menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şeyma Hatice Bozoğlu yazdı | Teflon tava ahlakı: Cemaatin sorumluluktan kaçma sanatı

23 4
31.01.2026

Yeni yıldaki yaprak dökümü sert başladı. 21 Ocak’ta, Türk edebiyatının son dönem en güçlü deneme yazarlarından Ahmet Turan Alkan’ı kaybettik. Medyada son yazısını 2021’de yayımlamış, ardından bilinçli bir şekilde kamusal alandan çekilmişti. Onun suskunluğu, bugünden geriye bakıldığında daha da üzücü hâle geliyor; çünkü asıl kaybeden, bir kez daha ve derin biçimde, Türk sağı ve Türk sağının düşünce pratiği.

Alkan, 1990’ların başından kapatılana kadar cemaatin yayın organı Zaman Gazetesi’nde köşe yazdı ve yıllarca gazetenin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Ancak 15 Temmuz sonrasında yaşadığı 22 aylık cezaevi süreci, son yazılarından da anlaşıldığı üzere, onun için yalnızca bir hapislik değil, derin bir hayal kırıklığıydı. Bu kırılmayı gürültüyle değil, içine kapanarak yaşadı; yazıdan, kamudan ve tartışmadan bilinçli bir inzivayla çekildi. Suskunluğunu bir kaçış olarak değil, ağır bir iç hesaplaşmanın sonucu olarak okurlarına izah etti.

Buna paralel olarak, cemaatin ve gazetenin lideri de aynı suskunlukla noktaladı hayatını. Peki, bu iki suskunluk gerçekten benzerlik taşıyor mu?

Günden güne şiddetini artıran cemaat içi tartışmalardaki sisli havanın da işaret ettiği üzere, Fethullah Gülen’in suskunluğu erdemden ziyade kaçınma barındırıyordu. Darbeden ölümüne kadar süren on yıllık sessizlik, kendisine küsen topluluğu da onu hâlâ gönülden sevenleri de görmezden gelmeyi seçen bir liderliğin sessizliğiydi. Bu, bedel ödemeyi göze alan bir geri çekiliş değil; sorumluluğu askıya alarak geçmişi halının altına süpüren; ortamın “temiz” görünmesini amaçlayan bir korunma biçimiydi.

Yazarın vefatının ardından cemaatle angaje sosyal medya hesaplarının büyük bölümü, yıllar önce kaleme alınmış “özür” metinlerini kopyala-yapıştır bir öfke ve katarsis eşliğinde dolaşıma soktu. Ardından Ekrem Dumanlı’nın yirmi yılı aşkın çalışma arkadaşını kekremsi bir tonla anması ile, yapının ahde vefasızlığı bir kez daha tescillendi.

Cemaatin bugüne kadar “akışkan” kalmasının, yani bilinçli bir formsuzluğun vicdan kanatan tutumları tam da böyle anlarda ortaya çıkıyor. Olan biteni yorumlarken adeta “kir, yağ tutmaz” bir yüzeyi her defasında yeniden cilalıyorlar ki sorumluluk, bir başkasının üstünde bırakılıyor; böylece kendileri, yani failler, tertemiz kalmaya devam ediyor!

Örgütün maddi gücünü elinde tutan statükonun, “prensi” olarak anılan ve yürütme heyetinde de yer alan Ekrem Dumanlı’nın temsil ettiği eski kanat ile; kendisini “yenilikçi” ya da “Version 2” olarak sunan muhalif figürler arasında aktarım farkı bulunsa da sorumluluk almama noktasında değişen bir durum yok. İsimler ve pozisyonlar farklılaşsa da refleks değişmiyor.

Dumanlı cephesinde üslup tanıdık. Son YouTube videosunda, “memleketin uçuruma sürüklendiği” nakaratına geçmeden önce Ahmet Turan Alkan’a birkaç cümlelik bir parantez açıyor. Parantez kısa; ton abartılı, pozisyon ise her zamanki konforlu yükseklikten: “Hocaya müsamahakâr yaklaşmak lazım.”

Oysa Alkan’ın, bahse konu son yazılarından birinde “Ülkeyi ve toplumsal huzuru altüst eden fitne-fücur fırıldakları esnasında gazete yöneticilerinin birer ikişer yurt dışına tüymeleri beni uyarmalıydı” diye işaret ettiği isimlerden biri tam da Dumanlı’nın kendisi.

Eski genel yayın yönetmeni, cemaatin en tepesinde yıllarca bulunmasından / üst seviye “istişarelerin” karar mercilerinden biri olmasından........

© Medyascope