazen de kalabalıkların arasında kendini kimsesiz hisseder. Konuşur ama sesi karşı kıyıya ulaşmaz. Gülümser ama içindeki hüzün kimsenin........
