menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bilgehan Uçak yazdı: Deniz Göktaş’a ayıracak vaktim hep olacak

10 0
05.06.2026

Son güncelleme: 5 Haziran 2026 -

Bilgehan Uçak yazdı: Deniz Göktaş’a ayıracak vaktim hep olacak

4 Haziran 2026 Perşembe

Sahnede heyulaya benzer, üstü örtülü, devcileyin bir şey duruyordu ve iyi bir gösteri olacağını müjdeleyen klipler hazırlanmıştı, güzel bir mayıs akşamıydı, çiçekler açmıştı, rüzgâr çiçek kokuları taşıyordu.

Harbiye’nin 5 bin koltuğu hınca hınç dolmuştu, herkes son dönemin en parlak komedyenlerinden biri olan Deniz Göktaş’ı bekliyordu.

Deniz Göktaş’ı ilk kez DasDas’ta izlemiştim, ne yalan söyleyeyim hiçbir beklentim de yoktu ama izlediğim muhteşem bir gösteriydi ve ben o efsunlu hal ile salondan çıkmıştım.

Bu kez beklentim yüksekti.

Üstelik, Deniz Göktaş’ın biletini o alay ettiği koltukların birinden alabilmiştik, H sırası 16 mı ne, zamanın sonunda, “podcast’ten daha iyi görülecek” bir yer.

Deniz Göktaş sahneye çıkıp örtü çekilince heyulanın ne olduğu da ortaya çıktı.

Deniz Göktaş’ın başı, yanı yatık bir şekilde duruyor.

Tabii vücut bütünlüğü olmadan sadece bir başın sahnede yer alması bende Fransız Devrimini takip eden “terör dönemi” çağrışımları yaptı.

Malum, giyotin birkaç sene boyunca hiç durmadan çalışıp binlerce kafayı, tıpkı bu sahnede gördüğümüz şekilde, bedeninden ayırmıştı.

İdama götürülen kişilerin söyledikleri son sözler, sıkı bir aforizma kitabı çıkaracak niteliğe ve niceliğe sahiptir.

Misal, Madam Roland’ın “Ey hürriyet! Senin adına ne cinayetler işleniyor!” sözü bunlardan biridir ama bence en meşhuru Danton’un izleyen halka değil de celladına bakarak “Başımı halka göstermeyi ihmal etme, bunu hak ediyor!” deyişidir.

Gerçi, bütün bu tantanadan hepi topu bir on sene sonra Napolyon gelip imparatorluğu yeniden kurdu ya, neyse…

1789’a giden günleri size şöyle de anlatabilirim.

Bir saray var, ülkenin bütün aristokrasisi o saraya hapsedilmiş, sarayda durdukları müddetçe sefahat âlemlerinden işret âlemlerine geçiyorlar, öte yandan halk açlıktan kırılıyor, kuraklık var, “üçüncü kesim” adı verilen geniş halk kitlesinin sözünün gücü, bir avuç imtiyazlı azınlık karşısında hiçbir şey ifade etmiyor.

Aristokratlar, yani askeriye ile ruhban.

Üçüncü kesimin yegâne gücü ise kabullenmemekten, konuşmaktan, birbirine destek vermekten, dayanışmayı artırmaktan geçiyor.

Kahvelerde konuşmanın gücü yok mudur, bal gibi vardır, hatta, bazen öyle olur ki, o kahvelerden yayılan ateş tüm ülkeyi sarar.

Tabii olaylar ille olumlu yönde cereyan edecek diye bir şart da yok, Hitler’in çıkışı da birahanelerde konuşarak başladı.

Deniz Göktaş’ın da konuşmanın gücüne inandığına eminim.

Elimizden gelen ne var?

Ama konuşmak, tabii burada kastettiğim Deniz Göktaş’ın yaptığı şekilde, insanları avucunun içine alan, zekâ parıltılarıyla bezeli, alabildiğine eğlenceli ve çarpıcı bir konuşma, ciddi bedeller ödemeyi de peşinen kabul etmeyi gerektiriyor.

Tarih boyunca hep böyle olmuş.

Deniz Göktaş oyunun çeşitli yerlerinde bu konulara değiniyor, avukatlarının oyuna dair görüşünü seyirciye aktardıktan sonra “ucuz kahramanlığa” ne kadar kolay ulaşabileceğini anlatıyor, ama bütün bu konuları öylesine zekice ele alıyor ki, koltuktan düşercesine gülerken bir süreliğine ifade özgürlüğünde dünyanın en ileri ülkesinde yaşadığınız yanılsamasına kapılıyorsunuz.

Deniz Göktaş’ın ilk oyununu çok beğenmiştim, Youtube’da birkaç defa hep aynı keyifle izledim, bu oyununa da bayıldım.

Evet, oyun çok komik ama Deniz Göktaş sadece komik değil, binlerce komik insan vardır, elbette daha komikleri de vardır, ama uzun zamandır politik bilinci ve mizah yeteneği böylesine doruklarda gezen hiç kimseyi görmedim ben.

“Putlara dokunma,” der Flaubert, Madam Bovary’de, “yaldızı elinde kalır sonra.”

Deniz Göktaş bir saatlik gösterisinde dokunulmadık put bırakmazken kırıp dökmüyor, olağanüstü bir mizah yeteneğiyle onlardan başka bir bütün çıkarmayı başarıyor.

Ve, sahneden sadece elleri değil, üstü başı yaldızlarla bezenmiş şekilde iniyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Bilgehan Uçak / Diğer yazıları

Bilgehan Uçak yazdı: Aziz Yıldırım’ın seçim kampanyası

Bilgehan Uçak yazdı: Hasan Göğüş’ün büyükelçilik anıları

Bilgehan Uçak yazdı – Bir başka “zoraki diplomat”: Hamdullah Suphi Tanrıöver

Bilgehan Uçak yazdı: Yirmisekiz Çelebi’nin düşündürdükleri

Bilgehan Uçak yazdı: Gizemli olduğu ölçüde önemli bir konu

Bilgehan Uçak yazdı: Edebiyatın sınırında bir sefaretname

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Haftanın diğer yazıları

Burak Karataş yazdı: EKİM Partisi’nin sağlık politikası (varsa öyle bir şey)

Bülent Somay yazdı: Devlet aklı ne kadar akıllı?

Faik Öcal yazdı | Paralel hayatlar: İskender ve Sezar (2)

Cevat Düşün yazdı: İsyan mı, devrim mi?

Berin Sönmez yazdı: İki röportaj çoklu deşifre

Tarık Çelenk yazdı: Sélestat’ta bir çocuğun kütüphanesi

Nur Mehmet Güler yazdı: Kılıçdaroğlu vakası ve CHP’de sorunun özü

Kemal Can yazdı: Bayram(laşma) sonrası siyasi tabela

Nur Mehmet Güler yazdı | Gezi direnişi: Dünden bugüne ne değişti?

Haftanın en popüler içerikleri

Önder Özden yazdı: Ve Erdoğan Kılıçdaroğlu’na........

© Medyascope