menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Selim Kuneralp yazdı: Ortadoğu’da büyük değişim

19 0
28.03.2026

Son güncelleme: 27 Mart 2026 -

Selim Kuneralp yazdı: Ortadoğu’da büyük değişim

28 Mart 2026 Cumartesi

Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail topraklarına yaptığı ve en az 1200 İsrail vatandaşının katliyle sonuçlanan saldırının tetiklediği ölçüsüz cevabi İsrail askeri harekâtı, Ortadoğu’nun son yıllarda yaşadığı ve soğuk barış olarak nitelenebilecek nispeten sakin ortamını alt üst etti. Hamas’ın saldırısının arkasında İran’ın olduğuna kimse şüphe etmedi.

2023’ten itibaren Ortadoğu, İran ile İsrail arasında bir ölüm kalım savaş alanına dönüştü. Mollaların İsrail nefreti ve onu imha etmeden durmayacaklarını yıllardır tekrar etmeleri, Hamas, Hizbullah ve benzeri İsrail’i hedef alan örgütlere verdikleri destek, en azından İran’ın hedefinin ne olduğu konusunda tereddüt bırakmamaktadır. İsrail için ise İran’ı haritadan silmenin gerçekçi bir hedef olamayacağı açıktır. Onun için hedef, İran’ın yıllar boyunca geliştirdiği silah sanayiini yerle bir etmek ve mümkünse nükleer programını geriye dönüşü olmayacak şekilde yok etmektir. İsrail için ideal çözüm şüphesiz mollaların yerine Şah döneminde olduğu gibi onunla iyi geçinebilen bir rejimin kurulmasıdır. Bu bakımdan Netanyahu’nun, savaş başladıktan sonra anlaşılır nedenlerle pek sesi çıkmayan Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’yi kabul eden nadir, belki de tek hükümet başkanı olması tesadüf değildi. Gönlünde neyin yattığı belli. Ancak bu hedefe ulaşması mümkün mü belli değil. Bunu zaman gösterecektir. Ama bence kesin olan şey, İran rejiminin savaş devam ettiği sürece devrilmesinin pek mümkün gözükmediğidir. Rejim değişikliği ancak barış tesis edildikten sonra gündeme gelebilir; zira rejim en ufak bir ayaklanmada halkın üstüne yeniden ateş açmaktan çekinmeyecektir. Savaş ortamında da doğal sayılabilecek bir şekilde muhalefetin rejimin arkasında saf tuttuğu görülmektedir. Dış dünyadan gelen tepkiler üzerine rejimin ara verdiği, Ocak-Şubat aylarındaki gösterilere katılan tutukluların idamına son günlerde yeniden başladığı anlaşılmaktadır. Trump ile Netanyahu’nun başlattıkları akıl dışı savaş şüphesiz İran’ın değişime uğramasını güçleştirecektir. Hatta rejimin daha sertleştiği ve radikal Devrim Muhafızlarının yönetimine geçtiği, reformcuların geri plana itildiği ortaya çıkmaktadır.

Bu ortamda savaşın bir uzlaşmayla sona ermesi epey zor görünmektedir. İsrail, başta dini lider Ali Hamaney olmak üzere rejimin dini, siyasi ve askeri liderliğinin üst kademelerinde oturan kişilerin büyük bölümünü nokta atışlarıyla öldürdü. Sağ ise — ki o konuda ciddi şüpheler var — yeni dini lider Mücteba Hamaney’in ailesini öldüren İsrail ile masaya oturması herhalde beklenmemelidir. Üstelik İran’ın dayanma gücünün epey yüksek olduğu, 1980-88 arasında devam eden ve en az bir milyon İranlının ölümüne yol açan Irak’la savaşı, muazzam fedakârlıklara katlanarak sürdürmeyi göze almasıyla ispat edildi. Savaş sonuçlandığında rejim, hedeflerine en azından kısmen ulaşamadan ayakta kalmayı başarırsa halkına bu sefer durumu nasıl izah edecektir? Irak’la savaşın başlangıç noktasında sona ermesi üzerine rejim sertleşmiş, tüm muhalefeti yok etmiş ve bildiğimiz bugünkü şeklini almıştı. Ancak bu savaşta İsrail’in ve ABD’nin İran’a verdikleri zarar, zamanında Irak’ın verdiği zararla mukayese edilemeyecek boyutlardadır. Üstelik askeri gücü azaldıkça kendi halkı üzerindeki baskı kabiliyeti de o ölçüde azalacaktır. Bu da herhalde rejimin kalan ileri gelenlerinin aklından çıkmayan bir husustur.

İran, İsrail’le tek başına başa çıkamayacağının bilinci içinde, gerek 7 Ekim 2023 Hamas saldırısından gerekse şimdiki savaş başladıktan sonra Arap dünyasını İsrail’e karşı çevirmeyi hedefliyordu. 7 Ekim saldırısı sonrasında İsrail’in tepkisinin her türlü ölçünün dışına çıkacak sertlikte olacağını biliyordu. Ancak kendi halkının hayatına önem vermeyen bu rejimin masum Gazeleli Filistinlilerin canına değer vereceğini düşünmek çok yanlış olurdu. İran rejimi ve Hamas, Gazze halkını daha büyük hedefler için harcanacak piyon olarak gördü.

Ancak hedefe ulaşmak mümkün olmadı. Başta Mısır olmak üzere Arap ülkeleri Hamas’a ve Filistin halkına arka çıkmadı, tersine İran’a karşı tavır aldı. 2024 ve 2025 kısa savaşları sırasında Arap ülkeleri hava sahalarını İran’a saldırıya giden İsrail uçaklarına açtılar, hatta İsrail’e atılan İran füzelerinin düşürülmesine Suudiler ve Ürdünlüler yardımcı oldu. Neticede Gazze savaşı hiçbir şekilde Hamas ve İran’ın hesapladığı gibi İsrail’in yenilgisiyle bitmedi. İsrail’in ölçüsüz katliamları neticesinde Gazze halkı muazzam bir zayiat verdi. Ancak ülkemizde de hevesle takip edilen, İsrail liderlerine karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) ve ayrıca Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) açılan soykırım davası dosyaları her iki mahkemenin raflarında toz toplamakla meşgul. Dünya kamuoyu, en azından yeni savaş başlayıp da dikkatleri başka tarafa çekinceye kadar bu durumdan haklı bir infial duyuyordu. Ancak ne yazık ki kamuoyunun tepkisi her zaman netice alınmasına yetmiyor; uluslararası ilişkiler söz konusu olduğunda da hukuk ve adaletin fazla bir yeri olmadığı tekrar görülmüş oldu. Kamuoylarının hükümetler üzerinde etkisinin her zaman büyük olmadığını İsrail ile ABD’nin saldırısıyla başlayan mevcut savaşta da görüyoruz. ABD halkının neredeyse yüzde 75’inin savaşa karşı olmasına rağmen gözü kararmış Trump’ın bundan fazla etkilenmediği görülmektedir.

Bu arada İran’a ve ayrıca Rusya’ya büyük ölçüde bağımlı olan Suriye’deki Esad rejimi Aralık 2024’te devrilince İran, bölgedeki en büyük destekçisini kaybetti. Esad’ın düşmesinin önemli bir sonucu olarak da İran’ın İsrail’e karşı kullandığı, bizzat Ali Hamaney’in kurdurduğu Lübnan konuşlu Hizbullah’a lojistik destek imkânını da yitirdi.

Gazze savaşının İran için büyük bir başarısızlıkla sonuçlandığını söylemek yanlış olmaz. Arkadan zaten yaptırımlar nedeniyle bir hayli yıpranmış olan İran ekonomisinin savrulması neticesinde enflasyonun yüzde 40’lara çıkması üzerine halk ayaklanmaları başlamış ve bunlar kısa zamanda ekonomik şikâyetlerin ifadesinden rejim karşıtlığına dönüşünce rejim, alışık olduğu şekilde halkın üstüne ateş açma yoluna başvurdu. Ocak-Şubat ayları arasında sayıları 6000 (rejimin kabul ettiği rakam) ile 30.000 (insan hakları örgütlerinin ilan ettiği rakam) arasında gösterici katledildi.

Sonrası malum: Netanyahu bu gösterilerin İran rejiminin son demlerini yaşamakta olduğunun göstergesi olduğuna ve bu fırsattan yararlanmak gerektiğine Trump’ı ikna etti ve 28 Şubat’ta İsrail ile ABD’nin birlikte tetiklediği anlamsız savaş başladı. Öyle görülüyor ki İsrail ile ABD burada çok büyük bir hesap hatası yaptı. Yukarıda da belirttiğim gibi bir aydır devam eden savaş İran muhalefetini susturdu. Oysa hesap, rejimin kısa zamanda devrilmesiydi.

İran da hata yaptı. Ülkemiz dahil tüm bölge ülkeleri savaşın yaklaşan ayak seslerine karşı tavır almış ve bunun önlenmesi için sonuç vermeyen girişimlerde bulunmuştu. İran ise bu ülkeleri kendi safına çekmeye çalışmak yerine onlara saldırıda bulunmayı tercih etti. Burada da hesap, saldırılar üzerine başta Körfez ülkeleri olmak üzere İran’ın komşularının paniğe kapılacağı ve savaşın bir an önce sonuçlanması için Trump üzerinden Netanyahu’ya baskı yapacakları şeklindeydi. Oysa böyle olmadı. Tersine Körfez ülkeleri Trump’a daha çok yanaştılar ve onlar da karşı saldırıya geçtiler. Şimdi en büyük endişeleri, savaş sonrasında yaralı fakat ayakta kalan bir İran rejiminin intikam arayışı için bölgeyi ateş çemberi içinde tutması olduğundan rejim değişikliğine usul usul destek vermeye başladılar. Kendi açılarından anlaşılır bir yaklaşım. ABD çekilse bile düşük yoğunlukta devam edecek bir savaş, Körfez bölgesinin refahı için güvendiği istikrarlı ortamın tesisini engelleyecektir.

Dolayısıyla İran’ın tarihte........

© Medyascope