menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

O çocuklar başardı mı?

21 0
13.09.2026

12 Eylül 1980 sabahı Türkiye, radyolardan yükselen marşlar ve Hasan Mutlucan’ın sesiyle uyandığında; takvim yaprakları yalnızca askeri bir müdahaleyi değil, küresel satranç tahtasında Türkiye’ye biçilen yeni rolün başlangıcını da haber veriyordu.

O sabahın ve sonrasındaki yılların hafızalara kazınan en çarpıcı cümlelerinden biri, kuşkusuz dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze’e atfedilen ve Başkan Jimmy Carter’a iletildiği söylenen o meşhur ifadedir: “Our boys did it!” / "Bizim çocuklar başardı!"

Peki, kimdi o “çocuklar”?

Bir yanda Washington koridorlarında sırtı sıvazlanan, üniformalarıyla ülke yönetimini ve toplumsal hayatı sil baştan dizayn eden apoletli “çocuklar” vardı. Diğer yanda ise aynı memleketin, üniversite amfilerinden, fabrika tezgâhlarından, tarlalarından toplanıp idam sehpalarına gönderilen, yaşı büyütülerek asılan, işkence tezgâhlarında gençlikleri çürütülen, kitapları yakılan gerçek çocukları...

Bu söz, yıllar boyunca kimileri için bir iddia, kimileri içinse Türkiye’nin darbeler tarihini özetleyen çıplak bir itiraf olarak tartışıldı. Ancak sözün tam olarak kime, hangi tonda söylendiğinden öte, temsil ettiği zihniyet ve işaret ettiği jeopolitik zemin çok daha derin bir anlam taşıyor. Zira 12 Eylül’e giden süreç, Meclis’in cumhurbaşkanı seçememesi ya da sokaktaki anarşi ve kutuplaşmayla sınırlı kalmadı. Arka planda, Soğuk Savaş’ın en sıcak kırılma hatlarından birinde konumlanan Türkiye’nin “nerede ve nasıl duracağı” sorusu yatıyordu.

1979 yılı, dünya dengeleri açısından kritik bir eşikti: Doğu’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı........

© Milat