Manhattan'dan Gelen Adam
Çocukluğumda okuduğum kitaplar arasında Gulliver’in Seyahatleri’ de vardı. Kanallardan birinde onun ismini taşıyan filmi görünce izleyeyim dedim. Bizim bildiğimiz çocuklar için yazılmış bir kitaptı.
Film, çağdaş Guliver’i Manhattan’da (Amerika’da) yaşayan sünepe, sevimsiz, sıradan bir memur yapmış. Tabii yenilikler bununla bitmiyor. Mesajlarıyla, akıl almaz oyna(t)malarıyla dikkat çekiyor. Bir kaçını sıralayacağım. Fakat yazı esnasında kullanacağım bazı cümleler için okurlarımdan şimdiden özür dilerim.
Bir gemi kazası sonucu Cüceler Ülkesine düşer Guliver. Ülke krallıkla yönetilmektedir Halk önce onu, devasa gövdesiyle bir canavar olarak görür. Fakat sonradan ucuz kahramanlıklarıyla göz boyar, düşman gemilerini iri cüssesiyle püskürtür. Mesela çıkan yangını defi hacetiyle söndürür. Hatta Krala da serpintileri bulaştırır.
Güçlü dev ülkeler, fakir cüce ülkelerdeki ateşi böyle söndürür, arkada tüm ufunetini, pisliğini bırakarak. (Dillere pelesenk ettikleri Bahar ve demokrasi getirme masallarını hatırlayalım)
Guliver zamanla bütün ada ülkesi Lilput’ta etkili olmuştur. Danışmandır, elçidir, rehberdir. Rock and Roll, bedenini bütün ihtişamıyla sergileyen posterler, yaptığı tiyatro müzik gösterileri, eğlenceli zevkçi egemen kültür tüm ülkeyi istila eder. Artık onu, “kendi ülkesinin kralı” gibi de düşünürler ve ona göre muamele yaparlar.
Bu arada ülkenin sevgili prensesine âşık bir adam vardır. Hislerini bir türlü ilan edemez. Guliver hocası olur. Onun ağzında bazı meşhur Batı klasikleri alay konusu edilir, öğütleri yıkıcıdır.
Balkondaki Prenses için şarkı söylemesini emreder sözgelişi Âşığa. Fakat şarkısını söylerken nedense ısrarla “kalçasını sallamasını” ister.........
