menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Atlantik köle sistemi: İnsanlığın en büyük zorunlu göçü

5 0
previous day

TARİH, bazı olayları münferit bir vahşet olarak değil, kurumsallaşmış bir düzenin işleyişi olarak kaydeder. Atlantik köle ticareti de böyle bir örnektir. 16. yüzyılın başından 19. yüzyılın sonuna kadar dört yüzyıla yayılan bu süreçte 12.5 milyon Afrikalı zorla gemilere bindirildi. Yaklaşık 2 milyonu, Atlantik geçişi sırasında hayatını kaybetti. Ancak bu rakamların ardında sadece bir insanlık trajedisi yoktu. Küresel kapitalizmin oluşumunda önemli rol oynayan bir ekonomik sistem ve modern dünyanın sömürgeci hafızası da vardı. Serinin ilk haftasında Afrika sinemasının kendi anlatılarına kulak vermiştik. Bu hafta ise kamerayı sistemin kendisine, yani Atlantik üçgenine, gemilerin ambarlarına ve köle ticaretinin küresel bir düzene dönüşme sürecine çeviriyoruz. Bu haftanın temel sorusu şudur: Köle ticareti nasıl küresel bir ekonomik ve siyasi sisteme dönüştü?

Bir Ticaretten Bir Sisteme

Atlantik köle ticareti, kendiliğinden ortaya çıkan bir “insan alım-satımı” değildir. Aksine Avrupa’nın mamul mallarının Afrika’ya, Afrika’nın insanlarının Amerika’ya, Amerika’nın şeker, pamuk, tütün ve kahvesinin Avrupa’ya taşındığı üçlü bir ticaret ağının merkezi halkasıdır. Bu karmaşık ticaret ağının popüler tarih yazımındaki en bilinen şemalarından biri ‘Atlantik üçgeni’ olarak adlandırılır. Liverpool, Bristol, Nantes, Lizbon ve Amsterdam gibi Avrupa limanları bu sistemden zenginleşti. Karayipler’in şeker adaları, Kuzey Amerika’nın güney eyaletleri ve Brezilya’nın kıyıları ise plantasyon ekonomisinin merkezleri haline geldi. Trinidadlı tarihçi Eric Williams’ın klasikleşmiş çalışması Kapitalizm ve Kölelik, İngiliz sanayi devriminin sermayesinin önemli bir kısmının Atlantik köle sisteminden karşılandığını ileri sürüyor. Modern dünya ekonomisinin kökenlerine baktığımızda, bu sistemin izlerini görmemek mümkün değildir. Bu nedenle Atlantik köle ticareti, küresel kapitalizmin oluşum süreçlerinden biri olarak da değerlendirilir. Bu haftanın filmleri, sistemin farklı boyutlarını sinema diliyle görünür kılan yapımlardan seçildi.

Roots: Bir Ailenin Yedi Kuşağı, Bir Kıtanın Yedi Yüzyılı

Alex Haley’nin aynı adlı romanından uyarlanan Roots (1977) yalnızca bir televizyon dizisi olarak değerlendirilemez. Amerikan yayıncılık tarihinin en büyük olaylarından biri olarak da anılır. Dizi, on sekizinci yüzyılda Gambiya’da yaşayan Mandinka halkından genç Kunta Kinte’nin köle tacirleri tarafından kaçırılıp Amerika’ya götürülüşüyle başlar ve onun soyundan gelen yedi kuşağın hikâyesini anlatır. 2016’da yeni bir uyarlaması çekilen dizi, köleliği kuşaklar arası bir travma olarak ele alır. Kunta Kinte’nin ismini değiştirmeye zorlanması bireysel bir travmanın ötesindedir. Bu sahne, köle sisteminin dilsel bir soykırım stratejisi olarak işlediğini, insanın kendi adını söyleme hakkının nasıl gasp edildiğini beyaz perdede en çarpıcı biçimde görünür kılmaktadır. Sistem, insanların bedenlerine, kimliklerine, dillerine ve aidiyetlerine de el koymuştur. Roots’un tarihsel önemi, anlatısal gücünden ibaret değildir. Ocak 1977’de ABC kanalında sekiz gece boyunca yayınlanan dizinin final bölümü yaklaşık yüz milyon izleyiciye ulaşarak dönemin en yüksek televizyon reytinglerinden birine imza atmış, Amerikan okullarında müfredat tartışmalarını, siyah aileler arasında soykütüğü araştırmalarını ve kamusal alanda kölelik tarihine ilişkin uzun soluklu bir yüzleşmeyi güçlendirmiştir. Bu yönüyle dizi, Amerikan kamusal hafızasında kalıcı bir çatlak açmış ve popüler kültürün tarihsel adalet arayışına katkısının en önemli örneklerinden biri olmuştur.

Amistad: Hukukun Karşısındaki Köle

Steven Spielberg’in 1997 yapımı Amistad’ı, 1839’da yaşanan bir gemi isyanının hukuki ve diplomatik yansımalarına odaklanıyor. Bugünkü Sierra Leone topraklarından kaçırılan Mende halkından bir grup insan, La Amistad adlı İspanyol köle gemisinde Sengbe Pieh (Joseph Cinqué) önderliğinde isyan çıkarır ve gemiyi ele geçirir. Ancak yolları Amerika Birleşik Devletleri sularında kesişir ve mesele Amerikan yargısının önüne gelir. Film, olayı bir isyan hikâyesi olarak anlatmaz. Aynı zamanda köleliğin uluslararası hukuk düzleminde nasıl tartışıldığını, dönemin diplomatik gerginliklerini ve eski başkan John Quincy Adams’ın Yüksek Mahkeme........

© Milat