menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müge İplikçi yazdı: Mozaik kadın

23 0
08.02.2026

Şiddetin ardından sığınma evine uzanan bir hayatta kalma yolculuğu yaşayan Nur’un hikâyesi, dayanışma ve şefkatle yeniden kurulan bir hayatın mozaiğini anlatıyor.

En karanlık deneyimden bile bir mozaiğin güzelliğiyle çıkabileceğine inananlara…

Gözlerini açıyor; ilk hissettiği şey, yüzüne yayılan donuk bir ağrı değil, hissizlik. Bedeniyle ruhu arasında kalın bir cam duvar var. Hastane odasının tavanı ona bakıyor; o da floresan ışığa, gözleri kamaşıyor haliyle, hatta yanıyor. Başını çeviremiyor. Boynunda bir destek var, yüzünde sargılar, kolunda serum, düşleri bitmiş, o eksik biri. Yok. Doğru tanım bu. Bu, ben.

“Merhaba, ben sosyal hizmet uzmanıyım.”

Kimsen kimsin. Ancak ondan başka duyabileceği ses yok. Mecburen dinleyecek. Ölmediğine göre… Burada bitmemiş baksana.

Kadının sesi, o cam duvarı ilk delen şey oldu. Beden ve ruhu yeniden, ummadığı bir şekilde bütünleşiyor. Ağır bir geçiş bu ama sağlam. Kadının sesinin tınısı bu aslında. Günler sonra anlayacak. O haliyle fark ediyor elbette, hayallerdeki bir anne sesi gibi değil, annesinin kaypak sesi gibi de değil, sağlam bir kapı bu.

“Buradasınız,” diyor. “Güvendesiniz.”

Nur, bu benim tabii, gözleriyle cevap veremedi. Sadece dinledi. Adının Kudret olduğunu sonradan öğrendiği Kudret Selman ona ne olacağını, ne türde hakları olduğunu, hatta seçeneklerini anlattı. Bir sürü şey daha. Hatırladıkları arasında bir ev sözü geçti, bir sığınma evi, bir hat, bir telefon hattı, hatta bir avukattan bile bahsetti. Kelimeler, zihninde anlamsız cümleler halinde dolanıp duruyordu şimdi. Tek anladığı şey: “Güvendesiniz.” Bu mu? Bu bile tam değildi.

“Yaralar”, geçer dedi kadın. Yutkundum. Bu bendim. Demek istediklerim arasında “geçmez” sözü asılı kaldı. Bir titreme aldı beni. Günlerce geçmedi. Sargı bezleri bitti.

Sığınma evine geldiğinde, kapıdaki güvenlik kamerasına bakarken titriyordu. Bu benim. İçeri adım attığında, ortak salonda üç kadın çay içiyordu. Hepsi sessizce başını kaldırıp baktı. Gözlerinde merak yoktu. Sadece tanıma. Aynı dili konuşan, aynı savaştan çıkmış askerler gibiydiler. Bitik. Bu bizdik.

“Gel, otur,” dedi saçlarına aklar düşmüş bir kadın, yerini göstererek. “Çay taze.”

Nur, yüzündeki........

© Medyascope