Cevat Düşün yazdı: Erivan radyosu ve dengbejlik tarihi
Son güncelleme: 15 Nisan 2026 -
Cevat Düşün yazdı: Erivan radyosu ve dengbejlik tarihi
15 Nisan 2026 Çarşamba
Mezopotamya köylerinin hemen hemen her evinde bir dönem sıkça rastlanan bir sahne yaşanmıştır: Akşam çöker, hava serinler, insanlar pilli radyoların antenlerini yükseltir ve etrafına toplanırdı. Radyo cızırtıların eşliğinde Eznîva Reşîd’in her yayına aynı cümleyle başlaması, kuşaklar boyunca hafızalarda kalıcı iz bırakmıştır: “Êrîvan xeber dide, guhdarên ezîz…” (Erivan konuşuyor, aziz dinleyiciler.) Kürt toplumunda yazılı edebiyatın neredeyse yok denecek kadar sınırlı olması, kültürel aktarımın yüzyıllar boyunca sözlü gelenek üzerinden sürdürülmesine yol açmıştır. Bu nedenle dengbêjlik geleneği, sadece bir estetik ve sanatsal ifade biçimi değil, aynı zamanda toplumsal anılar külliyatı ve mekânı olarak değerlendirilmelidir. Erivan Radyosu ise bu külliyatı günümüz dünyasına taşımaya çalışan önemli bir vasıta olmuştur.
Radyonun kuruluş yılı konusunda farklı görüşler olsa da —1926, 1946 ya da 1955— araştırmalar, özellikle 1950’lerden itibaren Sovyet yönetiminin ideolojilerini yaygınlaştırmak, kültürel politikalarının bu radyo için belirleyici olduğunu göstermektedir. Nicholas Glastonbury’nin (2010’lu yıllarda New York Şehir Üniversitesi’nde Antropoloji alanında doktora öğrencisi) dengbêjler üzerine yaptığı saha çalışmalarında aktardığı üzere, Sovyetler Birliği 1955`de özellikle Ermenistan ve Azerbaycan’da yaşayan Kürt dengbêjlerine kurumsal destek sağlayarak Kürtçe klamların kayıt altına alınmasına katkıda bulunmuştur. Bu dönemde Erivan stüdyolarının yalnızca bir yayın merkezi değil, aynı zamanda sistemli bir arşiv ve belgeleme alanı hâline geldiğini Aslîka Qadir de bu konuda paralel görüşlere sahip ve dile getirmektedir. Erivan Radyosu’nun çatısı altında toplanan dengbêjlerin çoğu bugün yalnızca ses kayıtlarıyla bilinse de, Kürt kültür tarihinde üstlendikleri rol büyüktür. Karapetê Xaço’dan Meryem Xan’a, Şeroyê Biro’dan Egîdê Cimo’ya kadar uzanan geniş bir sanatçı topluluğu, sözlü kültür-dengbejlik aracılığıyla taşınan destanları, ağıtları ve tarih anlatılarını modern kayıt teknolojisiyle buluşturmuştur. Söz konusu dengbejlerin seslerinde hem bireysel bir yorumun hem de kolektif bir zihinsel arşiv izleri takip edilebilir.
Dengbêjliğin kökenine ilişkin anlatılar ise tarihin kendisi kadar derinlik ve çeşitlilik gösterir. Bazı sözlü geleneklerde dengbejlik geleneğinin kökleri, Babil ve Med dönemlerine kadar, Antik tarih süreçlerine dayanır. Özellikle Med prensi Siyaksares’in kızı Amytis ile Babil Kralı II. Nebukadnezar arasındaki evliliğe ilişkin anlatılar dikkat çekicidir. Rivayete göre Amytis’in memleketi Med ülkesine duyduğu özlem, Nebukadnezar’ı Babil’in Asma Bahçeleri’ni inşa etmeye yöneltmiştir. Babil ülkesini bir tür Med ülkesine benzetmeye çalışmıştır. Aynı anlatılar, kralın Medli söz ustalarını yani bugünün ifadesiyle dengbêjlerini özel olarak saraylarına davet ettiğini ve onların sesleriyle Amytis’e memleket hissi uyandırmaya çalıştığını öne sürer. Bu hikâye tarihî bir gerçeklik iddiasından ziyade, dengbêjlik kültürünün kendi kökenini anlamlandırma ve biçimlerinden biri olarak okunabilir. Daha geriye gidildiğinde, Kürtlerin en eski ataları olan Guttiler ve Lullubiler gibi kadim Zagros topluluklarının sözlü anlatı gelenekleriyle dengbêjlik arasında bağ kuran yorumlar da mevcuttur. Sümer yöneticilerince bu toplulukların medeniyet dışına itilmeleri sonucu olduğunu ve dağlık coğrafyanın zorlu koşullarının, kendi tarihsel deneyimlerini sesle ve ritimle aktaran erken bir sözlü kültürü doğurduğunu ileri sürenlerde mevcut. Bu görüşler tarihsel kanıttan çok kültürel sezgi taşır; ancak sözlü geleneklerin köklerini anlamak için dikkate değer bir çerçeve sunduklarını düşünüyorum.
Erivan Radyosu’nun dengbêjleri, çok zengin külliyatı ve birikimi 20. yüzyılda yaşatan kimselerdir. Onların icra ettiği klamlar, sadece bir sanat tenzimi olarak değil, tarihsel birikim arşivini yeniden etkin hâle gelmesi olarak da değerlendirmelidir. Dengbejlik geleneğinin edebiyata taşınmasında Mehmet Uzun ve Yaşar Kemal gibi yazarların üstlendiği rol ve verdikleri mücadeleler, sözlü kültürden yazılı kültüre evrimin önemli temsilcileri olarak görmek gerekir. Her ne kadar Erivan radyosunda programlar yapmamış olsalar da…
Erivan Radyosu, basit bir yayın organının ötesinde, kültürel aktarımı taşıyan önemli bir mecra olarak görülmelidir bugün de… Radyoda yer alan dengbêjlerin seslerinde hem Mezopotamya’nın çok eski tarihsel anılar arşivi hem de günümüzün iletişim imkânlarının bir aradalığı görülür. Bu nedenle Erivan Radyosu, Kürt sözlü kültürünün dönüşümünü anlamak isteyen herkes için merkezî bir referans noktası olmayı sürdürmektedir.
Erivan Radyosu’nun ilk kurucuları ve dengbêjlerin bazıları
Erebê Şemo ile Celilê Celîl, Erivan Radyosu ve dengbêjlik geleneğinin sürdürülmesi noktasında birbirini tamamlayan iki farklı rol üstlenmiştir. Erebê Şemo, Kürtçe yayınların ilk dönemlerinde kurucu ve yön verici bir figür olarak öne çıkar. Yazar kimliği ve radyo faaliyetleri aracılığıyla dengbêjlik geleneğinin Radyo gibi iletişim araçlarıyla buluşmasında aktif rol oynamış, üretilen içeriklerin dilini ve yönelimini belirleyerek sözlü kültürün yaygınlaşmasına katkı sağlamıştır. Bu yönüyle Şemo, geleneği yalnızca aktaran değil, aynı zamanda onu modern bağlamda yeniden kuran bir isimdir.
Buna karşılık Celilê Celîl, daha çok akademik ve derleyici kimliğiyle dikkat çeker. Dengbêjlerden derlediği kilamları kayıt altına alarak sözlü mirasın korunmasına katkıda bulunmuş, bu mirasın yazılı kültüre aktarılmasında önemli bir rol oynamıştır. Onun çalışmaları, sözlü ürünlerin sistemli biçimde arşivlenmesini sağlamış ve kültürel hafızanın bilimsel bir zemine oturmasına imkân tanımıştır. Bu iki isim birlikte değerlendirildiğinde, Erebê Şemo’nun üretici ve yönlendirici yaklaşımı ile Celilê Celîl’in derleyici ve koruyucu emeği, dengbêjlik geleneğinin hem yaşamasına hem de unutulmamasına katkı sağlamıştır. Biri bu geleneği canlı tutup yeni mecralara taşırken, diğeri onu kayıt altına alarak bugünümüze ulaşmasında rol oynamışlar. Bu sayede dengbejlik geleneği, hem güncel hayat içinde varlığını sürdürmüş hem de kalıcı bir sözlü sanat ansiklopedsine dönüşmüştür. Bu sayede sözlü kültür, hem güncel hayat içinde varlığını sürdürmüş hem de kalıcı sanatsal, tarihsel ve edebi dokuya dönüşmüştür.
Karapetê Xaço, Zadina Şakir, Cemîla Celîlê, Xana Zazê, Sûsîka Simo, Meryem Xan, Ayşe Şan, Şakiro, Kawis Axa, Şeroyê Biro, Reşo (Reşo Hesen), Dengbêj Egîdê Cimo, Dengbêj Emînê Evdal, Dengbêj Mihemed Arifê Cizrawî, Asadê Qubînî,Dengbêj Temo (Temo Oseyan), Dengbêj Şakil Mirzoyev, Dengbêj Ferzende Ferzende, Reşidê Baso, Silêmanê Mecîd, Titalê Efo, Aram/Tigran Dîkran, Memoê Silo, Tîmuré Şiraz, Mamlé, Ezîz Şerox, Dilovan, Seîdê Şamedîn, Memê Kurdo, Efoyê Esed, Egîdê Têcir, Şibliyê Çaçan, Asa Evdile, Hovhannes Badalyan, Memê Xudo, Şamilê Beko, Keremê Seyad, Tîtal Kerem, Leyla Kerem, Sîma Semend, Arîfê Cizrewî, Werda Şemo, Apriham Buxisiyam, Naza Kokil, Fatma Îsa, Belga Qado, Grîşê Rıza, Kubara Xudo, Sîsa Mecîd, Aslîka Qadir, Hesené Gogo, Şeroyé Pir Qasım, Şeroyé Xacikyan, Dengbêj Mamad, Tehsin Taha, Mehemed Şexo…
Bunların arasında kesin olarak hâlâ yaşayan Aslika Qadir’dir. Bugün Almanya’nın Münih kentinde yaşamaktadır. Ayrıca Xana Zazê, aslen Batman Beşiri’li ve Êzidî bir ailenin çocuğudur. 1877–1878 döneminde dönemin Osmanlı Devleti tarafından Gürcistan ve diğer Kafkasya ülkelerine tehcir edilen ailelerin torunlarından olan Xana Zazê’nin hâlâ Gürcistan’da yaşadığını söyleyenler de........
