Türk ve Kürt milliyetçileri kol kola | Ruşen Çakır yorumladı
Ruşen Çakır yayınları
Son güncelleme: 8 Ağustos 2026 -
Türk ve Kürt milliyetçileri kol kola | Ruşen Çakır yorumladı
8 Ağustos 2026 Cumartesi
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, çözüm sürecinde gelinen son noktayı ve çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından yaşanacakları değerlendirdi. Çakır, sürece hem Türk hem Kürt milliyetçilerinden gelen itirazların benzer bir “teslimiyet” algısına dayandığını ancak sürecin taraflardan hiçbirinin kaybetmediği bir mutabakata işaret ettiğini savundu.
Ruşen Çakır, çözüm sürecinde gelinen aşamayı ve çerçeve yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından yaşanabilecek gelişmeleri değerlendirdi. Çakır, sürece yönelik Türk ve Kürt milliyetçilerinden gelen itirazların benzer şekilde “teslimiyet” algısına dayandığını belirterek, sürecin taraflardan herhangi birinin kaybettiği bir sonuçtan ziyade karşılıklı mutabakata dayandığını söyledi.
Süreç kimin “teslimiyeti”?
Çakır, sürece itiraz eden iki ucun da karşı tarafın kazandığını, kendi tarafının teslim olduğunu düşündüğünü söyledi. Ancak müzakerenin baştan beri zorlu geçtiğini, Öcalan’ın 20 Temmuz’daki mutabakatın ardından 1 Ağustos’ta yeniden görüşme yapıldığını hatırlatan Çakır, bunun bir teslimiyetten çok pazarlık sürecine işaret ettiğini belirtti.
Devlet mi kazandı, örgüt mü?
Çakır, PKK’nin kendini feshetmesi ile devletin örgütü yenmesi arasında önemli bir fark olduğunu vurguladı:
“Devlet örgütü feshetmedi. Devlet, örgütün kendini feshettiğini tespit ediyor. Bu çok önemli bir ayrım.”
“Devlet örgütü feshetmedi. Devlet, örgütün kendini feshettiğini tespit ediyor. Bu çok önemli bir ayrım.”
Sürecin kazananı kim olacak?
Sürecin normal şekilde tamamlanması halinde Kürtlerin eşit vatandaşlığı konusunda önemli bir adım atılacağını belirten Çakır, bunun tüm Türkiye için de kazanım olacağını söyledi. Çakır, Türk ve Kürt milliyetçilerinin sürece yönelik itirazları ile Bahçeli ve Öcalan’ın bu itirazlar üzerindeki etkisine ilişkin şunları söyledi:
“Türk milliyetçilerinin itirazlarını frenlemede Devlet Bahçeli çok etkili bir rol oynuyor. Kürt milliyetçilerinin itirazlarını frenlemede Abdullah Öcalan böyle bir rol oynayamıyor. Çünkü Kürt milliyetçilerinin çoğunun gözünde Öcalan devlet iş birlikçisi, ajan vesaire.” googletag.cmd.push(function() { googletag.display('inline_ad'); });
“Türk milliyetçilerinin itirazlarını frenlemede Devlet Bahçeli çok etkili bir rol oynuyor. Kürt milliyetçilerinin itirazlarını frenlemede Abdullah Öcalan böyle bir rol oynayamıyor. Çünkü Kürt milliyetçilerinin çoğunun gözünde Öcalan devlet iş birlikçisi, ajan vesaire.”
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Çözüm sürecinde kritik günlerden geçiyoruz. Çerçeve yasanın Meclis’te birkaç gün içerisindeyasalaşması ve Resmî Gazete’de yayınlanması bekleniyor. Pozisyonlar üç aşağı beş yukarınet, fakat YENİ Parti’nin ne yapacağı konusunda hâlâ spekülasyonlar var. Ben dünkü yayındakararın ‘‘evet’’ olacağını düşündüğümü söyledim. Fakat daha henüz kesinleşmiş bir şeyolmamakla birlikte bazı milletvekilleri kendi başlarına ‘‘hayır’’ da kullanabilirler. Onlarıkestirmek mümkün değil. Ama yasanın geçeceği kesin. Zaten 360 imzayla verildi.Dolayısıyla orada bir sorun yok. Ama yasanın geçmesi tek başına yeterli değil, uygulamayageçilmesi lâzım. Önce silah bırakıldığının tespit edilmesi lâzım. Bunun Millî GüvenlikKurulu’nda onaylanması lâzım. Ardından Cumhurbaşkanı’nın açıklama yapması ve startvermesi ve ondan sonra da Avrupa’dan, Suriye’den, Kandil’den ve cezaevlerinden birtakımgeri gelişler diyelim ve cezaevleri dışında yurda dönüşler, cezaevlerinden de tahliyelerbekleniyor. Yüzlerce, binlerce kişi olacağı söyleniyor. Ve tabii ki bu yılların meselesi;herkeste hem ilgi hem merak hem kaygı hem itiraz hem umut hepsi karman çorman bir hâlde.Ve burada başından itibaren, sürecin başından itibaren iki uç kutbun benzer şeyler söylediğinigörüyoruz. İtiraz ediyorlar. Bu kutuplar nedir? Kabaca söyleyecek olursak Türk milliyetçilerive Kürt milliyetçileri. Öyle özetleyebiliriz. Tabii ki bu bütün Türk milliyetçilerinin ve bütünKürt milliyetçilerinin sürece karşı olduğu anlamına gelmiyor. Fakat özetlemek için bencekullanışlı bir şey. İki taraf da buna itiraz ediyor. Çünkü iki taraf da karşı tarafın kazandığınıve kendi tarafının bir anlamda teslim olduğunu düşünüyor. Kürt milliyetçiliğinde bu dahaanlaşılır bir şey. Çünkü cezaevinde bir Abdullah Öcalan var. Örgüt silahları bırakıyor, örgütgelecek, devletin gözetiminde kayıtlar olacak, süreç devletin gözetiminde ilerleyecek.Dolayısıyla buradaki teslim olma sözünü insan gözünde biraz daha şekillendirebilir. Ama benbunun teslim olma olduğunu düşünmüyorum. Çünkü baştan itibaren yürüyen, bayağı zoryürüyen bir müzakere yaşandı. Teslim olma olsaydı çok daha hızlı bir şekilde, çok dahatartışmasız bir şekilde yaşanırdı. Hatırlayın, en son Öcalan 20 Temmuz’da İmralı Heyeti’ylekonuştu. Yasayla ilgili anlaşmaya varıldı. Fakat sonra iktidarın AKP kanadından birtakımdeğişiklikler istenince tekrar 1 Ağustos’ta bu sefer bir daha görüşüldü. Yani burada böylekaba tabiriyle ‘‘dükkân sizin’’ olayı yok. Öcalan başından itibaren bir pazarlık yürütüyor.Kendince birtakım hesapları var. Bu hesapları, İmralı görüşme notlarını arada sırada görmeimkânımız oluyor, oralarda da görüyoruz. Yani bir teslimiyet ben açıkçası başından itibarengörmedim.Öte yanda tabii ki Öcalan’ın pazarlık ediyor olmasının verdiği bir rahatsızlık var Türkmilliyetçilerinde. Yani yıllar önce yakalanmış, daha doğrusu Türkiye yakalamadı, Türkiye’yeteslim edilmiş, kendi tabirleriyle ‘‘bölücü terör örgütü şefi’’, bir ‘‘bebek katili’’ var. Ve bubebek katili yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile masaya oturuyor ve bir anlaşmayavarıyor. Ve bunu bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir yenilgisi olarak görüyor yada görüyorlar ve göstermek istiyorlar. Böyle bir hâlde iki tarafın da, birbirine düşman olduğuvarsayılan iki tarafın da sürece itirazlarını görüyoruz ama şunu da görüyoruz ki iki taraf dasesleri çok çıkmakla beraber kamuoyuna tam olarak hâkim olamıyorlar. En son yasa ile ilgili olarak muhalefet içerisinde dile getirilen ve YENİ Parti’ye yakın bazı çevrelerce debenimsenen ‘‘referanduma götürelim’’ meselesi – ki daha önce de bu konuda bir yayınyaptım, biliyorsunuzdur – burada kullanılmak isteniyor. Referanduma gitmeyeceği kesinçünkü Meclis’ten geçecek ve ihtiyaç olmayacak referanduma. Ama tekrar söylüyorum,referanduma gitse bile yasanın reddedilme ihtimalinin çok çok düşük olduğunudüşünüyorum. Çünkü bu yılların meselesi ve her iki tarafın da acıları var, öfkeleri var,birtakım hesap sorma duyguları var. Ama bir diğer yandan da çok ciddi bir yorulmuşluk,tükenmişlik var. Ve şu artık ortaya çıktı: Örgütü devlet bitiremiyor, şu ya da bu nedenle.Kimileri ‘‘bitti, bitiyor’’ deseler de… Bir ara hatırlayın, Süleyman Soylu ayakkabınumaralarına kadar biliyordu. Ne diyordu Süleyman Soylu? İşte, ‘‘Murat Karayılan’ıalacağız, parça parça edeceğiz.’’ Ama olmadı, yani olamıyor. Bölgesel denklemler de bunaelverişli değil. Ama bir diğer yandan örgütün çok güçlü bir toplumsal karşılığı, tabanı var.Bunu artık herkes kabul etmek zorunda.Yıllardır itiraf edilmeyen bir şey ama “Kürtler başka, PKK başka” söylemi bir yerden sonratıkandı. Çok açık bir şekilde tıkandı. Çünkü ne kadar darbe yese de örgüt, varlığını bir şekildesürdürüyor. Ve sonuçta bir diğer yanda da örgüt bir şeyi, hani silahla belli bir yere kadargeldikten sonra daha ötesine gidemeyeceğini kavramış durumda. Sonuçta her iki tarafın daburada kimsenin kazanmadığı ve kimsenin kaybetmediği bir mutabakata varması aslında heriki tarafın da kazandığı bir şeye, bir anlaşmaya tekabül ediyor. Çok zor tabii ki bu. Kimisitabii şunu diyecektir: “Biz çok verdik, yok az aldık.” Her iki tarafta da bunlar söylenecektir.Süreç içerisinde birçok yeni sorunlar çıkacaktır. Anlaşmazlıklar, krizler, belki provokasyonlarçıkacaktır. Ama sonuç itibarıyla baktığımızda Kandil’de, Suriye’de, Avrupa’da yaşayanTürkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkeye gelip yasal siyaset alanına girmesine sonuçolarak tanık olacağız ve silah devri kapanacak. Silah devrinin kapanacak olması yaniPKK’nın kendini feshetmesi ve silahları teslim etmesi, bırakması, bir daha kimse eline silahalmayacak anlamına gelmiyor. Ama PKK’nın devre dışı kaldığı bir yerde artık Türkiye’deKürtler üzerinden silahlı bir şey yapmaya çalışacak bir hareketin çıkması belki imkânsız değilama başarılı olması artık mümkün olmayacak.Bir devir kapanıyor ve bu devir kapanınca da tabii ki o bahsettiğim iki uç da ellerindeki enönemli argümanları kaybetmiş oluyorlar. Öncelikle Türk milliyetçileri anlamında bakarsakdevlete atfedilen o ululuk burada bir yerde tıkanıyor ve bu bir rahatsızlık veriyor. Yani,‘‘devlet terör örgütünü yenemedi.’’ Her ne kadar yasada birtakım şeyler, sonuçta örgütkendini feshediyor vesaire ama bakın, örgüt kendini feshediyor. Devlet örgütü feshetmedi.Devlet örgütün kendini feshettiğini tespit ediyor. Bu çok önemli bir ayrım. Diğer yanda Kürtmilliyetçilerinin de en çok rahatsız olduğu husus tabii ki Öcalan’ın her türlü kültüralistarayıştan vazgeçmesi. Yani özerklik, federasyon gibi taleplerin olmaması, “demokratikentegrasyon” dediği bir çerçeveyi sadece Türkiye için değil diğer ülkelerdeki Kürtler için deönermesi. Bu da onları çok kızdırıyor. Ama şunu görmek lâzım: Bu barışın tesis edilmesisonrasında eğer Türkiye bunu bir şekilde normal bir süreçle gerçekleştirirse Kürtlerin eşitvatandaşlığı konusunda çok önemli bir adım atılmış olacak ve ondan sonra Kürtler dahakendilerini mutlu, özgür hissedecekleri bir Türkiye’de yaşamaya başlayacaklar. Bu, Kürtmilliyetçilerinin o büyük ufkuna göre zayıf kalabilir. Ama bugünün şartlarında, dünya şartlarında, bölge şartlarında bence Kürtler için çok büyük bir kazanım ve tüm Türkiye içinde çok büyük kazanım olacak.Türk milliyetçilerinin itirazlarını frenlemede Devlet Bahçeli çok etkili bir rol oynuyor. Kürtmilliyetçilerinin itirazlarını frenlemede Abdullah Öcalan böyle bir rol oynayamıyor. ÇünküKürt milliyetçilerinin çoğunun gözünde Öcalan devlet iş birlikçisi, ajan vesaire. Daha Kürtmilliyetçi kimliğiyle bilinen birtakım aydınların, ki çoğu yurt dışında yaşıyor bunların, dahaserinkanlı pozisyonlar almasıyla belki işler daha rahatlayabilir. Ama şunu da söylemek lâzım;Kürt milliyetçilerinin oranı, etkisi çok zayıf. Türkiye’deki Kürtler üzerinde özellikle çok çokzayıf. Genellikle yurt dışından yapılan, çok ciddi örgütlenmeleri olmayan kişiler bunlar. Amatabii ki eleştirileri, itirazları, reddiyelerini ciddiye almak lâzım. Ve ciddiye alınması gerekenbir diğer husus da iki ucun bu konuda el ele, kol kola olması. Bu bize çok şey öğretmeli. Buda aslında bir yerde yapılanların ya da yapılmak istenenlerin hiç de yanlış olmadığını bizegösteriyor diye düşünüyorum.Bugünün ithafı bir büyük sanatçımıza, Esin Afşar’a. Geçen Bilgesu Erenus’u anarken —hayatını kaybetti ve yayını ona ithaf ettik — orada Aydınlar Dilekçesi’ni 15 Mayıs 1984’teCumhurbaşkanlığına götüren heyette Bilgesu Erenus da var demiştim. Orada Esin Afşar davardı. Altı kişilik heyetteydi Esin Afşar da. Bizim hayatımızda çok önemli yeri var. Artık ben64 oldum. Ama 60’lı yıllar, 70’li yıllar… Esin Afşar önce aranjmanlarla çıkardı. Kendisipiyano eğitimi almış Devlet Konservatuvarı’nda, diplomat kızı, büyük bilim insanı OktaySinanoğlu’yla kardeşler. Çok iyi eğitim alıyor, yabancı dil biliyor ama aynı zamandaoyunculuğu var, Devlet Tiyatroları’nda oynuyor. Hem çalıyor hem söylüyor, öyle diyelim.Aranjmanlar bir dönem Türkiye’nin müzik hayatına çok damga vuran bir........
