Mete Kaan Kaynar yazdı – Mor binlik, Cahide Sonku: Butlana bir de böyle bakalım
Son güncelleme: 24 Mayıs 2026 -
Mete Kaan Kaynar yazdı – Mor binlik, Cahide Sonku: Butlana bir de böyle bakalım
Erdoğan eliyle dizayn edilen butlan operasyonunun CHP’yi bölmek, etkisizleştirmek, onu bir iktidar alternatifi olmaktan çıkartmak için yapıldığı konusunda neredeyse herkes hemfikir. Yüzeysel ve zahiren bakıldığında yanlış da değil: Erdoğan’ın değilmiş gibi davranılan, bağımsız (!) bir mahkemenin verdiği adil (!) bir kararla CHP yönetimi değiştirilecek. CHP, siyasal enerjisini toplumsal muhalefeti örgütlemeye değil, kendi iç entropisini azaltmaya harcamak zorunda kalacak. Parçalanan CHP’nin Karton-Gandi tarikatına mensup milletvekillerinin, DEVA ve Gelecek gibi simbiyoz partilerin, bedeli karşılığı farklı partilerden “satın alınacak” (transfer edilecek) milletvekillerinin desteğiyle, olursa anayasa değişikliği olmazsa erken seçim kararı çıkarılacak ve Türkiye seçim sath-ı mâiline girecek. Erdoğan kendisine alternatif olabilecek tek muhalifini yolsuzluklara bulanmakla, kendi iç sorunlarına gömülmekle eleştirerek azalan popüler desteğini tahkim edecek ve dördüncü defa “ikinci kez” Cumhurbaşkanlığına seçilerek ülkeyi 2030’ların nurlu ufuklarına taşıyabilecek.
Evet, “görünen” tam da yukarıda özetlediğim gibi ama ben “olan”ın “görünen”lerden daha farklı olduğunu düşünüyorum.
CHP Genel Merkezi’nde hareketli dakikalar: Parti örgütlerine çağrı yapıldı
Mutlak butlan ardından yol haritası: Yeni parti gündemde mi, Özgür Özel ve yönetimi partiden tasfiye edilebilir mi?
Erdoğan’ın butlan mecburiyeti
Butlan kararının, Erdoğan ve ekibince enine uzununa, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, kusursuzca planlanmış, mükemmel şekilde işletilen bir politik strateji; (satrançta) rakibi eni sonu mata götürecek bir Zugzwang pozisyonu olduğunu düşünmüyorum. Aksine, Erdoğan’ın, butlan kararını, yapacak başkaca bir şeyi kalmadığı için almak zorunda kaldığını düşünüyorum. Erdoğan’ın iktidar pratiğine ve bu pratiği 20 yılı aşkın süredir ayakta tutan kolonlara -o kolonların korozyonuna, çürüyüşüne- baktığımızda da bu mecburiyeti görebiliriz.
AKP iktidarının kolonları- kolonların korozyonu- çürüme ve butlana giden yol.
2002’de iktidara geldiğinde AKP, selefinin uygulamaya koyduğu ekonomi politikasını devam ettirerek kamu kesimi borçlanma gereğini düşürmüş ve bütçe açıklarını azaltmış; dalgalı kur rejimine geçerek para politikasını sadece fiyat istikrarına odaklamış; 2008’e kadar izlediği ekonomi politikası her ne kadar sıcak para girişlerine dayalı kırılgan büyüme politikası olarak eleştirilse de halktan yaygın bir destek görmüştü. Bu ekonomik çerçeve kısa süre içinde kredi genişlemesi ve inşaat merkezli büyüme modeliyle birleşti. Konut, altyapı, kentsel dönüşüm ve büyük ölçekli kamu-özel ortaklığı projeleri, yalnızca ekonomik büyümenin değil, aynı zamanda iktidarın “iş yapma kapasitesi” imajının da taşıyıcısı oldu. 2013’te işler tersine dönmeye başladı. 2018’den sonra da kalıcı bir kriz ortamına girildi: AKP/Erdoğan iktidarını ayakta tutan kolonlardan biri (ekonomi) ciddi bir şekilde korozyona uğradı, çürümeye başladı.
AKP iktidarını ayakta tutan kolonlardan bir diğeri popülist politikalar ve o popülist politikaların mütemmim cüzü sadaka(t) ekonomisiydi. Çok uzatmayayım, toplumu halk ve ötekiler/kötüler olarak tasnif eden popülizmin, popülisti (kişi/partiyi) halkın gerçek ve tek temsilcisi olarak pazarlamakla iştigal ettiğini söylemekle yetinelim. AKP popülizminin ana arteri belediyelerde uzun zamandır sürdürülen sadaka(t) rejimidir. Yıllar sonra (2019) AKP-CHP arasındaki en şedid muharebelerin yaşanacağı cephe de bu cephe, belediyeler cephesi muharebeleri olacaktır.
Türkiye’de sosyal yardım ile siyaset arasındaki ilişkinin bugünkü biçimini anlamak için 1990’ların ortasına dönmek gerekir. Çünkü yerel yönetimlerin yalnızca yerel hizmetler sunan kurumlar olmaktan çıkıp siyasî sadaka(t) üreten araçlara dönüşmesi tam da bu dönemde gerçekleşti. 1994 yerel seçimleri bu açıdan bir dönüm noktası oldu.
Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini kazanması yalnızca bir seçim başarısı değildi; aynı zamanda yeni bir siyasî stratejinin de işaret fişeğiydi. Refah belediyeleri kısa sürede klasik belediyecilik faaliyetlerinin ötesine geçen bir sosyal politika pratiği geliştirdi. Gıda yardımları, yakacak dağıtımları, burs programları ve mahalle ölçeğinde kurulan dayanışma ağları sayesinde belediyeler, yoksullukla doğrudan temas kuran kurumlara dönüştüler. Kısa bir süre sonra -AKP iktidarıyla birlikte- bu yardım ağları siyasî bir ilişki, bir hâmilik/patronaj üretmeye başlayacak; bu al gülüm ver gülüm ilişkileri de popülizmi........
