menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

OSMANLI ŞEHRİ

32 0
05.09.2026

Böyle bir başlığın altında yıkılışlardan değil, en azından elde kalanlardan bahsetmek gerekir. Ama yıkılışlar haddini aştığından belki, Osmanlı şehri denince evvela İstanbul, sonra yıkılıp yitirilenler akla geliyor.

“Gerçek olan etrafımızdaki her kayıptan sonra biraz daha yıkılışımızdır.” demişti Orhan Okay. Haklıydı. Yıktığımız her şeyi kaybediyor, böylece kendimizi azaltıyoruz. Belleğimizde yer etmişlerin genlerle aktarılması imkânı yok. Üstelik dünya öyle artık öyle bir yerdi ki, artık kimse görmediğinin varlığını kabullenemiyor. Yıkılan her şey silinmiş demek.

O zaman daha fazla azalmamak ve azaltmamak için bir şeyler yapılmalı. Herkeste nüvesi bulunan “insaf” mefhumunu öne çıkarmak için Mimar Sinan’ın eserleri yeter de artar bile. Ama Koca Sinan, bu konuda da tedbiri elden bırakmamıştı. Bütün öngörüsüyle, “Dünya durdukça eserlerimi gören aklıselim sahiplerinin, çabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak, bunlara insaf ile bakacaklarını ve beni hayırlı dualar ile anacaklarını umarım.” diyen Sinan’ın bu cümlesinin bugün her eserinin giriş kapısında asılı olması gerekiyor.

Bilmiyorum asırlar boyunca yerli-yabancı seyyahların ya da şair ve yazarların anlatışıyla İstanbul’u temaşa etmek, bugün de herkesin hoşuna gider mi? Şahit oldukları harikuladeliği, sonsuzmuş gibi duran cümlelerle anlatışları zaman zaman İstanbul temaşasından bile daha etkileyici oysa. Hele ki teknoloji yokluğunda anlatılan şehir, sanki yaşanmamış bir hayal diyarını anlatıyor. Bugünlerde şehre karşı daha insaflı olmak için ihtiyacımız olan biraz da budur belki de. Erdem Bayazıt’ın, “Sanatkâr varoluşun hikmetini arayan kişidir.” cümlesinden yola çıkarsak edebiyat, güzelliğin çetelesini tutan en kıymetli aracılardandır zira.

Ve onlardan yalnızca birkaçı:

19. yüzyılda İstanbul’a gelen Gerard de Nerval, “Hareketli ve yemyeşil ufukları, boyalı........

© Milat