Müge İplikçi ile Zeytin Dalı | Fuat Sevimay ile söyleşi: Diye Diye
Son güncelleme: 17 Ağustos 2026 -
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı | Fuat Sevimay ile söyleşi: Diye Diye
17 Ağustos 2026 Pazartesi
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – Zeytin Dalı‘nın bu bölümünde Müge İplikçi’nin konuğu, yazar Fuat Sevimay oldu. Programda Sevimay’ın “Diye Diye” romanı üzerine konuşuldu. Fuat Sevimay yazarlık kariyerini, çevirmen kimliğini, romanının temel temalarını anlattı.
Fuat Sevimay, yeni romanı “Diye Diye”yi anlattı. İş hayatından sonra edebiyata yönelmiş yazar ve çevirmen Sevimay, James Joyce’un külliyatının yanı sıra İtalia Svevo, Thomas Pynchon, Paul Beatty ve Luigi Pirandello gibi önemli yazarların eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır.
Bir alegorik memleket: Kuppak
Fuat Sevimay, romanın geçtiği yer olan “Kuppak”ın Türkiye’deki ve hatta dünyadaki siyaset-vatandaş ilişkisinin absürtleştiği durumu anlatmak için uydurulmuş, yarı hayali, yarı gerçek bir mekan olduğunu vurguladı.
Ailesinin memleketi Kayseri Develi’den esinlenerek “Kuppak”ı yarattığını belirten yazar, bu yerin coğrafi bir tanımlama yerine alegorik bir anlatımı temsil ettiğini söyledi:
“Romanda herkesin çok iyi bildiği, kimilerinin bildiği için kahrolduğu, kimilerininse bildiği hâlde görmezden geldiği bu memleketin 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne uzanan sürecini anlatıyorum. 12 Eylül’den sonra sendikalar, dernekler ve memlekette hayırlı ne varsa kapatılırken, üniversitelere çöreklenilirken cemaatler kapatılmadı, Kur’an kursları çoğaldı. Sonra ‘Fethullah Gülen nereden çıktı?’ diye sormaya başladık. Oysa mesele yalnızca FETÖ değil. Bugün de başka bir cemaate operasyon yapılıyor ancak buna ‘cemaat’’ ya da ‘tarikat’ denmemeye çalışılıyor. Bunun adı cemaat, tarikat ve siyasal İslam, adını koymak lazım. Ben de bunu hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla romandaki Şeyh Efendi biraz Fethullah Gülen’i ya da başka birini temsil ediyor olabilir.”
“Romanda herkesin çok iyi bildiği, kimilerinin bildiği için kahrolduğu, kimilerininse bildiği hâlde görmezden geldiği bu memleketin 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne uzanan sürecini anlatıyorum. 12 Eylül’den sonra sendikalar, dernekler ve memlekette hayırlı ne varsa kapatılırken, üniversitelere çöreklenilirken cemaatler kapatılmadı, Kur’an kursları çoğaldı. Sonra ‘Fethullah Gülen nereden çıktı?’ diye sormaya başladık. Oysa mesele yalnızca FETÖ değil. Bugün de başka bir cemaate operasyon yapılıyor ancak buna ‘cemaat’’ ya da ‘tarikat’ denmemeye çalışılıyor. Bunun adı cemaat, tarikat ve siyasal İslam, adını koymak lazım. Ben de bunu hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla romandaki Şeyh Efendi biraz Fethullah Gülen’i ya da başka birini temsil ediyor olabilir.”
Romanda gençlere ve öğrenci hareketlerine özel bir önem verdiğini belirten Sevimay, İstanbul Üniversitesi’nden çıkan gençleri “memleketin gerçek sahibi” olarak gördüğünü açıkladı. Sevimay, gençlerin umutlarının ellerinden alındığı bu dönemde, onların direnişini ve sokağa çıkma cesaretini takdir ettiğini söyledi.
Kitap tanıtım bülteni
Anadolu’nun orta yerinde, heybetli bir karlı dağın gölgesinde kendi halinde bir ilçe: Kuppak…
Yeni seçilen iyi niyetli kadın belediye başkanı makam odasındaki gıcırdayan koltuğu ve yaldır yaldır parlayan “Sayın Başkan” isimliğiyle meşgulken; sokaklardan, iş cinayetlerinin yaşandığı fabrikalardan ve fakültelerden giderek yükselen, tekinsiz bir “homurtu” duyulur. Ancak bu uğultulu hak arayışı, ilçeyi usul usul ağına düşüren tarikat lideri Şeyh Efendi, kendi çıkarının peşindeki uyanık Hacı Dayı ve her devrin dalkavuğu Müşavir’in gürültüsü arasında yok sayılır.
Olaylar çığırından çıkıp ilçeye Ankara’dan yakası kurt rozetli, asıp kesen bir “Kayyum Başkan” atandığında ise işler durulmak yerine trajikomik bir hal alır. Adaletin, emeğin ve liyakatin çöküşüne karşı son ağır çekiç darbesini vurmak ise her şeye rağmen karanlık dağların doruğuna bakıp özgürlüğün simgesi “İnce Memed”i yontmayı hayal eden beş parasız heykeltıraş Hüseyin’e kalacaktır.
Fuat Sevimay’ın kaleminden Diye Diye memleketin dertlerine, cehalete, bürokratik kibre ve Türkiye’nin yakın siyasi tarihine çok sert ama bir o kadar da matrak bir taşlama.
“Diye diye ne hale gelmişiz, onu anlarız belki. Yok canım diye diye. Dur bakalım diye diye… Bir şey diyecek halimiz kalmayınca, aman sus sus, yerin kulağı vardır, diye diye.”
edebiyat kitap haberleri ve kitap eleştirileri
Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.
Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.
Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin
Medyascope'un mobil uygulamasını indirin
Tarık Çelenk ile söyleşi: “Kimlik Kapanında Ülkem”
Müge İplikçi yazdı: Beyaz otobüs
Kurtuluş’un Tatavla’dan bugüne uzanan hikâyesi: “Eski yaşıyor, yeni güncelleniyor”
Müge İplikçi / Diğer içerikleri
Müge İplikçi yazdı: Beyaz otobüs
Müge İplikçi yazdı: Çarşı
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı | Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi: Göç, cezaevi ve dayanışma
Müge İplikçi yazdı: İkindinin yumuşak ışığı
Müge İplikçi yazdı: Kitap gibi kadın
Müge İplikçi ile Sabun Köpüğü – Yazarla editör arasında bir Noel: Alejandro Zambra’nın “Bir Noel Hikâyesi”
Haftanın en popüler içerikleri
Meclis tatile girdi: Ekimde yeniden toplanacak
Baba hanesinden koca hanesine: Kadının........
