Altındağ’ın Tanıkları
Cemal Süreya “Hayat kısa, kuşlar uçuyor,” demiş. Belki de bu yüzden insan, en çok çocukluğunun dar sokaklarına sığınmak, ilk adımlarının yankısını hâlâ duvarlarında taşıyan o kenti kelimelere emanet etmek ister. Zaman acımasız bir nehir gibi akıp giderken şehirler kabuk değiştirir, insanlar hayatın rüzgârına kapılıp uzaklaşır; ama belleğin kuytu bir köşesinde o mahalle, o ev, o pencere, sanki hiç dokunulmamış gibi yerli yerinde durur. Tozlu bir öğle vaktinin ağır sıcaklığı, sokak aralarında yankılanan çocuk kahkahaları ve bir kapı aralığından sızıp insanın içine yerleşen o tanıdık yemek kokusu… Bunlar artık bir şehrin değil, zamanın içinden süzülüp gelen bir ömrün sessiz tanıklarıdır.
Bir kenti anlatmak, hele ki o kent masumiyetin sığınağı, çocukluğun kalbiyse, göründüğü kadar kolay değildir. Hatırlamak kolaydır belki; ama hatırayı incitmeden, onu hoyrat kelimelere teslim etmeden anlatmak gerçek bir ustalık ister. Çünkü kâğıda düşen her kelime, aslında çoktan yitirilmiş bir zamanın kırılgan........
