menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ruşen Çakır yorumladı: Türk solu, Öcalan’ın “şerefli ortaklık” önerisine ne cevap verecek?

14 0
latest

Ruşen Çakır yayınları

Son güncelleme: 17 Ağustos 2026 -

Ruşen Çakır yorumladı: Türk solu, Öcalan’ın “şerefli ortaklık” önerisine ne cevap verecek?

17 Ağustos 2026 Pazartesi

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Abdullah Öcalan’ın Türk soluna yönelik “şerefli ortaklık” çağrısını değerlendirdi. Çakır, çözüm süreciyle birlikte Kürt hareketi ile sosyalist hareket arasındaki mesafenin daha da açılacağını savundu.

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, son dönemde hız kazanan çözüm süreciyle birlikte İmralı’nın siyasi açıdan daha merkezi bir konuma geleceğini söyledi.

Çakır, önümüzdeki dönemde silah bırakma, ülkeye dönüş ve cezaevlerinden tahliyeler gibi gelişmelerin yaşanabileceğini belirterek, İmralı’da yapılacak görüşmelerin kapsamının genişleyeceğini ifade etti.

Siyasetçilerin, akademisyenlerin ve aydınların Abdullah Öcalan’ı ziyaret edebileceğini dile getiren Çakır, Öcalan’ın farklı görüşmelerde bazı isimleri özellikle gündeme getirdiğini aktardı.

“Öcalan, solla yeni bir ilişki kurmak istiyor”

Çakır, Türkiye’de sosyalist solun uzun yıllardır toplumsal etkisini kaybettiğini, buna rağmen Öcalan’ın solla yeni bir ilişki geliştirmeye çalıştığını söyledi.

Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi ve Türkiye Komünist Partisi gibi yapıların varlığını sürdürdüğünü belirten Çakır, bu partilerin toplumsal karşılıklarının sınırlı olduğunu ifade etti.

PKK’nın geçmişte radikal sol örgütlerle çeşitli ittifaklar kurduğunu hatırlatan Çakır, Kürt hareketi ile sol arasındaki ilişkinin yeni olmadığını vurguladı.

Öcalan’ın “şerefli ortaklık” çağrısı

Çakır, 1 Ağustos’ta yapılan bir görüşmede Öcalan’ın Türk soluna yönelik dikkat çekici bir değerlendirmede bulunduğunu aktardı.

Çakır’ın aktardığına göre Öcalan, “Solcular anlamıyor. İlk yüzyılda hepsi işkenceden geçti. Biz bu yüzyılda demokratik cumhuriyetle bütünleşiyoruz. Bu solcular için de bir fırsat, şerefli bir ortaklıktır” dedi.

Öcalan’ın çağrısının karşılık bulacağını düşünmediğini belirten Çakır, çözüm süreciyle birlikte Kürt hareketiyle yakın duran sosyalist çevrelerin daha da uzaklaşacağını söyledi.

Çerçeve yasa tartışmalarının da bu ayrışmayı hızlandırdığını ifade eden Çakır, TKP ve Sol Parti gibi bazı yapıların sürece mesafeli yaklaştığını hatırlattı.

“Kürt hareketi devletle anlaşırken sol farklı bir yerde duruyor”

Çakır, Kürt hareketinin devletle yürüttüğü sürecin sosyalist hareket açısından farklı bir anlam taşıdığını söyledi.

Kürt hareketinin temel hedefinin eşit yurttaşlık ve Kürt sorununun çözümü olduğunu belirten Çakır, sosyalist hareketin devletle ilişkisini yalnızca bu başlıklar üzerinden yeniden tanımlamasının kolay olmadığını ifade etti.

Öcalan’ın hareketini devletin bir parçası hâline getirme yaklaşımının özellikle Kürt olmayan sosyalistler açısından kabul edilmesinin zor olduğunu söyleyen Çakır, solun devletle yaşadığı tarihsel gerilimlerin devam ettiğini vurguladı.

Çakır, Öcalan’ın demokratikleşme hedefi doğrultusunda yaptığı çağrıların sembolik bir anlam taşıdığını ancak bunun sürece önemli bir katkı sağlamayacağını düşündüğünü belirtti.

Türkiye’de Kürt hareketinin giderek daha güçlü ve meşru bir konuma geldiğini ifade eden Çakır, sosyalist hareketin ise her geçen gün daha da marjinalleştiğini söyledi.

Daha önce yazdığı bir yazı dizisine de atıfta bulunan Çakır, “Yoktan var olan Kürt hareketi, vardan yok olan Türk solu” tespitinin bugün de geçerliliğini koruduğunu dile getirdi.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

“Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar. Çözüm süreci hızlanacak, öyle gözüküyor. Ve önümüzdeki günlerde hem bir yandan silah bırakma, ülkeye dönüş, cezaevlerinden boşalma gibi süreçleri yaşayacağız. Ama diğer yandan İmralı’nın bir tür merkeze dönüştüğünü göreceğiz. Öyle anlaşılıyor. Zaten bunun işaretlerini ülkeyi yönetenler de verdi. Aynı zamanda DEM Partililer de yaptıkları açıklamalarda bunu söylüyorlar. Öcalan’la yapılan görüşmelerde bu çok vurgulanıyor. Önümüzdeki günlerde İmralı’ya çok sayıda kişinin gideceğine tanık olabiliriz. Gazeteciler meselesi ayrı tabii ama onun dışında da birtakım siyasetçilerin, akademisyenlerin, aydınların da gitmesi söz konusu. Öcalan’ın görüşmek istedikleri var. Değişik görüşmelerde isimler zikretti. Birtakım aydınların isimlerini, akademisyenlerin isimlerini zikretti. Buna tanık olacağız. Sol tabii ki, burada ilginç bir rolü olacak solun. Ülkede sol olarak ne kaldı geride? Açıkçası çok şüpheli. Cumhuriyet Halk Partisi’ni ya da Yeni Parti’yi sol olarak görür müyüz? Çok emin değilim. Tartışmalı. Ama bir de sosyalist sol var biliyorsunuz. Buna Türk solu diyelim. Bu solda en güçlü hareket şu anda Türkiye İşçi Partisi ama onun dışında Emek Partisi gibi, TKP gibi başka partiler de var. Çok sayıda parti var aslında ama bunların ciddi bir güçleri, toplumsal karşılığı olduğu söylenemez. Fakat önümüzdeki dönemde Abdullah Öcalan’ın iyice tescillenen Kürt hareketi liderliği kapsamında Türkiye’de solla yeni bir ilişki kurmak istediği anlaşılıyor. Aslında PKK’nın tarihinde buna hep tanık olduk. PKK Türkiye’de kendisiyle bir şekilde ittifak edebilecek güçler olarak ilk başta radikal sol grupları buldu. Onlarla birlikte mesela silahlı eğitim vesaire gibi şeyler Ortadoğu’da yapıldı. Daha sonra PKK’nın silahlı yürüttüğü mücadeleye katkıda bulunmak isteyen, dahil olmak isteyen birtakım Kürt olmayan gençler diyelim, çoğunlukla genç çünkü, bunlar da birtakım sol örgütlenmeler etrafında — aslında bunların çok ciddi bağımsız örgütler olduğu söylenemez — PKK’nın uzantısı birtakım örgütler olarak örgütlendiklerini ve dahil olduklarını biliyoruz. Özellikle son dönemde Suriye’de bu çok daha fazla dikkat çekti. Ama dönem dönem PKK’nın sola yönelik de saldırıları olduğunu biliyoruz. Özellikle bazı tarihlerde, 1980 sonları 90’larda Avrupa’da güç mücadelesi kapsamında birtakım sol gruplara saldırdıklarını da biliyoruz. Neyse… Yasal siyasi alana geçtiğimizde de belli bir aşamadan itibaren Kürt hareketi içerisinden olmayan birtakım isimlerin yasal partiler içerisinde yer aldıklarını, yönetimde yer aldıklarını, milletvekili seçildiklerini de gördük. Bu noktada ilk akla gelenler mesela Saruhan Oluç, Sırrı Süreyya Önder gibi isimler; şu anda tam sol olarak tanımlanamaz, Cengiz Çandar. Ama daha çok EMEP gibi partiler, şimdi Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi yanılmıyorsam, o parti — isimlerini bile söylerken zorlanıyorum — bunlar bir şekilde ittifakla girdiler. Ama bunların, bu partilerin çok da fazla Kürt hareketine katkıda bulundukları açıkçası söylenemez. Ya da bir zamanlar olduğu gibi 80’li yılların sonlarında yine solun belli bir etkisi vardı ama 90’lı yıllarla birlikte hele 2000’lerle birlikte Türkiye’de sosyalist sol her geçen gün eridi. Etkisi azaldı. Fakat şimdi Öcalan’ın hâlâ sola yönelik birtakım düşünceleri olduğunu görüyoruz. Görüşmelerinde kendisini demokratik cumhuriyet için yola çıkmış bu hareketin bir tür öncüsü olarak tanımlıyor. Tabii ki Kürtler üzerinden bunu yapıyor. Fakat buna başka güçlerin de katılması gerektiğini söylüyor ve sola, Türk soluna yönelik olarak da söylediği şöyle bir şey var: ‘‘Solcular anlamıyor. İlk yüzyılda hepsi işkenceden geçti. Biz bu yüzyılda demokratik cumhuriyetle bütünleşiyoruz. Bu solcular için de bir fırsat, şerefli bir ortaklıktır.’’ Bunu son olarak yapılan görüşmede 1 Ağustos’taki görüşmede söylediğini bana bir kaynağım aktardı, bu alıntıyı aktardı, oradan biliyorum ve ‘‘şerefli ortaklık’’ sözünü de bu yayının manşetine çıkarttım bu nedenle. Peki bu şerefli ortaklık gerçekleşebilir mi? Bence gerçekleşemez. Şerefli ya da değil onu tartışmıyorum ama ortaklık meselesine baktığımız zaman bence büyük bir kopuş yaşanacak. Zaten iyice azalmıştı Kürt hareketiyle yan yana duran solcular, sosyalistler; bu süreçle beraber bunun iyice eriyeceğini düşünüyorum. Çünkü süreçle birlikte gördük, çok tereddütler oldu. Sürece destek verilse de yine de özellikle bu çerçeve yasa tartışmalarıyla beraber solda bir ayağın frene doğru gittiğini görüyorum. Bazıları zaten, TKP ya da Sol Parti gibi partiler net bir şekilde uzak duruyorlar. Onun farkındayım. Bu noktada bir şey söylemek isterim. Kandil’e gittiğimde Duran Kalkan’la yayından sonra yaptığımız sohbette o bana sol hareketleri özellikle de Sol Parti’yi sormuş ve ‘‘Niye böyle yaptıklarını anlamıyorum’’ demişti. Ama bunlar çok anlaşılmayacak şeyler değil. Yollar ayrılıyor. Çünkü şu haliyle baktığımız zaman Kürt hareketi devletle bir anlaşma yapıyor. Bu anlaşmanın sonu nereye varacak? Kürt sorununun çözümüne varacak mı? Kürtlerin eşit yurttaşlığına gelinecek mi? Bunların hepsi belirsiz ama hedeflerin bu olduğunu biliyoruz. Ama burada esas önemli olan husus şu: Devletle Kürt hareketinin barışması meselesi var. Bu çok tarihi bir olay, önemli bir olay. Ama Türkiye’de sol hareketin devletle barışmasını sadece Kürtlerin birtakım taleplerinin yerine getirilmesi, ki bunlara itiraz eden sosyalist olduğunu düşünmüyorum ama bununla beraber sadece bununla yetinerek devletle bir barışmaya girişececeklerini çok aklım almıyor. Çünkü Öcalan net bir şekilde kendisini, hareketini devletin bir parçası yapmaktan bahsediyor. Sürecin başından itibaren söylediği bu. Bunu bir sosyalistin, Kürt ya da değil ama Kürt olmayan sosyalistin özellikle kabullenmesi bana biraz zor gibi geliyor. Tabii ki çok şey değişti, çağ değişti, sol da değişiyor. Fakat Türk sol hareketin devletle olan meselesi Kürtlerle devletin barışmasıyla bitecek bir mesele değil. Burada başka açılımların da olması gerekiyor. Öcalan’ın vaadi şu: ‘‘Gelin birlikte ülkeyi, cumhuriyeti demokratikleştirelim’’ gibi bir vaat var. Orada da şu sorun ortaya çıkıyor: Bu kadar güçlü olan bir hareketin içerisinde, Kürt hareketinin içerisinde – ki süreçle beraber Kandil’den, Avrupa’dan, cezaevlerinden kadroların da buraya dahil olacağını düşünelim – yüzlerce binlerce yeni kişiler ve Türkiye’de sosyalist sol bunların yanında çok etkisiz kalacak. Dolayısıyla bir tür nasıl söyleyeyim belirleme, etkileme gücü olabilecek gibi değil. Ama öte yandan sosyalist solun kendi başına ülke gündemini belirleyebilme ya da gündemde etkili olabilme ihtimali de yok. Böyle ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Benim anladığım Öcalan, kendisi de bir şekilde sık sık bunun referansını veriyor zaten, 70’li yılların sol hareketinden etkilenerek gelmiş ve kendini hâlâ solda tanımlayan bir kişi olduğu için bir tür hani mecburiyeten diyelim ya da bir tür saygı gereği bu tür çağrıları yapıyor, ‘‘şerefli ortaklık’’ diyor ama bunun çok da fazla bu sürece katkıda bulunmayacağını herhalde kendisi de biliyordur. Şu haliyle baktığımız zaman bir Kürt hareketinin alabildiğine güçlendiği ve meşrulaştığı ve sol hareketin sosyalist hareketin de alabildiğine marjinalleştiği bir dönemdeyiz. Yeni süreçte bu trendlerin giderek artacağı kanısındayım. Yıllar önce, geçen çözüm süreci sırasında peş peşe yazılar yazmıştım Vatan gazetesinde, ‘‘Yoktan var olan Kürt hareketi, vardan yok olan Türk solu’’ diye. Bunun, bu sürecin aynı şekilde trendler, aynı şekilde — tabii ki çok şeyler yaşandı ama — sürdüğü kanısındayım ve maalesef Türkiye’de sosyalist hareket, bir dönem çok etkili olmuş, ülkenin kaderinde çok etkili olmuş olan sosyalist........

© Medyascope