Kimya ve Simya İlmi
Bugün de yine ‘selam duâsı’yla başlamak istiyoruz efendim müsâdenizle;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Geçen hafta kaldığımız beyitten devam edelim;
“Bu sırrı dinleyebilecek kulak bulunsaydı göz derecesi yükselirdi, bir taş dinlese yeşim olurdu.”
Bir kere, ‘yeşim’in ne olduğundan bahsedelim önce, bu taş nerede bulunuyorsa orayı yıldırımlardan koruyan değerli bir taştır. Duyduklarını, işiten, işittiklerini uygulayan kulak kusursuz, noksansız, sıhhatli bir kulaktır. Kulak önemli bir uzuvdur, sağır bir peygamber yoktur ama gözleri görmeyen -İshak ve Yâkup- peygamberler vardı. Gözleri görmeyenler Hakk’ın sesini kulaklarıyla işiterek Kur’an’ı anlayabilir ve O’ndan yararlanabilirler. İşte bu sebeple kulak insanın bilhassa hayırlı sesleri işitebilmesi için önemli bir mihenk taşıdır.
İnsanlar, irşat edici kâmil insanları kulaklarıyla dinleyerek kalplerini, gönüllerini feyizle doldururlar ancak bâzan da taş gibi katı kalpliler dâhi yumuşayarak kıymetli yeşim taşı gibi olurlar, değerlenirler. Kur’ânî hükümleri, Peygamberî Zişân’ın ilâhî sözlerini işitip o kutsî hakikatlere teslim olanlar, yâni hikmetli sırlara vâkıf olanlar, saadete ererler. Hakk’ın hakikat dolu ilâhî nağmelerinden hisselenen taşlar dahi o tecelli feyzinden ‘yeşim’ kesilirler. Aynen şâir’in yüce peygamber için buyurduğu gibi; ‘Muhammed aleyhisselam, bir beşerdir, beşer gibi değildir. Belki o, taşlar arasında bir yakut taşıdır.’ Allah........
