İsmail Fatih Ceylan yazdı | Eyüp’ün irfanı: İrfan Çalışan
Son güncelleme: 24 Mayıs 2026 -
İsmail Fatih Ceylan yazdı | Eyüp’ün irfanı: İrfan Çalışan
İrfan Çalışan ismini herkes bilmez ancak 35 yıl Eyüp Sultan Belediyesi Kültür Müdürü olarak yaptığı kültürel hizmetlerle Eyüp’ün çehresini değiştiren kişi olarak tanınıyor. Bazıları kültür dehası diye tanımlıyor, kimileri Eyüp’ün İrfan’ı diyor. Hayat hikâyesi de oldukça ilginç.
İrfan Çalışan, Merzifonlu Ormancı Kadir’in beş çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya gelmiş. Babasının babası Uzun Hasan kenevirden ip urgan işleri yaparken, annesinin babası Kafkasya kökenli Çerkes Mehmet Hoca önce Diyanet’te, sonra serbest hocalık yapıyormuş. Çerkes Hoca, ayağını Çanakkale’de kaybetmiş bir Çanakkale gazisiymiş aynı zamanda.
Annesi okumuş yazmış bir kadındı. Osmanlıcayı bilirdi. Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inin çoğunu ezbere söylerdi. Bazen önce dedesi okur, annesi onun bıraktığı yerden devam ettirirdi. Bazen kaside okur, masal ve hikâye de anlatırdı.
Ablası ile ağabeyinin okul kitaplarını, eve gelen Hürriyet ve Tercüman gazetelerini, Hayat ve Ses mecmualarını okula gitmeden okumaya çalışan İrfan Çalışan’ın okumayı söktükten sonra ilk okuduğu Gülten Dayıoğlu’nun Türkçeye çevirdiği bol resimli Ayşegül kitaplarıydı. Oldukça güzel resimlerin olduğu bu kitaplarda Ayşegül otobüse, uçağa biniyordu. Evleri çok güzeldi, çok mutlu bir kızdı. Küçük İrfan, “Böyle bir şey olabilir mi, böyle bir hayat var mı?” diye hayret ederdi.
Okuduğu okulda Mehmet Ersoy adında Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’e bağlı öğretmeni çocuklara Varlık Yayınları’nın cep boy kitaplarını tavsiye ederdi. Kütüphaneye aldırtır, onlara hediye eder, bazılarını sınıfta okur ve okuttururdu. Sosyal Bilgiler dersinde Çanakkale savaşını öyle bir anlatmıştı ki, herkes çok etkilenmiş ve sınıf olarak hepsi “Çanakkale Geçilmez” diye ayağa kalkmıştı.
İlkokul bitince kendi isteğiyle Merzifon İmam Hatip Lisesi’ne başladı. O yıllarda beyaz şeritli şapka giymek mecburiydi. Normal ortaokul ve liseliler yeşil, Ticaret liseliler kırmızı şeritli şapka giyerlerdi. Üst sınıftaki abiler şapkaya karşı direnmişlerdi. Okula şapkayla girenlerin şapkasını başından alıp yere atar, İskilipli Atıf Hoca’nın ve yüzlerce kişinin şapka yüzünden idam edildiğini söylerlerdi. Öğretmenler, idareciler bu direniş karşısında şapka giyme mecburiyetini kaldırmak zorunda kaldılar. İrfan Çalışan, şapkalı okuyanların en son temsilcilerindendi.
Okuldan çıkınca bazı öğretmenlerle ve öğrenci arkadaşlarla MTTB’ye, Akıncılar’a gider, orada sohbetler, konferanslar dinler, gazete, dergi, kitap okurlardı.
Lise bire geldiğinde sınıftan beş arkadaş, ailelerine yük olmayalım düşüncesiyle yatılı okumaya karar verdi. Yatılı okul sınavlarına girdiler. O yıllarda Çorum İmam Hatip, herkesin okumak istediği saygın bir okuldu. Sınavlara girdi, ama gelen sonuç şaşırtıcıydı. Çorum İmam Hatip’i değil, Sinop Boyabat İmam Hatip lisesini kazanmıştı.
Merzifon’dan dört arkadaşıyla Boyabat İmam Hatip Lisesi’ne geldiler. Yatılı okulda aynı koğuşu, aynı ranzayı paylaştılar. Aynı kurtlu makarnayı, kurtlu bezelyeyi yediler. Devlet istihkakı veriyordu ama okul yöneticilerinin pısırıklığı, beceriksizliği yüzünden kurtlu yemekler yiyorlardı.
Devlet yatılı okudukları için öğrencilere bir yazlık bir kışlık elbise verirdi fakat okul idarecileri elbiseleri vermiyordu. Bunun üzerine öğrenciler okul idaresini Ankara’ya şikâyet ettiler. Şikâyetten sonra Ankara’dan müfettişler geldi. Ciddi bir sorgulama sonunda, müdüre ve idarecilere uyarı verdiler. O müfettişler gittikten bir hafta sonra öğrencileri Sümerbank’a gönderdiler, elbiseleri aldılar.
O yıllardaki okuma gruplarında Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, Nuri Pakdil’i, İsmet Özel’i, Rasim Özdenören’i, Cahit Zarifoğlu’nu, Erdem Bayazıt’ı okuyor; ayrıca Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat Dergisi, Mavera gibi edebiyat dergilerini takip ediyordu. Hocaları ve abileri o kitapları, dergileri hem okutturuyor, hem de münazara ettiriyor, tartıştırıyor, tahlil ettiriyordu. Hatta bazen aralarında kavga derecesinde fikrî tartışma bile yapıyorlardı.
İrfan Çalışan’ın en büyük tutkusu kitaplardı. Bazen hafta sonu tatillerinde, yaz tatillerinde bavulla kitap götürürdü evine. Evdekiler “Milletin çocuğu valiz dolusu eşyalarla gelirken, bizim İrfan çuval dolusu kitaplarla gelir” diye takılırdı.
İmam Hatip Lisesi’ni 1977’de bitirdikten sonra, yatılı okuduğu için mecburi devlet hizmeti uygulaması vardı. Amasya’nın Suluova ilçesinin Eraslan köyünde mecburi hizmetin karşılığı iki yıl imamlık yaptı.
Eraslan köyü su yok, elektrik yok, izbe bir yerdi. Küçücük bir odada yaşıyordu. Tuvalet, banyo da hak getire. Sabah ve yatsı namazlarında camiye gelip giderken köpek sürüleri karşısına çıkıyordu. Ama bir iyi tarafı vardı, şehirlerdeki anarşik olaylardan uzaktı.
İmamlık yaparken, İmam Hatip Okulu’nda aldıkları eğitimle, tedrisatla, bilgiyle bir köyün camisinde insanların önünde imamlık yapacak yetkinlikte olmadığını anlamıştı.
Meselâ uzun süre köye yağmur yağmamıştı, köylüler yağmur duasına çıkacağız demişlerdi. Ama o İmam Hatip lisesinde yağmur duası nedir öğrenmemişti. Nasıl yapılır, ne okunur bilmiyordu. Kitaplara bakarak, araştırarak, köyün yaşlılarına danışarak hazırlık yapabilmişti.
Cenaze nasıl yıkanır öğretilmemişti
Bir başka meselede daha zorluk çekiyordu. Genç bir çobanı arazi kavgası yüzünden öldürmüşler, kan revan içinde cenazesini getirmişlerdi. Ama o cenaze namazı nasıl kıldırılır, neler okunur, tekbir nerede getirilir, nasıl defnedilir öğrenmemişti okulda. Bir Hacı abinin yardımıyla gerekli işlemleri yapmıştı. Yani okulda verilmeyen pek çok hususu, köylülerin yardımıyla öğrenebilmişti. Okulda zaten teori vardı, pratik yoktu.
Köy İmamı İrfan Çalışan maaş alınca kasabaya gider, kitap ve dergi alırdı. Köydeki odası kütüphane gibiydi. Cemaatten, köylülerden okumaya meraklı olanlar gelirlerdi. Beğendiği bir şey varsa, kapağını, bir yazıyı, karikatürü odanın duvarlarına asardı. Evinin her köşesi adeta duvar gazetesi olurdu. Köylüler gelir merakla bakarlardı.
1979 yılının İstanbul İslam Enstitüsü’nü kazanınca, İstanbul yolu göründü. Okula başladığı günlerde, Enstitü, fakülte olmalı eylemleri vardı. Ülke çapında yapılan bu eylemler sonuç verdi ve İstanbul İslam Enstitüsü, Marmara İlahiyat Fakültesi oldu. Salih Tuğ hoca fakültenin ilk dekanı oldu. Yaşar Nuri Öztürk onun asistanıydı. Salih Tuğ dekanlığı bırakınca, Ali Köse, Zekeriya Beyaz, Raşit Küçük gibi isimler dekan oldu.
71 muhtırasını İmam Hatip’te tanıklık eden İrfan Çalışan, Marmara İlahiyat öğrencisiyken 12 Eylül darbesine, tatilde olduğu memleketi Merzifon’da yakalandı. Sabahın erken vakitlerinde babası kapılarını çalmış, “Kalkın darbe oldu!” diye seslenerek........
