menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemal Can yazdı: Venezuela’dan bakınca dünya hali

22 14
yesterday

Yeni bir yıla girerken, yeni bir haftaya hatta yeni bir güne başlarken, “daha iyi olmasını” beklemek, dilemek adettendir. Bu ritüel, bir süredir savunma refleksi haline geldi ve sadece adetten değil biraz da ihtiyaçtan iyice yükseldi. Kötülüğe gömülmüş, kötülükten yorulmuş herkesin geçici de olsa ya da çok inandırıcı bulunmasa bile böyle bir umuda ihtiyacı ve elbette hakkı var. “Gamlı Baykuş” gibi, kimse için sürpriz olmayacak fenalıkları önceden haber vermek marifet sayılmaz elbette. Bu yüzden, gerçekleşmiş bir kehanet veya başarılı bir öngörü gibi değil de kaçınılmaz bir ihtimalin vuku bulmasından duyulan rahatsızlık ifadesi olarak hatırlatayım:

2025’in son yazısında şöyle bir cümle kurmuştum: “2026, Trump’ın ilk adımlarını attığı çeşitli başlıklarda -daha hayırlı görünmeyen- yeni sonuçlar almak isteyeceği hatta yeni şaşırtıcı ataklar yanında, mevcut zorlamaları artıracağı bir yıl olacak gibi”. Bu cümleyi kurmaz olsaydım (elbette ben dedim ya da demedim diye olacaklar değişmeyecekti ama), hiç olmazsa klasik ritüele sadık kalsaydım vicdanım rahat olurdu. Daha yılbaşı yemeklerinin artanlarını bile bitiremeden haber geldi. 2026’ya ABD’nin Venezuela saldırısıyla başladık. Olayın sunumu (üstlenilmesi), kendisinden bile korkunç. İran’dan Küba’ya uzanan başka parmak sallamalarla birlikte.

ABD Deniz Piyadeleri, helikopterlerle saldırıp bir ülkenin devlet başkanını yatak odasından kaçırıp ülkelerine götürdü. (“Yatağından aldırma” ve kelepçeli fotoğrafla aşağılama övünmesi pek tanıdık geliyor) Yetmedi, ABD Başkanı çıkıp “burayı biz yöneteceğiz. (…) Amerikan petrol şirketlerini devreye sokacağız” dedi. Maduro’yu Amerika’da yargılayacaklarını söyledi. “Hukuk”, bir eylemi yaparken aranan bir koşul değil artık, eylemi yaptıktan sonraki mizansenin veya bahanenin adı çünkü. “Yargılıyoruz” deyince, yapılan ve yapılacak her şey kendiliğinden hukuk sahasına taşınıyormuş gibi. Bu hamlenin arka planında Karakas’taki bazı pazarlıkların payını ve Trump’ın “ikinci hamleye gerek kalmadı” ya da “biz yöneteceğiz” özgüveninin gerekçesini ilerde öğreneceğiz.

Bu hadise, 1989 yılında Panama lideri Noriega olayına veya İsrail’in başka ülke yöneticilerine düzenlediği seri suikastlara benzetilebilir. (Erdoğan -muhtemelen beklenen telefon görüşmesine kadar- sessiz kalacak ama Bahçeli Venezuela operasyonunu 15 Temmuz’a benzetmiş) Ancak hadisenin gerçekleşme biçimi ama en çok da gerekçesi ve sonuçları konusundaki fütursuz sunum, hakikaten çok özel bir örnek oluşturuyor. Gücü yetenin -hele karşısında ciddi bir tepki olmadığında- istediğini yapabilmesi için artık kimsede tereddüt kalmaması isteniyor. Trump,”Batı Yarımküre’deki Amerikan egemenliği bir daha asla sorgulanmayacak” dedi. Bu sunum, ölçüsüzlükten ziyade dönüşsüz bir yolda hangi eşiğin geçildiğini gösteriyor. Gizli ve yalancı tanıklarla kanıtlanmaya (kandırılmaya) çalışılan kimyasal silahlar için ülkeler işgal edildiğinde başlayan bir yolculuğun vardığı yepyeni bir evre bu.

Trump, karşısındakilerin bir şey yapamayacağını gayet iyi bildiği için göstere göstere hatta havasını........

© Medyascope