Koltuk
Hayali, ucundaki erişim bile tarifsiz sayısız visal yaşatacaktı. En güzel rüyalar onunla görülüyordu.
Üstelik yani neredeyse her çeşit defi hacet serbest, onunla her şey alabildiğine hürdü.
Hatta az gayret, ha gayret, azıcık daha uğraşsa, müşavir hocalar yeterince çalışsa Cennet ahalisinin başı olacağına dahi inanıyordu.
Yasaları o yapar, o yıkardı. Kanun çalar oynar; rengârenk kişiliğiyle oradan oraya zıp zıp zıplardı.
Binaenaleyh nerede, hangi yönde olduğu, davası havası he(l)vası bir türlü anlaşılmazdı.
Sonra bu duygu, düğün dernek, şehrayin, tap(ın)ma duygusu başka nerde neyle yaşanabilirdi.
Bütün dünya nimetleri, belki de ahret hediyeleri oradan geliyor ve Koltuk kutsallaşıyordu.
Ama inmesi binmesi, çıkışı girişi de güçtü.
Maazallah düş(ürül)se, bir tarafı incinse kırılsa yahut dış güçlerce ele geçirilse, toprak üstünde ne yapacaktı, doruklara nasıl tırmanacaktı.
Ayrıca “koltuk değneği” bulmak kolay mıydı? O zirvelerin şahikaların göklerin adamıydı.
İşte o zaman düşler azmanlaşıyor, gönül ferman dinlemeyip arzu genişliyor, sınırlar kalkıyor; hadsiz hudutsuz bir sevdanın sonucu kullar köleler, tebaa çoğalıp, koltuk merasimleriyle şenlikleriyle onu omuzlarda başlarda taşıyordu.
Mecburdular, hele bir cüret etsinler de görelim. Metotlarını, yöntemlerini........
