menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bâbıâli’nin Çelebi adamı Nazım Tektaş

17 0
27.09.2026

Yayın dünyamızın müstesna siması şair, yazar, tarihçi ve Burak Yayınları’nın kurucusu Nazım Tektaş, sevenlerine veda etti.

12 Eylül darbesinin yaşandığı kara ve karmaşık günleri yaşıyorduk. Edebiyat Fakültesi’nde devam ettiğimiz derslerden çıkar çıkmaz soluğu ya Sahaflar’da veya Beyazsaray’da alıyorduk. Bir de vakıf ve derneklerin ilim, kültür, sanat ve edebiyat toplantılarına kapağı atıyorduk. Beyazıt’ın merkezinde, şimdi yerinde yeller esen “Beyazsaray Kitapçılar Çarşısı”, ilk göz ağrımızdı. Aradığımız nadir kitapları Sahaflar’da ve Cağaloğlu’nda olduğu gibi burada bulup satın alabiliyorduk. Merdivenlerden iner inmez tam karşıda ve çarşının merkezinde İsmail Özdoğan ağabeyin “Enderun” ismini taşıyan dükkânına uğrar, kitap seçerdik. Cumartesi günleri bu mekânda haftalık sohbetler yapılırdı. Biz talebeler ancak kapı eşiğinden konuşulanlara kulak kabartabiliyorduk. Çünkü anlı şanlı üniversite hocaları, yazar ve sanatkârlar sedirin üstünde veya sandalyelerde oturur, bize yer kalmazdı. Enderunî İsmail Bey’in dükkânından başta Refik Halit Karay’ın külliyatı olmak üzere pek çok kitap almışımdır. Hakkında ve hizmetleri üzerine kitap yazılması gereken bu irfan âşığı, Amasya Gümüşhacıköy Hacıyahya’da 1932’de doğmuştu. İstanbul’da 5 Eylül 2012 tarihinde vuslata ermiş, Sahrayı Cedit Mezarlığı’na defnedilmişti. Vefatının hemen ardından “Bâbıâli Sohbetleri”nde ailesi ve dostlarıyla birlikte rahmetle yâd etmiştik.

İKİNCİ DURAK, ELBETTE BURAK

İsmail ağabeyin dükkânını zaten es geçemezdim, teşehhüt miktarı da olsa ona uğradıktan sonra sol cenahtan yürür ve kendimi Burak Yayınları levhalı dükkânın önünde bulurdum. Orada Nazım Tektaş ağabey vardı. Nazım ağabey, millî ve manevi değerlere bağlı olan, Anadolu irfanına sahip bir büyüğümüzdü. Yayıncılıkta milliyetçi-muhafazakâr çizgiden asla şaşmadı. Az ve öz kitaplar neşretti. Sağ görüşe mensup olan, ülkücü milliyetçi gençlerin en çok ziyaret ettiği dükkânı, bir edebî mahfil gibiydi. Tabii diğer bazı kitabevlerine de selam verirdim ama doğrusu bu iki dükkân benim için öncelikliydi. Zira bu dükkânların sahipleri sadece kitapçı değil, ilim-irfan sahibi, hoş sohbet, kendilerinden manen istifade edilen münevverlerdi. Onları dinledikçe bilgimiz ve görgümüz artıyor, kendimizi bir bakıma iyi ve sağlam bir muhitte hissediyorduk.

Şair Sefa Kaplan’ın bir mısraını hatırlıyorum: “Vedaın vakti gelir.” Elbette bütün insanlar vakti saati geldiğinde, günlerini doldurduklarında, ömürlerini ikmal ettiklerinde dünya misafirhanesinden ayrılıp ebedî âleme doğru yol alıyorlar. Bugün bütün kabristanlarda, türbelerde, hazirelerde yatanlar veya mezarı bilinmeyenler, dünya hayatını tamamlamış ahiretin ilk basamağına doğru adım atmışlardır. İşte bugünlerde dünya defterini kapatıp ahiret yurduna göç eden büyüklerimden biri de Nazım Tektaş’tır. Burak Yayınları’nın kurucusu, şair, yazar, tarihçi ve yayıncı olan ağabeyimizin en mühim vasfı, kanaatimce gönül insanı oluşuydu. Tevazuun zirvesindeydi. Heybesi dolu olduğu hâlde her zaman bir talebe gibi anlatılanları dinlemeyi severdi. Söz kendisine geldiğinde de tane tane ama hap gibi faydalı bilgileri aktarmayı isterdi. Kitap yayıncılığımızın müstesna siması, 22 Eylül 2026 Salı günü vefat etti. Bana bu kederli haberi, büyük oğlu Oğuz kardeşim verdi. Ne denir: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun.” (O’ndan geldik, yine O’na gideceğiz.) Başka bir yolu var mı? Elbette ulu daveti alan herkes bu çağrıya mecburen uyacaktır. Ertesi günü yayıncı dostum Hayati Bayrak ile birlikte yola çıktık. Fatih’ten Küçükçekmece Tepeüstü’ne varmak kolay değil. Yeni Mahalle, Düz Sokağı, No. 23 adresindeki Darüsselam Camii’ne vardığımızda öğle ezanı okunuyordu. Cenaze namazı kalabalık bir cemaat tarafından kılındı. Doğrusu Nazım ağabeyimizin meslektaşları vefalarını göstermişlerdi. Görebildiğim yayıncılar arasında Kitabevi’nden Mehmet Varış, Yeditepe Yayınları’ndan Mustafa Karagüllüoğlu ve İstanbul Dağıtım’dan Cemil Ergül, ilk karşılaştığımız ve karşılıklı taziyelerde bulunduğumuz dostlardı. Tarihçimiz Prof. Dr. Erhan Afyoncu da cenaze namazına gelmişti; merhumun oğulları Oğuz ve Turan’a başsağlığında bulundu. Cenaze namazında vefa abidesi Reşat Şen ağabeyle de görüştük. Tabii o kalabalıkta göremediğim kadirbilir dostları da vardır. Nazım Tektaş, cenaze........

© Milat