Suriye yazıları 3 kırmızı bir ip
Sednaya Cezaevi’nin önündeyiz. Yalnızca taş ve demir değil bu duvarlar. Aynı zamanda yılların sessizliğini, acısını ve karanlığını da taşıyor. Tam da o an. Bir çığlık düştü duvarların önüne. Hepimiz bir anda yönümüzü o sese döndük.
Yıllardır sesi duvarların ötesine ulaşmamış bir annenin yüreği artık susmuyordu. İlk kez, onlarca uluslararası basın mensubu, kameralarıyla o yöne doğru koştu. Kadın yıllardır bağırıyordu aslında. Ama şimdi dünya ilk kez duydu.
Yanımda Ammar kardeş vardı. Kadın hıçkırıklarla konuşuyor, elleriyle göğe, kalbine, toprak altına uzanıyor, sanki çocuklarına ulaşmaya çalışıyordu. Arapça konuşuyordu, ben anlamıyordum. Ama kalbim daralıyor, dizlerim çözülüyordu. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama bir müddet sonra yola düştük. "Annemiz ne anlattı?" diye sordum.
Ammar’ın sesi kısılmıştı, gözleri dolmuştu. Duydukları karşısında sadece başını eğdi ve “Subhanallah…” diyebildi. Sonra yavaşça, canhıraş bir gayretle tercüme etmeye başladı.
"Çocukları 2011’den beri kayıpmış…" "Sednaya’da mı, diri mi, ölü mü bilmiyormuş…" "Tüm hayatı cezaevi kapılarında geçmiş…" "Cezaevi kapılarında insan değil, zebaniler karşılıyormuş onu…" "Gitmediği yer, çalmadığı kapı kalmamış…" "Cesetlerini bile........
