Gölgesiz gölgeliler
Zamanın sarkaçları henüz okyanusların karanlık diplerine uzanan kalın çelik halatları yeni yeni sallandırırken, insanoğlu yeryüzünün tüm mesafelerini avuçlarının içine aldığını vehmetmişti. Gürültülü tellerin, kıtaları birbirine bağlayan ateşli haberleşme ağlarının tarihi kökünden sarstığına inandırıldık. Oysa yeryüzü yolculuğunun seyrini asıl değiştiren fırtına, şatafatlı kürsülerden değil, evlerin loş, rutubetli köşelerinden koptu. Suyu ve sabunu döngüsel bir sabırla çalkalayan, insan bedenini hane içi mesainin o ağır, yıpratıcı esaretinden çekip çıkaran sessiz bir tekne... Bu efsunsuz icat, insanlığın yarısını küresel iktisadın damarlarına adeta yeniden üfledi. Ailelerin kök hücrelerini, nesillerin inkişaf ritmini ve toplumsal ahengi derinden sarsan bu alttan alta büyüyen dalga, kibirli teknoloji sunumlarından çok daha sarsıcı bir inkılaptı. Hızın baş döndürücü kibrine kapılıp, en büyük devrimlerin en sessiz eşiklerde doğduğunu, hakikatin gürleyerek değil usulca süzülerek geldiğini ne çabuk unuttuk.
İktisadın o buz gibi soğuk, kâğıt kokan koridorlarında, güçlünün kendi ihtirasını evrensel bir tabiat kanunuymuş gibi yığınlara dayattığı koyu bir tahakküm hüküm sürer. Güya kurallardan arındırılmış, kendi haline bırakılmış o dokunulmaz pazar efsanesi, aslında siyasi bir tercihin ustalıkla giydirilmiş libasıdır. İnsan fıtratını hiçe sayarak yeryüzünü koca bir mezat alanına çeviren bu yaldızlı aldatmacayı eskilerin o derin feraseti fecr-i kâzib sözüyle, yani gecenin en zifiri vaktinde ufku aydınlatır gibi yapıp yığınları daha koyu bir karanlığa terk eden yalancı şafak ile tarif ederdi. Bugün hiçbir vicdan, çocukların ağır tezgâhlarda öğütülmesini yahut zehirli hasatların sofralara taşınmasını savunamıyorsa, demek ki mesele kuralsızlık felsefesi değil, o kuralların hangi muktedirin sınır tanımaz ihtiraslarını meşrulaştırmak üzere kaleme alındığıdır. Kendilerini kaidelerin üstünde gören bu gölgesiz sermaye, işlerine gelen kısıtlamaları doğanın kanunu gibi sunarken, menfaatlerine dokunan en ufak bir tedbiri eşkıyalıkmış gibi yaftalamaktan zerre hicap duymaz.
Kuzeyin buz tutmuş, pürüzsüz yollarında ağır ağır direksiyon sallayan bir adam ile, Doğunun tozlu, kavurucu güzergâhlarında ter döken bir başka adamın nasibi arasındaki o uçurum,........
