Tüketim Toplumu ve Din
İçinde yaşadığımız toplumu net bir biçimde tüketim toplumu, seküler toplum veya dini inançların diğerlerinden daha fazla önemsendiği bir toplum olarak nitelemek mümkün değil.
Sistem olarak kapitalist üretim ve tüketim çerçevesinde yaşadığımız dikkate alınırsa dinin artık pek çok yerde sembolik ve simgesel olarak anlamlandırıldığını görüyoruz.
Çünkü dinin itikat boyutu olmasa bile ibadet boyutu artık tam anlamı ile metaa dönüştürülmüş vaziyettedir.
Mefhumlar inançtan, ibadetten ve duygu ile histen çıkarılıp meta haline getirildiğinde, inanç ve itikat ya da milliyet esasına göre oluşturulan toplumları tüketim toplumuna dönüştürerek insanların inanç, ahlaki ve moral değerlerinin de yeniden inşasını üstlenirler.
Yeniden üretilen dini, ahlaki ve moral değer metaları tesis edildiği coğrafyada o güne kadar görülmemiş ölçüde bir tüketim çılgınlığına tutulan tüketim toplumunu ortaya çıkarır.
Tüketim toplumu ortaya çıktığında ise tüketiciler tüketim sisteminin sadece pasif katılımcıları olmaktan çıkar aynı zamanda hem üretimin hem de tüketimin aktif katılımcısı haline gelirler.
Çünkü tüketim dünyası aynı toplumdaki tüketicilerin daha fazla tüketebilmek için daha fazla üretime zorlandıkları bir dünya haline getirilmiştir.
Hal böyle olunca tüketim dünyasında alışveriş imkânı sağlayan para tüketim arzusundan daha geride yani önem açısından ikinci sıradaki bir düzeye itilmiş olur.
Toplumda tüketim önceliğinde para ikinci sıraya itildiği için para kazanmalarında ve harcamalarındaki farklılık veya yoksunluk nedeniyle aşağı derecede........
