Azerbaycan’da muhalefet (3): Otoriterlik gençliği nasıl etkiliyor?
Son güncelleme: 19 Ağustos 2026 -
Azerbaycan’da muhalefet (3): Otoriterlik gençliği nasıl etkiliyor?
19 Ağustos 2026 Çarşamba
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope) – “Azerbaycan’da Muhalefet” yazı dizisinin üçüncü bölümünde avukat Emin Abbasov ve genç aktivist Rüstem İsmayılbəyli, Azerbaycan’da muhalif olmanın farklı boyutlarını anlattı.
Azerbaycan’da muhalefete yönelik baskı yalnızca siyasi partiler veya gazeteciler üzerinden işlemiyor. Hukuk sisteminin nasıl işlediğinden üniversitelerdeki öğrenci hareketlerine, cezaevlerinden iş hayatına kadar farklı alanlarda etkisini gösteriyor. Avukat Emin Abbasov yargı sisteminden siyasi davalara, cezaevi koşullarından avukatlara yönelik baskılara uzanan hukuki tabloyu, İsmayılbəyli ise gençlerin gelecek arayışını, üniversitelerdeki baskıyı ve muhalif kimliğin gündelik hayattaki bedelini değerlendirdi.
Azerbaycan’daki hukuk sistemini anlatan Emin Abbasov, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı gibi hukuk devletinin temel ilkelerinin ortadan kalktığı bir tablo çizdi.
Sistemin siyasi açıdan hassas davalarda nasıl işlediğini aktaran Abbasov, “Masumiyet karinesi ve savunma hakkı gibi anayasal haklar bazı kanunlarda yalnızca beyan düzeyinde mevcut. Ancak pratikte, özellikle siyasi açıdan hassas davalarda bu güvencelerden söz etmek mümkün değil. Mahkemeler, yürütme ve soruşturma organları üzerinde bağımsız denetim mekanizmaları olarak değil, savcılığın iddialarını meşrulaştıran kurumlar olarak hareket ediyor. Bu nedenle halk arasında mahkemeler için ‘noter’ ifadesi kullanılıyor. Aynı ifade, yürütmeden gelen yasa tasarılarını onaylayan parlamento için de kullanılıyor” dedi.
Abbasov, rejimin muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve STK temsilcileri üzerinde baskı kurmak için yalnızca siyasi suçlamalara değil, kaçakçılık, yasadışı girişimcilik, vergi kaçırma ve kara para aklama gibi suçlamalara da dayanan soruşturmalar açtığını belirtti. Azerbaycan’da hukukun siyasi hedefler doğrultusunda işletildiğini ifade etti.
Abbasov, özellikle bağımsız medya ve sivil toplum kuruluşlarını hedef alan soruşturmalarda yurtdışından alınan finansmanın veya yapılan hizmet sözleşmelerinin önce yasadışı faaliyet olarak nitelendirildiğini, ardından aynı maddi olayların birbirine bağlı birkaç ağır suçlamanın dayanağına dönüştürüldüğünü anlatıyor.
Cezaevlerinde aşırı kalabalık ve sağlık hizmetlerine erişim sorunu
Azerbaycan’daki cezaevleri söz konusu olduğunda Abbasov’un çizdiği tablo dört başlıkta yoğunlaşıyor: Aşırı kalabalık, yetersiz sağlık hizmetleri, bağımsız denetim eksikliği ve işkence ile kötü muamele iddialarını etkili biçimde soruşturacak mekanizmaların bulunmaması.
Cezaevi nüfusu da bu tablonun önemli göstergelerinden biri. Abbasov’un paylaştığı verilere göre ülkede her 100 bin kişiye 271 mahkûm düşüyor. Bu oran Avrupa’nın en yüksek oranlarından biri. Bakü Ön Gözaltı Merkezinde doluluk oranı yüzde 120’nin üzerine çıktı. Ülkedeki toplam cezaevi nüfusu 27 bin 673; bunun yüzde 20,8’ini tutuklu yargılananlar oluşturuyor.
Tutukluluk kararlarına ilişkin rakamlar ise yargı sistemine yönelik eleştirilerle birleşiyor. 2024’te polisin tutuklama taleplerinin yüzde 96,47’si, Devlet Güvenlik Servisi’nin taleplerinin ise tamamı savcılık tarafından onaylanarak mahkemelere gönderildi; bu taleplerin büyük çoğunluğu mahkemelerce de kabul edildi.
Cezaevindeki bir başka sorun sağlık hizmetlerine erişim. Özellikle kronik veya ağır hastalığı bulunan mahkûmların uzman doktor muayenesine ve gerekli testlere erişimde, bağımsız tıbbi değerlendirme almada veya cezaevi dışındaki sağlık kuruluşlarına sevk edilmede ciddi engellerle karşılaşabildiğini belirten Abbasov, siyasi mahkûmlar söz konusu olduğunda aile ve avukat görüşmelerinde de ek kısıtlamaların devreye girebildiğini ifade ediyor.
Şubat 2026’dan itibaren bazı siyasi mahkûmlar, haftada bir yapılması gereken dört saatlik fiziksel görüşlerin cam arkasında 30 dakikalık görüşmelere dönüştürüldüğünden şikâyet etmeye başladı. Avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliği de her dosyada korunmuyor. Abbasov, bazı avukatların dosyalarının görüşme öncesinde tarandığını ve bu avukatların mesleki baskıyla karşılaştığını belirtiyor.
Cezaevlerindeki yapısal sorunlar bütün tutuklu ve hükümlüleri etkiliyor. Ancak Abbasov’un dikkat çektiği nokta, siyasi mahkûmların aynı sistem içinde daha seçici ve cezalandırıcı uygulamalarla karşılaşabilmesi.
Disiplin cezalarının daha sık kullanılması, aile ve telefon görüşmelerinin sınırlandırılması, mektup ve kitaplara erişimin engellenmesi, avukat görüşmelerine müdahale edilmesi ve sağlık hizmetlerinin geciktirilmesi bu uygulamalar arasında.
Abbasov, özellikle cezaevi koşullarını kamuoyuna taşıyan tutukluların durumuna dikkat çekiyor:
“Bazı durumlarda tutuklunun kamuoyuna açıklama yapması, cezaevi koşullarından şikâyet etmesi, açlık grevine başlaması veya avukatı aracılığıyla kötü muamele iddiasını duyurmasının ardından koşullarının daha da ağırlaştırıldığını kaydediyoruz. Hücreye koyma, fiziksel ve psikolojik baskı, diğer mahkûmlar aracılığıyla baskı veya tecrit gibi yöntemlere de başvurulabiliyor. Fark her zaman resmî statüden kaynaklanmıyor. Aynı cezaevi kuralları muhalif kimliği bulunan bir kişiye karşı daha kısıtlayıcı ve cezalandırıcı biçimde uygulanabiliyor.”
Hükümeti eleştiren biri hukuken güvende mi?
Azerbaycan’da hükümeti kamusal alanda, özellikle de internet üzerinden eleştirmenin hukuki sonuçları öğretmenden gazeteciye, aktivistten siyasi lidere kadar geniş bir kesimi etkileyebiliyor. Abbasov’un çizdiği tabloda sorun yalnızca yeni yasaklar ve ağır yaptırımlar değil. Mevcut ceza ve idari mevzuatın uygulanma biçimi de eleştirel görüş açıklayan kişilere karşı bir baskı aracına dönüşebiliyor.
Bağımsız gazetecilik yapan, siyasi olarak örgütlenen, yolsuzlukları araştıran veya insan hakları ihlallerini düzenli biçimde belgeleyen kişiler ile sivil toplum kuruluşları açısından hukuki güvenlik alanının ciddi biçimde daraldığını belirten Abbasov, meselenin yalnızca kanunda hangi hakların bulunduğuyla açıklanamayacağını düşünüyor:
“Yasalarda birçok hak hâlâ mevcut. Ancak yasaların uygulanma biçimi, herhangi bir davranışın istendiğinde yasa ihlali olarak değerlendirilmesine imkân verebiliyor. Böyle bir durumda sizi yasanın bu şekilde uygulanmasından koruyacak etkili bir mekanizma bulunmuyor.”
Bu güvencesizlik, gözaltı ve soruşturma sürecinde daha somut hâle geliyor. Siyasi açıdan hassas dosyalarda avukata erişimin geciktirilmesi, kişinin ilk ifadesinin avukat olmadan alınması, yakınlarına zamanında bilgi verilmemesi, kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturulmaması ve tutuklama kararlarının soyut gerekçelere dayandırılması Abbasov’un öne çıkardığı başlıca sorunlar arasında.
Mahkemelerin bu ihlalleri daha sonra etkili biçimde gidermemesi ise kanunda mevcut hakların pratikteki karşılığını zayıflatıyor. Abbasov açısından asıl sorun tam da burada başlıyor:
“Bugün asıl mesele Azerbaycan mevzuatında temel hakların bulunup bulunmaması değil; bu hakları siyasi açıdan hassas bir dosyada bağımsız ve etkili biçimde koruyabilecek kurumların işleyip işlemediğidir. İnsan hakları avukatları olarak gözlemimiz, özellikle taraflardan birinin devlet olduğu insan hakları davalarında mevcut sistemin kişiye gerçek bir güvence sağlayacak ve davayı iyi niyetle karara bağlayacak bağımsız bir mekanizma kurmamış olduğudur.”
Abbasov, bugünkü tabloyu ceza hukuku ve idare hukuku düzenlemelerinin halka karşı en yaygın biçimde kötüye kullanıldığı dönemlerden biri olarak değerlendiriyor. Hükümeti açıkça eleştiren sıradan bir yurttaşın dahi soruşturmayla karşılaşabileceği bir ortamda, hukuki güvenlik meselesinin yalnızca kanun metinlerine değil, bu kanunları uygulayan kurumların bağımsızlığına bağlı olduğunu vurguluyor.
Avukatlar da baskının hedefinde
Siyasi mahkûmları ve muhalifleri savunan avukatların da baskı zincirinin dışında kalmadığını belirten Abbasov’a göre, müvekkilini etkili biçimde savunan, usulsüzlükleri ortaya çıkaran veya bunları kamuoyuyla paylaşan avukatlar mesleki yaptırımlarla karşılaşabiliyor. Bu baskı çoğu zaman doğrudan siyasi gerekçelerle değil, disiplin süreçleri, meslek etiği ihlali iddiaları, müvekkil şikâyetleri ya da sosyal medya paylaşımları üzerinden uygulanıyor.
Abbasov, insan hakları alanında çalışan çok sayıda avukatın disiplin süreçleri sonucunda meslekten uzaklaştırıldığını veya ihraç edildiğini, bağımsız hukukçuların Azerbaycan Barosuna kabulünde de keyfî engeller çıkarılabildiğini aktardı.
Rüstem İsmayılbəyli, Azerbaycan’da öğrenciyken üniversite protestolarında öne çıktı ve gözaltına alındı. Ardından Oslo’da yüksek lisansa başladı. İsmayılbəyli’nin hikâyesi, Azerbaycan’daki genç kuşağın otoriter rejim nedeniyle içinde bulunduğu durumu anlatıyor.
Muhalif olma motivasyonunu Azerbaycan’daki otoriterleşme, yolsuzluk ve ekonomik sorunlarla açıklayan İsmayılbəyli, “Rejime muhalif olma motivasyonunun Azerbaycan’daki herhangi bir insanda oluşması çok kolay. Sovyetler Birliği yıkıldığında doğal kaynakları nedeniyle çok zengin, demokratik ve müreffeh bir ülke olacağına inandırılarak bağımsızlık hareketine başlamış bir halk, kendini günün sonunda Sovyet dönemiyle neredeyse aynı ölçüde otoriter, kişi başına düşen GSYH’nin 8 bin doları geçmediği, yolsuzluk ve kurumsal yetersizlik sorunlarını çözme iradesinin bulunmadığı ve 1969 yılından itibaren tek bir ailenin yönettiği bir ortamda buldu. Bu durum, rejimden faydalanmayan herkese güçlü bir muhalefet motivasyonu sağlıyor” dedi.
İsmayılbəyli’ye göre Azerbaycan’daki gençlerin temel sorunlarından biri, kendilerine ülkede bir gelecek kurabileceklerine dair inancın giderek zayıflaması. Eğitim, iş bulma, ekonomik bağımsızlık ve ifade özgürlüğü alanlarındaki sorunların gençleri ülke dışına yönelttiğini düşünüyor.
Azerbaycanlı gençlerin yaşadığı gelecek kaygısını Türkiye ve Avrupa’daki akranlarıyla karşılaştıran İsmayılbəyli, “Bugün tüm dünyada gençlerin çocukken kendilerine vaat edilen fırsatları büyüdüklerinde bulamama ve hayal ettikleri hayatı kuramama sorunu var. Türkiye’deki bir genç bunu Batılı bir akranına göre en az iki kat daha fazla hissediyor. Azerbaycan’daki bir genç ise bunu Türkiye’deki akranına göre en az iki kat daha fazla hissedebiliyor” dedi.
Bu umutsuzluğun en görünür sonuçlarından biri ise göç isteği. İsmayılbəyli’nin çevresindeki gençlerin önemli bir bölümü eğitim veya çalışma amacıyla Türkiye ve Avrupa’ya gitmenin yollarını arıyor:
“Gençlerin neredeyse tamamı ülkeden umudunu kesmiş durumda. Politik olanlar bunu Aliyev iktidarına bağlıyor, politik olmayan büyük çoğunluk ise farklı nedenler gösterse de yine ülkeyi terk etmeye çalışıyor. Uzaktan veya yakından........
