Aynı kıbleye dönenler birbirine sırt döner mi?
Bazen durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Aynı Allah’a iman eden, aynı Peygamber’e ümmet olan, aynı kıbleye yönelen toplumlar birbirini gerçekten düşman görebilir mi?
Türkiye’de yıllardır diri tutulan bir İran karşıtlığı var. Mezhep üzerinden derinleştirilen, tarih üzerinden büyütülen, güvenlik söylemleriyle sertleştirilen bir karşıtlık… Oysa hakikat çok daha sade.
Dört yüz yıldır bu toprakların en istikrarlı sınırı İran sınırıdır. Nice fırtınalar koptu, nice imparatorluklar yıkıldı, nice ittifaklar dağıldı; ama o sınır yerinde kaldı. Bu yalnızca diplomatik bir başarı değil, tarihin sessiz bir şahitliğidir.
Evet, geçmişte rekabet oldu. Safevi–Osmanlı gerilimi yaşandı. Mezhep farklılıkları vardı, bugün de var. Ama bütün bu ihtilaflar, bizi birbirimizin varlığını inkâr edecek bir düşmanlığa sürüklemedi. Çünkü derinde bir yerde şunu biliyorduk: Biz aynı medeniyetin çocuklarıyız.
Sorun şurada başlıyor: Biz kendi tarihimize kendi gözümüzle bakmayı bıraktığımızda…
1952’den sonra güvenlik aklımız değişti. Tehdit algımız bize ait olmaktan........
