Haramın Kokusu
Dün gece, Aşık Maksut Feryadi'nın Baba Nasihatı türküsünü dinlerken kaleme aldım bu satırları. Her kelimesinde bir sızı, bir öğüt, bir vicdan yankısı vardı. O ezgilerin içinde, çocukluğumun köyünü, nenemin sesini, helalin kokusunu yeniden duydum. Yaşım küçük. Hayal meyel hatırlıyorum. Yedi, sekiz yaşlarındaydım. Bir akşam köyde minareden anons yapıldı. "Elinde silahı olan, olmayan dağa çıksın" Köyde herkes telaşlandı. Erkekler dağa gitti. Ben ne olduğunu anlamıyordum ama havadaki korkuyu hissediyordum. Bizim köyün hemen yanında başka bir köy vardı. Aramızda yıllara dayanan bir husumet. Dağ bizimdi ama oradan çıkan su onların köyüne akardı. Bizim köye gelmezdi. Su akar yatağını bulur derler ya, işte o misal. Ama insan su gibi olamıyor bazen, adaletli akamıyor. Su bahane, mesele aslında kin, inat, nefret. Bir gün dağda çatışma çıktı. Saatlerce silah sesleri duyuldu. Sonra jandarma geldi, iki köyün arasına karakol kurdu. Mevziler kazıldı, siperler açıldı. Dedem de o çatışmada ayağından vuruldu. Uzun süre Samsun’da tedavi gördü. İyileşti ama yürüyüşü hep aksadı. Komşunun komşuya silah doğrulttuğu bir yerde kimse tam iyileşmez. Asıl mesele o çatışmalardan sonra yaşandı. Bir akşam bizim köyden bir grup, öteki köyün büyükbaş hayvanlarını dağdan toplamış getirmiş. Onlar da bizimkileri........
