Belediye-delege-veliaht üçgeni! Demokrasinin pazarlıklı imhası
Türkiye’de siyasetin geldiği nokta, artık sadece fikir ayrılıklarıyla değil, bizzat kurumsal bir ahlaki çöküşle tarif ediliyor. Özkan Yalım’ın 13 Mayıs 2026 tarihli ifadesi, bu çöküşün bir özeti gibidir.
Metne baktığımızda, "etkin pişmanlık" kavramının siyasetin içine ne kadar derin sızdığını görüyoruz. Bir belediye başkanı, partisinin en üst yönetimini rüşvet, yolsuzluk ve ahlak dışı ilişkilerle suçluyor. İfadedeki en çarpıcı noktalardan biri, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı öncesindeki "delege mühendisliği"dir. Özgür Özel lehine yapılan çalışmaların, fikirsel bir mutabakattan ziyade "iş garantili" bir pazarlığa dayanması dehşet vericidir.
600-700 delegeyle yapılan telefon trafiği, demokrasinin bir "sayı sayma" oyununa dönüştürüldüğünü gösteriyor. Delegelerin, iradelerini çocuklarının belediyelerde işe girmesi karşılığında satmaları, siyasetin ahlaki zeminini yok etmiştir.
WhatsApp üzerinden gönderilen CV’ler, liyakatin değil sadakatin ve pazarlığın referans olduğu bir düzeni işaret ediyor. Bu durum, Türkiye’nin en büyük sorunu olan "torpil" mekanizmasının bizzat "halkçı" olduğunu iddia edenler eliyle nasıl kurumsallaştığını kanıtlıyor.
SGK kayıtlarının incelenmesi talebi, bu iddiaların sadece sözde kalmadığını, somut belgelerle ispatlanabileceği iddiasını güçlendiriyor. Eğer kurultay sonrası belediyelerde delege yakınlarının işe alımı tescillendiyse, bu Türk siyasi tarihindeki en büyük skandallardan biridir.
BELEDİYELERE GANİMET ZİHNİYETLE GELMİŞLER
Veli Ağbaba isminin bu süreçlerde "koordinatör" olarak geçmesi, kirliliğin bireysel değil, yönetimsel bir organizasyon olduğunu düşündürüyor. Seçim koordinasyon merkezlerinin, delege taleplerini karşılama ofislerine dönüştüğü iddia ediliyor. 115 delegenin imzasının teslim edildiği Selin Sayek Böke ismi üzerinden, partinin vitrini ile mutfağı arasındaki uçurumu görüyoruz. Dışarıya "modern, teknokrat ve liyakatli" bir görüntü verilirken, arka odalarda delege pazarlıkları dönüyor olması trajikomiktir.
Uşak Belediyesi ve Uşakspor üzerinden anlatılanlar ise yerel yönetimlerin nasıl birer "finansal kara delik" haline getirildiğini gösteriyor. Futbolcuların belediye çalışanı gösterilmesi, kamu kaynağının doğrudan gaspıdır. Futbolcu eşlerinin belediye kadrosuna alınması, kayırmacılığın sınır tanımadığını ve kamu kurumlarının adeta bir "sadakat fonu" gibi kullanıldığını ortaya koyuyor. Lunapark işletmecisinden alınan paraların ve hamiline çeklerin elden dağıtılması, belediyelerde kayıt dışı bir ekonominin ve "belediye mafyacılığı" benzeri bir yapının kurulduğunu işaret ediyor.
Özkan Yalım’ın bu paraları şahsi harcamalarında ve şirket borçlarında kullandığını itiraf etmesi, "kamu malına hıyanet" suçunun en somut örneğidir. "Pişmanım" demek, harcanan milyonların kamuya verdiği zararı........
