menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İBB davasında 49. gün | Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven: “‘Savcı, istediğim gibi konuşmuyor, içerde kalsın’ dedi”

13 0
11.06.2026

Ekrem İmamoğlu: Tutuklanması, davaları ve 19 Mart Krizi

Son güncelleme: 11 Haziran 2026 -

İBB davasında 49. gün | Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven: “‘Savcı, istediğim gibi konuşmuyor, içerde kalsın’ dedi”

11 Haziran 2026 Perşembe

İSTANBUL (Medyascope) – CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 68’i tutuklu 414 sanıklı davanın ilk duruşmasına, 49’uncu günde devam ediliyor. Medya A.Ş Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven, “Savcı yüzüme karşı açıkça ‘İstediğim gibi konuşmuyor, içeride kalsın’ dedi” diye konuştu.

İBB davası 49. gününde devam ediyor. Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın doğum günü kutlandı. İzleyiciler, Emrah Şahan’ı, “Şişli seninle gurur duyuyor”, “Emrah başkan”, “İyi ki doğdun” sloganlarıyla karşıladı.

Medya A.Ş. Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven’in savunmasıyla duruşmaya başlandı. Elif Güven’in avukatı Ruşen Gültekin, iki ay önceki tutukluluk incelemesinde, “Müvekkilim etkin pişmanlığın ne olduğunu bile bilmiyor. O ifadesi iddianamenin her yerine parçalanarak serpiştirilmiş. Kafasına göre bir şeyler yazdırılıyor ve buna ‘etkin pişmanlık’ deniliyor. Etkin pişmanlık ne, bilmiyor müvekkilim” demişti.

“Hakkımdaki iddiaların hepsi hukuki dayanaktan yoksundur, iftira niteliğindedir” diyen Elif Güven, “Kaçmak aklımın ucundan geçmedi. Havaalanında gözaltına alındım. Suçsuzdum, kendi ayaklarımla Türk adaletine teslim oldum. Tutuksuz yargılanmamı beklerken tutuklandım. ‘Kaçma’ şüphesi yazıyordu. Yurt dışındayken uçağa binip yüce Türk adaletine teslim olan bir kişi olarak ben nasıl ‘kaçma’ şüphesiyle tutuklandım” dedi.

“Örgüt olarak haberleşiyorsunuz denilerek Bolu’ya sürgün edildim”

Elif Güven, Marmara Kadın Kapalı Cezaevi’nden, Bolu T Tipi Cezaevi’ne sevk edildiğini hatırlattı. Güven, “Dediler ki: ‘Siz aranızda örgüt olarak haberleşiyorsunuz’” diye belirtti.

Güven, şunları söyledi:

“Silivri Marmara Kadın Kapalı Cezaevi süreci başladı. İlk iki buçuk ay hücrede tek başıma kaldım. Daha sonra hükümlülerle aynı koğuşa alındım ve beş-altı gün sonra da aileme neredeyse 300 kilometre uzaklıkta olan, Marmara Cezaevi’nin fiziki ve yönetsel şartlarının çok altında bulunan Bolu T Tipi Cezaevi’ne sevk edildim.

Üstelik yine haksız bir suçlamayla. Dediler ki: ‘Siz aranızda örgüt olarak haberleşiyorsunuz.’ Bunlar basında da yer aldı Sayın Başkanım. Oysa benim özelimde tek bir sözde örgüt konuşması olmamıştır. Çünkü ben sözde örgüt üyesi olduğumu dahi bilmiyorum Sayın Başkanım.

Yani anlayacağınız, tam Silivri’de cezaevi koşullarına yavaş yavaş alışmışken çileler tekrar başladı.”

Elif Güven, “etkin pişmanlık” ifadesinin nasıl alındığını anlattı. Daha önce avukatı Ruşen Gültekin’in, sürecin hukuka aykırı şekilde yürütüldüğünü, müvekkiline gerçeğe aykırı ifadeler yazdırıldığını söylediği Güven, “hastane” denilerek savcılığa götürüldüğünü söyledi.

“Hastaneye götürüyoruz dediler, kelepçeleyip savcıya çıkardılar”

Savcının kendisini sürekli azarlandığını ve “hala istediğim gibi konuşmuyorsun” dediğini belirten Güven, “Bilmiyorum, duymadım” demesinin ardından savcının “peki hissettin mi” diye sorduğunu söyledi.

Güven, şunları anlattı:

“Şimdi yeri gelmişken savcılık tarafından alınan ikinci ifadem hakkında da açıklama yapmak istiyorum.

Sayın Başkanım, ben tutukluydum. Tutukluluğumun yedinci gününde cezaevindeki hücreme bir infaz koruma memuru geldi.

‘Elif hazırlan, seni doktora götüreceğiz’ dedi. Ben de cezaevi içindeki revire çıkıyorum zannettim.

Sonra dediler ki: ‘Üzerine bir şeyler al, dışarı gideceksin.’

Ben de dedim ki: ‘Neden dışarı gidiyorum? Doktorluk bir durumum da yok.’

Tabii çıktım. Bir kontrolüm varmış gibi düşündüm. Koridorda artık ring aracına bineceğiz, kelepçelendik falan.

O sırada dediler ki: ‘Savcı seni çağırmış. Savcılığa gideceksin.’

Şaşırmıştım. Çünkü o anda ne cevap vereceğimi de bilmiyorum. Açıkçası bunun avukatlık hakları açısından da çok doğru olmadığını düşündüm. Çünkü zaten tutukluyum ve çok özür dilerim ama o dönemde zihnim de oldukça bulanıktı.

Benim sorguda verdiğim ifadelerden sonra ayrıca bir ifade verme talebim yoktu. Neden çağrıldığımı anlayamadım.

‘Avukatımın haberi var mı?’ dedim. ‘Bilmiyoruz’ dediler. Cezaevi aracına bindirildim ve Çağlayan Adliyesi’ne götürüldüm. O an ilk kez ring aracına binmiş oldum. Zaten yeni tutuklanmışım. Neyin ne olduğunu bilmiyorum. Hayatında emniyette bile ifade vermemiş biri olarak hâlâ şaşkındım.

O zamanki avukatım Nazlı Nadiye Karaaslan’a sabah haber vermişler. Avukatımla orada karşılaştık. Avukatım bana savcının: ‘Daha iki buçuk yıl iddianame yazmayız, söyle dediklerini anlatsın’ dediğini iletti. O dönemde etkin pişmanlık uygulamalarını da bilmiyorum Sayın Başkan. Ben o derece hukuk konusunda bilgisizdim.

Avukatıma açıkça: ‘Ben bir şey bilmiyorum. Bildiklerimi zaten anlattım’ dedim. Ve gerçekten filmlerden gördüğüm kadarıyla savcının benden başka bir şey beklediğini düşündüm.

Ama ben kimseye iftira atamam dedim. Bunu avukatıma yüzüne karşı söyledim. O da bana: ‘Savcı bir şeyler soracakmış, istersen bilgi verelim’ dedi. Şimdi tabii ki sayın savcıya karşı hiçbir saygısızlık yapmak istemiyorum. Ancak olayları olduğu gibi anlatıyorum. Gerçekten çok şaşırmıştım Sayın Başkanım.

Kendi kendime: ‘Bu konuda ne yapacağız? Bana nasıl yardımcı olacaklar?’ diye düşünüyordum. Şimdi dönüp bakınca, ‘Madem yardımcı olacaktınız, neden bunu içeride söylemediniz?’ demeyi düşündüm ama tabii ki söyleyemedim.

“‘Bilmiyorsan peki hissettin mi?’ diye soruldu”

Ancak az önce anlattığım hususların tamamını kendisine de anlattım. Özetle, itirazım olmadığını, bildiğim her şeyi zaten anlattığımı söyledim.

Ancak bunların hiçbiri zabta geçmedi. Ve görüşme, sorgudan çok sohbet şeklinde oldu. Fakat sürekli azarlandım. Sanki bir şey biliyormuşum da söylemiyormuşum gibi bir tavırla karşı karşıya kaldım.

Ben anlatıyorum. ‘Bilmiyorum’ diyorum. ‘Böyle bir şey bilmiyorum, hissetmedim’ diyorum. Çünkü bana sürekli hissiyat soruluyordu. Gerçekten herkes bunu bilsin. Ben buna çok şahit oldum. Sanki ben bir şey açıklayacağım, birilerini suçlayacağım beklentisi vardı.

Mesela savcı bana: ‘Size şu şirketlere ihale verin diye söyleniyor muydu?’ diye sordu. Gayet net bir soru. Ben de: ‘Hayır’ dedim. ‘Böyle bir şey yok.’

Çünkü ben de bu işi yaptığıma göre, eğer böyle bir şey olsaydı suç işlemiş olmuyor muydum? Bunu anlayabiliyorum.

Ama sekiz ay sonra bakıyorum ki iddianamede, bu konuşmalar bağlamından koparılarak, teker teker çeşitli yerlere yerleştirilmiş. Sanki ben bunları doğrulamışım ya da delil sunmuşum gibi kullanılmış. Hiçbirini kabul etmiyorum.”

“Sanki o reklamları alanları ben belirliyormuşum gibi anlatılmış iddianamede”

Elif Güven, İBB dosyası savcısının yüzüne karşı açıkça “istediğim gibi konuşmuyor, içerde kalsın” dediğini anlattı. Güven, etkin pişmanlıktan yararlanmadığını “Sayın savcım, ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum. Pişman değilim. Çünkü suç işlemedim” dediğini anlattı.

Güven, şunları söyledi:

“Yine o şirketin yeterli olup olmadığı, evraklarının tam olup olmadığı, bu işi yapıp yapamayacağı değerlendirilirdi. Sanki o reklamları alan şirketleri ben belirliyormuşum gibi anlatılmış iddianamede. Üzgünüm ama sanki ben bu işi hiç yapmıyorum da, böyle pala bıyıklı bir şekilde gelip karar veriyorum gibi bir tablo çizilmiş. İşte oradan 280 milyon zarar yazılmış, öbür taraftan başka rakamlar eklenmiş. Böyle bir şey yok. Böyle bir durum yok. Herhangi bir muamma da yok. Onu yeri gelince detaylı anlatacağım. Ama yine altını çizerek söylemek istiyorum: Kimse bana ‘Şu ihaleyi şu şirkete ver’ demedi. Ama savcının soruları hep bu yöndeydi. ‘Size şirket söylüyor muydu? Hissediyor muydunuz? İma ediliyor muydu?’ gibi sorular soruluyordu. Ben de dedim ki: ‘Evet, değerlendirirdik.’ Çünkü kendisine önerilen şirketler olabilir. Kendisi iletişim danışmanımızdı. Ayrıca Medya AŞ’nin yönetim kurulu başkanıydı. Birileri gelip onunla da görüşebilir. Sonrasında bana yönlendirilirdi: ‘Elif, bakabilir misin? Bir değerlendir, bana raporla.’ Bu kadar. Bunda bir suç yok. Sonuçta hiçbir yönetici kafasına göre hareket etmez. Biz de bu görevlerde olduğumuz için bilgi ve tecrübemizi kullanıyoruz. Reklam sektörünü de anlattım. Geçmişte neler yaşandığını da anlattım. Bunlara savunmamda ayrıca geleceğim. Ancak bunların hiçbiri tutanağa geçmedi. Zaten kendisinin benden memnun olmadığını yüz ifadesinden anlıyordum. Sürekli azarlar gibi konuşuyordu. ‘Bak yine istediğim gibi konuşmadın. Bak yine konuşmuyorsun.’

“Yine o şirketin yeterli olup olmadığı, evraklarının tam olup olmadığı, bu işi yapıp yapamayacağı değerlendirilirdi. Sanki o reklamları alan şirketleri ben belirliyormuşum gibi anlatılmış iddianamede.

Üzgünüm ama sanki ben bu işi hiç yapmıyorum da, böyle pala bıyıklı bir şekilde gelip karar veriyorum gibi bir tablo çizilmiş. İşte oradan 280 milyon zarar yazılmış, öbür taraftan başka rakamlar eklenmiş. Böyle bir şey yok. Böyle bir durum yok. Herhangi bir muamma da yok.

Onu yeri gelince detaylı anlatacağım. Ama yine altını çizerek söylemek istiyorum: Kimse bana ‘Şu ihaleyi şu şirkete ver’ demedi.

Ama savcının soruları hep bu yöndeydi. ‘Size şirket söylüyor muydu? Hissediyor muydunuz? İma ediliyor muydu?’ gibi sorular soruluyordu.

‘Evet, değerlendirirdik.’

Çünkü kendisine önerilen şirketler olabilir. Kendisi iletişim danışmanımızdı. Ayrıca Medya AŞ’nin yönetim kurulu başkanıydı. Birileri gelip onunla da görüşebilir. Sonrasında bana........

© Medyascope