Mümtaz’er Türköne yazdı: AKP nasıl ve neden hata yapıyor?
Son güncelleme: 4 Eylül 2026 -
Mümtaz’er Türköne yazdı: AKP nasıl ve neden hata yapıyor?
Tercih edilen kaynak olarak ekle
Hata çoğaldıkça, bu hataların üstünü örtmek için girişilen zorbalıkların sayısı ve kapladığı alan artıyor. Devlet, meşru zor kullanma ayrıcalığına sahip yegâne kurum. Halkın hukuk ve adalet duygusu, (başka açıdan demokratik düzen içinde insaf ölçülerine uygun) rızası azaldıkça, iktidarların devlet adına kullandığı zor kullanma yetkisi açık bir zorbalığa dönüşür.
Zorbalık, bütün iktidarların varoluş sebebi olan meşruiyeti zedeler. Bir kere zorbalık yoluna giren iktidarlar meşruiyet açığını zorbalığı arttırarak kapatmaya kalkınca, giderek daralan bir tükeniş çemberine düşerler. Meşruiyet ile zorbalık arasındaki bu kısır döngü, bir girdap şeklinde hızlanır ve iktidarların sonunu getirir.
Fransız İhtilali’nde, Konvansiyon Meclisi’nde, kralın yargılanmasının tartışıldığı oturumda genç Saint Just “Kral ya yönetmeli ya da ölmelidir” diyerek, iktidar kaybının ölümle eş anlamlı olduğunu söylerken, “Devlet suç işlemeden yönetilmez” lafıyla da iki tarafı keskin kılıcı, iktidar koltuğunun tepesine yerleştirmişti.
“İktidarı kaybedenler suçludur” anlamına gelen bu söz “Ya kuzgun leşe ya devlet başa” ikilemi ile başarısız olanların her şeyini kaybettiği eski zamanların ölümcül iktidar rekabetlerini hatırlatır. İşte bu yüzdendir ki iktidar rekabeti şeklinde cereyan eden siyasî faaliyetin tek amacı başarmak, yani iktidarda kalmak olunca, zorbalığın nedenleri geniş iktidar kadroları halinde karşınızda sıraya dizilir.
Bizde iktidar değişikliği, komşularımıza göre oldukça yumuşak. Hiç olmazsa kaybedenin her şeyini kaybettiği ölümcül bir rekabet değil. Bu duruma iyimser şekilde demokratik olgunluk veya meşruiyetini kaybeden iktidarların şiddete başvurmadan değişme ihtimali olarak bakabilirsiniz. Kaybedenlerin insan içine çıkamaz hâle getirildiği, hukuksuz şeklide yargılandığı ve intikamların alındığı uygulamalara “devr-i sabık yaratmak” adı verilir.
Devr-i sabık, sadece 27 Mayıs’tan sonra, “kuyrukçu” sıfatı ile Demokrat Partililer’in (DP) ağır baskılara maruz kaldığı dönem için kullanılıyor. Sebep Albaylar Cuntasının hamlığı ve hazımsızlığı idi ve o işten CHP zararlı çıkmıştı.
AKP iktidarı sona erdikten sonra bir “devr-i sabık” yaşanır mı?
Sanmıyorum, nitekim potansiyel iktidar yani muhalefet devralacağı enkazın içine böyle bir sorunu da yerleştirmeye pek niyetli görünmüyor. Muhalefetten gelen “gününüzü göstereceğiz” tehditleri yok. Ancak, hukuk devletini derin dondurucuya koyan uygulamalara bakılırsa, iktidar elitlerinde bir devri sabık korkusunun yüreklerini ve gözlerini kararttığını söylemek mümkün. Devr-i sabık, iktidarın gündüz gözüyle gördüğü kabus olarak devreye giriyor.
İç politikayla karıştırmayalım, çözüm süreci ve bölge politikasında, kısaca güvenlik ve barış çabalarında iktidar projeleri sonuç veriyor. Dışarıya dönünce yerleşik bürokratik kurumlar, kendi işlerini görüyor.
2017’de geçilen siyasî sistem güç ve rıza üretimini gerçekleştiremiyor. AKP, bu sistemin duvarlarına tosluyor. Siyasi sistemleri, değer yargılarından, ahlâkî tercihlerden bağımsız olarak, iktidarlar için güç ve rıza üreten fabrika düzenekleri olarak tasavvur edebilirsiniz. Bütün üretim süreçleri toplumun taleplerine ve verdikleri desteğe göre şekil alır.
Mevcut sistem talepleri ve desteği toplayamıyor, güç ve rıza üretemiyor. Sebep bütün bantların tek kişinin kontrolü altında olması. Tek kişi bütün ipleri elinde toplamasına karşılık, duruma vaziyet edemiyor. Parçalar birbirini tamamlamıyor, aksamalar anında fark edilemiyor ve düzeltilemiyor.
Esaslı bir denetim, kalite kontrol ve verimlilik kaybı, 2017’de yeni sistemle birlikte patlayan ve dokuz yıldır süren kriz, düzgün işlemeyen siyasî sistemin sonucu. Girdilerle çıktılar arasındaki açık katlanarak büyüyor. AKP’ye oy kaybı şeklinde yansıyan toplumsal rıza azalıyor.
Tek bir kişiye, Erdoğan’ın şahsına odaklanarak iktidarın kimyasal bileşenlerini, politika üretme kapasitesini ve mevcut manzarayı açıklamak pek doğru değil. Meseleye bir sistem meselesi olarak bakmamız lâzım.
İktidarın, merkezi çok zayıf bir hiyerarşisi var. Kenarından köşesinden iktidar safında yer tutanlar kendilerine göre durumdan vazife çıkartıyor, birbirlerinden habersiz iktidar için vuruşuyorlar, çoğu zamanda bir diğerinin yapıp ettiklerini baltalıyorlar.
Organize olamayan, parçaların bütünle uyumlu hareket etmediği bir iktidar manzarası çıkıyor ortaya. Siyasî sahnede ağır bir savaş manzarası var; ancak tek bir karargâh ve emir-komuta zinciri işlemiyor.
AKP iktidarının dört katmanlı bir mimarisi var.
En tepeye, Krala sadakatle hizmet eden şövalyeleri tasavvur ederek, Hassa birliği mantığıyla iş gören Saray kadrolarını yerleştirebilirsiniz. Erdoğan’ın etrafında etten, kalkanlardan oluşan bu duvar tek amaca hizmet ediyor: Önlerine gelen her soruna “kralı koruyun” mantığı ile yaklaşmak.
İktidarın meşruiyetini sarsan hukuka aykırı uygulamaların çoğu, bu kadroların marifeti. Kendi ayağı ile gelip teslim olan Deniz Göktaş’ı, ters kelepçe ile bir film platosunda ileri geri defalarca yürütmek, hatta bu adamı tutuklu yargılamak elbette kendi inisiyatifi ile hareket etmeyen polis şeflerinin ve iddia makamlarının marifeti olamaz. Osman Kavala, Selahaddin Demirtaş hadisesinin, iktidar için bu kadar yıkıcı bir güç kaybına sebep olmasını da iktidar olmanın gereği olan bir siyasî tasarruf olarak göremezsiniz.
Kısaca iktidarın kan kaybının aslî müsebbibi, işte bu kraldan çok kralcı olanlar.
İkinci kademede, 2017 sistemi ile tek elde toplanan gücü fiili olarak kullanan bürokrasi geliyor. Mevcut siyasî sistemde bürokrasi siyasî kadrolar halinde hizmet veriyor gibi görünüyor, gerçekte ise kontrol ve denetim yokluğu yüzünden kendi bürokratik çıkarlarına hizmet ediyorlar. Bürokratik çıkar tabirini, devlet adına görev yapan memurların evrensel ve tarihsel olarak oluşturdukları kendi çıkarlarına odaklı gelenekleri yerine kullanıyorum.
Üçüncü kademede AKP elitleri yer alıyor. Hiçbir etki gücü olmayan parlamento ve parti teşkilatı mensuplarını ilk sıraya koyarak, İktidar adına mangalda kül bırakmayan akademisyenleri, medya ve show dünyası mensuplarını ve kendinde keramet vehmeden sosyal medya fenomenlerini bu kesimin içine yerleştirebilirsiniz.
Pastadaki payları küçülen orta boy işletme sahiplerini, apayrı bir sosyo-ekonomik kategoride ele almak artık pek mümkün olmadığı için, bu üçüncü sınıfın içinde tutabilirsiniz. AKP, siyasî olarak iktidarda, ancak 24 yılda bu iktidar gücünden bir sosyo-kültürel hegemonya üretemedi.
Son olarak, sosyal yardım ile geçinen veya iktidar ile çıkar ilişkisi bulunan organik parti tabanı üzerinde durmak lâzım. “Mütedeyyin”, “dindar”, “muhafazakâr” gibi nitelemeler sizi yanıltmasın. AKP’nin bu organik tabanı da hızla küçülüyor. Seçim zamanları propaganda ekseni bu taban üzerine kurulduğu için kritik önemini korumaya devam ediyor.
Söylemeye çalıştığım şey şu: Bu dört farklı kesim arasında kanallar işlemiyor. Merkezi bir koordinasyon altında birbirleriyle uyumlu hareket etmiyorlar.
Yargının politika üretme becerisi
Yargı, tekelindeki zor kullanma araçları ile hükmedebilir, ama politika üretemez. Yargının, iktidar siyaseti üzerindeki ağırlığı büyük ölçüde iktidarın çaresizliğinden. AKP kendi çekim gücünü kaybedince, muhalefetin cazibesini engelleme işini yargı marifetiyle yürütüyor.
Akın Gürlek’in “hukukun üstünlüğünü” kanıtlamak için açtığı eski fail-i meçhul dosyalar, akla uygun bir ufuk gibi görünüyor. Savcılar çalışıyor, bazen sonuç da alıyorlar. Aydınlatılan eski cinayet dosyaları bu çabaların........
