İnsan ilişkilerinde stratejik sessizlik ve geri çekilmek üzerine birkaç kelam
Bazı insanlarla mücadele etmenin en etkili yolu, onlara karşı kazanmak değil; onların kurduğu oyunun bir parçası olmayı reddetmektir.
İnsan ilişkilerinde bazen susmak korkaklık, geri çekilmek yenilgi, cevap vermemek ise kabullenmek sanılır. Oysa insan ruhunun derinliklerine biraz yakından bakıldığında, görünenle gerçeğin her zaman aynı olmadığı anlaşılır. Kimi insan gerçekten korktuğu için susar; kimi ise karşısındakinin karakterini daha iyi anlamak için konuşmaz. Kimi kaybettiği için geri çekilir, kimi de kazanmak uğruna neleri kaybettiğini henüz fark etmemiş birinin oyununa katılmayı reddeder.
Asıl mesele, kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil, kimin kendi davranışlarını yönetebildiğidir.
Psikolojinin bize öğrettiği önemli gerçeklerden biri şudur: İnsan, bazen başkalarına kabul ettirmeye çalıştığı şeyin tam tersini içinde taşıyabilir. Kendini sürekli güçlü göstermek isteyen biri, güçsüz görünmekten aşırı derecede korkuyor olabilir. Her tartışmayı kazanmak isteyen biri, haklılığından emin olduğu için değil, haksız çıkmaya tahammül edemediği için mücadele ediyor olabilir. Herkesin kendisine saygı duymasını isteyen biri ise saygı ile korkuyu birbirine karıştırmış olabilir.
Çünkü gerçek güç, başkalarını sindirme ihtiyacının azaldığı yerde başlar.
Gürültünün arkasındaki boşluk
Bazı insanlar bulundukları her ortamı bir güç gösterisine dönüştürür. Söz keser, ses yükseltir, küçümser, tehdit eder; en küçük itirazı bile kendilerine yöneltilmiş bir saldırı gibi algılarlar. Bir başkasının farklı düşünmesini, kendi otoritelerinin sarsılması olarak görürler. Kendilerine yöneltilen basit bir soruyu bile hesap sorma, sıradan bir eleştiriyi ise itibarlarına saldırı olarak değerlendirebilirler.
Peki, insan neden bu kadar kolay öfkelenir?
Psikanalitik açıdan bakıldığında, bu davranışların arkasında kimi zaman kırılgan bir benlik algısı, bastırılmış yetersizlik duygusu veya aşağılanma korkusu bulunabilir. Kişi, kendisiyle ilgili katlanmakta zorlandığı düşünceleri başkasına yönelterek rahatlamaya çalışabilir. Kendi yetersizliğini kabul etmek yerine karşısındakini küçümser; kendi hatasıyla yüzleşmek yerine suçlayacak birini arar. Böylece iç dünyasında yaşadığı gerilimi dışarıya taşır.
Psikanalizde yansıtma adı verilen savunma mekanizması, bu durumu anlamaya yardımcı olabilir. İnsan bazen kendinde kabul edemediği bir özelliği başkasına atfeder. Güvenilmez davranan biri çevresindeki herkesten şüphelenebilir; başkalarını manipüle eden biri, herkesin kendisini kandırmaya çalıştığını düşünebilir.
Elbette her öfkeli insanın arkasında gizli bir aşağılık duygusu, her sert davranışın altında da aynı psikolojik neden bulunmaz. Değildirvranışını tek bir kavramla açıklamak mümkün değildir. Ancak şu soru önemlidir: Bir insan neden kendini kanıtlamak için sürekli başkalarını küçültmeye ihtiyaç duyar?
Belki de asıl cevap, sergilediği güç gösterisinde değil, kaybetmekten bu kadar korktuğu şeydedir.
Onun oyununa girersen, onun kurallarını kabul etmiş olursun
Gündelik hayatta bazı insanlar vardır; sizi öfkelendirmek, kendinizi açıklamaya zorlamak, sabrınızı tüketmek ve nihayetinde kontrolünüzü kaybettirmek isterler. Bazen bunu bilinçli olarak yaparlar, bazen de alışkanlık hâline gelmiş davranışlarının farkında bile değildirler.
Siz sakin kaldıkça daha fazla kışkırtabilir, cevap vermedikçe yeni bir suçlama ortaya atabilir, tartışma sonuçsuz kaldıkça konuyu başka bir alana taşıyabilirler. Çünkü amaçları her zaman gerçeği ortaya çıkarmak değildir; bazen amaç, karşısındakinin duygusal dengesini........
