Ruşen Çakır yorumladı: Barış Akademisyenleri’ne borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz?
Manşet Ruşen Çakır yayınları
Son güncelleme: 24 Ağustos 2026 -
Ruşen Çakır yorumladı: Barış Akademisyenleri’ne borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz?
24 Ağustos 2026 Pazartesi
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Barış Akademisyenleri’ne borcumuzu ne zaman ödeyeceğiz?” başlıklı yayınında İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol’un barış sürecine entelektüellerin verdiği desteğe ilişkin sözlerini değerlendirdi. Çakır, sürecin uzun süre kapalı yürütüldüğünü belirterek aydınların temkinli yaklaşımının nedenlerinin dikkate alınması ve Barış Akademisyenleri’ne hak ettikleri değerin verilmesi gerektiğini söyledi.
Gazeteci Ruşen Çakır, Faik Özgür Erol’un “Dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm” sözlerini hatırlattı. Bu değerlendirmenin büyük ölçüde doğru olduğunu söyleyen Çakır, ancak sözlerin haklılığı konusunda aynı ölçüde emin olmadığını belirtti.
Sürecin yaklaşık iki yıldır “alabildiğine kapalı” yürütüldüğünü söyleyen Çakır, devletin ve Kürt Hareketi’nin süreç hakkında aydınları yeterince bilgilendirmediğini ifade etti. Başlangıçta “Öcalan devlette bu işi bir getirsin. Esas sorun orada” yaklaşımının benimsendiğini belirten Çakır, toplumsal rızanın öneminin ortaya çıkmasıyla birlikte aydınlardan sorumluluk üstlenmelerinin beklenmeye başlandığını söyledi.
Çakır’a göre aydınların önemli bölümünün sürece temkinli yaklaşmasında devlete ve Kürt Hareketi’ne yönelik güvensizlik etkili oldu.
“Aynı yönetim şimdi onlara ‘barış yapıyoruz, siz de gelin’ diyor”
Çakır, bu noktada 2016’da yayımlanan “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini ve Barış Akademisyenleri’ni gündeme getirdi. Bildirinin 11 Ocak 2016’da yayımlandığını hatırlatan Çakır, akademisyenlerin işlerini kaybettiğini, soruşturmalara uğradığını, yurtdışına gitmek zorunda kaldığını ve mobbinge maruz kaldığını söyledi.
Çakır, “Bunların başına bu kadar iş geldi. Bunların başına o kadar işi getiren insanlar aynı yönetim, değişmedi ülke, aynı yönetim ve şimdi o yönetim onlara diyor ki hadi barış yapıyoruz, siz de gelin” dedi. Bu nedenle aydınlardan destek beklenirken “çok daha fazla insaflı olmak” gerektiğini vurguladı.
“Aydınların önünün açılması lazım”
Kürt Hareketi’nin de Barış Akademisyenleri’ne hak ettikleri değeri vermesi gerektiğini söyleyen Çakır, 2016 dönemindeki çatışmalarda PKK’nın ciddi stratejik yanlışları bulunduğunu belirtti. Çakır, çatışmanın tüm faturasını devlete çıkarmanın gerçekçi olmayacağını ifade etti.
Aydınların sürece destek verebilmesi için önlerinin açılması ve bilgilendirilmeleri gerektiğini söyleyen Çakır, İmralı Heyeti’nin yaklaşık 19 aylık süreçte yaptığı ilk bilgilendirme toplantısına katıldığını belirtti. “Sürece destek vermek isteyen insanlar, aydınlar bile neyi nasıl savunacaklarını bilmiyorlar. Hâlâ bilmiyorlar” diyen Çakır, “Siz bize güvenin, gerisine karışmayın” yaklaşımıyla toplumsal destek sağlanamayacağını söyledi.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
“Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar. Geçen çarşamba günü İstanbul’da İmralı Heyeti’nin, üç kişilik heyetin iki üyesi, yani Pervin Buldan ve Faik Özgür Erol, yanlarında Öcalan’ın sekreteryasından Veysi Aktaş’la birlikte bir grup gazeteciye, ki içlerinde ben de vardım, bilgi verdiler süreçle ilgili. Neler yaşandı, bundan sonra neler yaşanabilir diye bilgi verdiler. Öğleden sonra gerçekleşti ve orada hak geçmesin diye bu haberler ertesi gün sabah 10’a kadar ambargolu oldu; yani 10’a kadar yayınlanmaması rica edildi. Bu ricaya uymayanlar oldu. Hep böyle şeyler oluyor bu gazetecilikte ama orada söylenen sözler epey bir yankı buldu. Özellikle burada Faik Özgür Erol’un bir cümlesi var ki o çok tartışıldı. Dedi ki Faik Özgür Erol: “Dünyanın herhangi bir yerinde bu kadar ağır acılara yol açmış bir savaş ortamını sona erdirme çabasının entelektüel anlamda bu kadar az destekle karşılaştığı az örnek gördüm.” Devamı da var. Bunun aslında herkesin meselesi olduğunu söylediğini özellikle vurgulamak isterim. Diyor ki: “Bu da bence gurur duyacağımız bir tablo değil.” Yani sadece entelektüellere yönelik bir eleştiri değil, kendilerine yönelik de bir öz eleştiri boyutu var. Tabii ama esas olarak entelektüellere yönelik bir eleştiri boyutu var. Söylediği doğru mu? Büyük ölçüde doğru. Ama haklı mı? O konuda çok emin değilim. Çok tartışmalı bir konu. Zaten çok sayıda bu konuda yorum yapıldı, edildi. Şu var, süreç neredeyse iki yıl olacak. Bu iki yıl boyunca alabildiğine kapalı bir süreç yürüdü. Devlet zaten ketum, devletin medyası zaten topa girmedi. Kürt hareketi de sadece kendi içerisinde birtakım bilgilendirmelere gitti. Süreç hakkında bilgisi olan ya da görüşleri önem arzeden Kürt hareketinin isimleri genellikle Kürt medyasına konuştular. Kendi aralarında bir şeyleri, rıza üretimini ya da bilgilendirmeyi yaptılar. Ama kimisi Kürt hareketine yakın, hatta bayağı açıkça destek veren, kimisi mesafeli destek veren ya da eleştirel bakan ama sözlerinin değeri olan isimler ki bunlar entelektüel, çok genel kapsayıcı bir şey ama diyelim ki entelektüeller bu konuda bilgilendirilmedi. Böyle bir ihtiyaç hissedilmedi. Şöyle bir yaklaşım oldu: ‘‘Öncelikle Öcalan devletle bu işi bir yere getirsin, esas sorun orada, ondan sonrasına bakarız’’ dendi. Ama daha sonra belli bir aşamadan itibaren toplumsal rızanın, yani sürecin toplumsallaşmasının ne kadar hayati olduğu ortaya çıkınca birden aydınların da görev üstlenmesi, sorumluluk üstlenmesi yönünde çağrılar yapılmaya başlandı. Şimdi Türkiye’de aydın var mı, bağımsız aydın var mı, etkisi olan aydın var mı, bu tartışmaya girmeyelim ama ben her şeye rağmen olduğunu düşünüyorum. Bunların bu savaşın bitecek olmasından memnun olmadığını sanmıyorum. Ezici bir çoğunluğu bunun bir an önce bitmesini istiyor ama burada öncelikle devlete, sonra da Kürt hareketine karşı bir güvensizlik var; bunu özellikle vurgulamak lazım. Ve bu nedenle de sürece başından itibaren tereddütlü, temkinli, eleştirel ve şüpheci bakanların sayısının çok olduğunu biliyorum. Tabii ki içlerinde kötü niyetli olanlar da vardır ama büyük bir kısmının iyi niyetli olduğunu düşünüyorum ve biliyorum. Buradaki sorun esas olarak süreci ilk başta kapalı devre yürütmüş olmaları. Bir tarafta Bahçeli var, ki Bahçeli bu sorumluluk üstlenmesi beklenen aydınların gözünde çok sempatik birisi değil, takdir edersiniz ki. Tabii ki Erdoğan var, Erdoğan da hiç değil. Öcalan’ın da onlar kadar olmasa bile Türkiye’deki aydın çevresinde çok sempatik bir isim olduğunu söylemek mümkün değil. Özellikle son dönemde sol üzerine söyledikleriyle birlikte sol aydınlarda da iyice bir mesafe koyma olduğunu görüyorum. Ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Başlığı da bunun için böyle seçtim. Barış Akademisyenleri diye bir olay yaşadık 10 yıl önce ve Türkiye’nin değişik üniversitelerinden akademisyenler çıktılar ve “Bu suça ortak olmayacağız” diye bir bildiri kaleme aldılar 11 Ocak 2016’da. Kaç kişi? Önce 1128, sonra sayı 2212’ye çıkmış ve bu akademisyenlerin başına gelenleri biliyoruz. İşini kaybeden, intihar edenler oldu. İşini kaybeden, soruşturmaya uğrayan, yurt dışına gitmek zorunda kalan, sürekli bir mobbinge maruz kalan yüzlerce akademisyen var. İşte tam Faik Özgür Erol’un tanımlamaya çalıştığı entelektüellere denk gelen insanlar. Peki ne oldu? Bunların başına bu kadar iş geldi; bunların başına o kadar işi getiren insanlar, aynı yönetim, değişmedi ülke, aynı yönetim ve şimdi o yönetim onlara diyor ki, “Hadi barış yapıyoruz, siz de gelin.” Yani biraz, biraz değil çok daha fazla insaflı olmak gerekiyor bu konuda. Özellikle bu konuda. Bir diğer soru da şu: Aydınlar… Aydınların bu işe dahil olması tabii ki çok iyi bir şey ama onları buna seferber edebilecek kişiler, kurumlar kimler? Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü çok ağır darbeler yemiş. Düşünce özgürlüğü nedeniyle, tweet attığı için cezaevinde olan insanların olduğu bir ülkedeyiz. Ve öte yandan şu da bir realite: Kürt hareketinin, yani burada Öcalan hareketinin diyelim, bu aydınları harekete geçirebilecek — sadece sol aydınlar değil, daha liberal, merkezde, her yerde olabilir — kişilerle ilişki kurabilecek mekanizmaları da yok. Kurumları yok, şahısları da pek yok. Yani kim yapacak bunları? Şunu yaptıklarını biliyoruz: Hani çok sempatik duran, Öcalan’ın söylediklerine ya da Kürt hareketinin yapıp ettiklerine sıcak bakan, destek veren kişileri kendi medyalarına filan arada sırada çıkarttıklarını görüyoruz ama onun dışında çok da fazla bir şey yapmadılar bu ana kadar. Şimdi bu eleştiriyi yapabilmek için öncelikle bu hareketin — devletten böyle bir şey beklemiyorum, devlet bunu yapmayacak — Barış Akademisyenleri’ne hak ettiği değeri vermesi gerekiyor. Bunun sorumluluğu bir anlamda Kürt hareketinin de üzerinde. Yani sonuçta ülkeyi barışa çağırıyorlar ve bildiri esas olarak devlete yönelik bir eleştiriydi ama savaşın, çatışmanın iki tarafı vardı. Bunu biliyoruz, çok iyi biliyoruz. O dönem yaşanan çatışmalarda, özellikle bölgede yaşanan çatışmalarda, yani Hendek savaşları diye adlandırılan yerde, PKK’nın yaptığı çok ciddi stratejik ve bir yığın yanlış olduğunu da biliyoruz. Olayın, Türkiye’deki çatışmanın tüm faturasını sadece devlete yıkmak hiç gerçekçi olmayacaktır. Evet, sürece aydınlar sahip çıksın ama aydınların önünün açılması lâzım. Aydınlara güvenilmesi lâzım. Yani şöyle bir beklentiyle bu iş olmuyor: “Siz bize güvenin, bize destek verin. Niye, neden, nasıl, ne olacak? Bunlar çok önemli değil. Zamanla olacak.” yaklaşımıyla bu iş olmaz. Mesela çok basit bir örnek vereyim. Bu İmralı Heyeti’nin bilgilendirme toplantısı — daha önce yaptılar mı bilmiyorum, benim katıldığım ilk toplantıydı — 19 ay mı ne olmuş, o kadar gidilmiş, gelinmiş, bu kadar esrarengiz bir iş çeviriyorsunuz. Tamam, tabii ki birtakım gizli saklı yönleri var ama bir diğer yandan da insanları bilgilendirmeniz lâzım. Sürece destek vermek isteyen insanlar, aydınlar bile neyi nasıl savunacaklarını bilmiyorlar. Hâlâ bilmiyorlar. Yasa çıktıktan sonra birazcık bir şeyler belli olmaya başladı. Bu arada şunu da unutmamak lâzım, sürecin ciddi bir şekilde yol aldığını gören bazı çevreler sabote etmek için şimdiden düğmeye bastılar. Böyle bir ortamda evet aydınlara ihtiyaç var ama aydınlara “Siz bizi takip edin, bize güvenin, gerisine karışmayın.” diyerek yaparsanız ki şu ana kadar böyle yaptınız, bundan sonra da yaparsanız hâlâ “Dünyada niye böyle bir örnek yok?” diye yakınır durursunuz. Dünyadaki örneklere baktığımızda dünyada da bu kadar kendi aydınına, kendi toplumuna güvenmeden, onlardan sır saklayarak yürüyen çok da süreç olmamıştır herhâlde. Bugünün ithafı… Evet, dünyada hakkında en çok kitap yazılmış kişiymiş. Neden böyle? Çünkü o Karl Marx. Çünkü o yazdığı “Komünist Manifesto”yla, ardından “Kapital”le dünyadaki dengeleri altüst etmiş birisi. Hâlâ düşünceleri yaşayan birisi. Sosyalizmin, bilimsel sosyalizmin bir nevi taşıyıcısı, kurucusu demeyelim ama taşıyıcısı. Dünyadaki bütün komünist hareketlerin ilham kaynağı. Yakın arkadaşı Friedrich Engels’le birlikte Karl Marx hâlâ dünyada çok........
