menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Berrin Sönmez yazdı | Laiklik 100 yaşında: Elbette birlikte savunmalıyız

28 27
21.02.2026

Son güncelleme: 21 Şubat 2026 -

Berrin Sönmez yazdı | Laiklik 100 yaşında: Elbette birlikte savunmalıyız

21 Şubat 2026 Cumartesi

Cuma günü gece yarısı baskınıyla bu ülkenin haber alma hakkı bir kez daha gasp edildi.

Gazeteci Alican Uludağ gece yarısı Ankara’daki evinden ve çocuklarının ağlayışları arasında, gözaltına alınarak İstanbul’a götürüldü. Ve tutuklandı.  Ve hepimiz şimdi bir kere daha tutukluyuz. Haber alma hakkımız da tutuklu. Alican Uludağ derhal serbest bırakılmalı ve gazeteciler, yayıncılar, yorumcular üzerindeki hukuka aykırı yargı baskısı sona ermeli. Neden haber alma hakkımız tutuklandı diyorum? Kendi soruma Alican Uludağ’ın haberlerinden tek bir örnekle cevap vereyim: Adli Tıp’tan H.K.G. raporu: Ruh sağlığı bozuldu

2004 yılında 6 yaşındaki bir kız çocuğu babası tarafından imam nikahı adıyla cinsel istismara “sunulmuştu”. 2014 yılında muayene eden doktorun dikkatiyle cinsel istismar tespit edilip polise bildirilse de çocuğun doğum kaydına erişmek yerine kemik yaşı tespiti istendiği için aile çocuk yerine yetişkin bir kadının teste tabi tutulmasını sağladı ve dava düştü. Örtbas yöntemleri her kurumda -iktidar örüntüleriyle- işletildiği için duymadık. Toplum duymadığında harekete geçmeyen yargı da örtbasının parçası. İlgili bakanlıklar da. 6 yaşından itibaren yıllar süren cinsel istismara maruz kalan HKG, yaşadıklarını Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ulaştırıp devlet koruması altına alındığında üç çocuk annesiydi. Fakat bakanlık HKG’nin açtığı davayı kamuoyundan gizledi. HKG’nin avukatı bir gazeteciyi, Alican Uludağ’ı dosyadan haberdar ettiğinde o da bizi haberdar etti. Yıl 2022 olmuştu ve aradan geçen zamanda suçlular korunmuş, mağdur yalnız ve yalıtılmış bir yaşama mahkûm edilmişti. Suçlu o değildi ama yalnızlığa mahkûm edilen oydu. Aile zaten koruma altındaki kızlarını konuşmaması için tehdit ediyordu. Fakat haber yapıldıktan sonra bir yıl içinde yargılama gerçekleşti. Toplumsal tepki önemli. Toplumsal tepki için özgür habercilik gerekli. Aksi takdirde adalete erişim mümkün olmuyor. Baba Yusuf Ziya Gümüşel, İsmailağa Cemaatine bağlı Hiranur Vakfı kurucusu 20 yıl; anne Fatma Gümüşel 16 yıl 8 ay; fail istismarın başladığı tarihte 21 yaşında olan şimdi 40 yaşındaki cemaat müridi Kadir İstekli, 30 yıl ceza aldı. Yargılama, bir kadının tüm çocukluk ve gençlik çağını işkence altında yaşamasına sebep olacak kadar geciktirilmişti. Alican Uludağ ve pek çok diğer gazetecinin sırf haber yaptıkları için siyaset ve yargı baskısı altında işlerini sürdürmeye çalıştıkları yazık ki bu dönemin gerçeklerinden. Ama evrensel bir gerçek daha var ki o da yargının kamuoyu denetimine açık olması gerektiği. Bize bu imkânı haberciler, gazeteciler sağlar. Bu nedenle toplumsal fayda için, ezilenlerin sesini duymak ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak için gazeteciliği savunmak zorundayız. Tüm bu nedenlerle bugün Alican Uludağ’a destek olmak Medeni Kanun, laiklik ve kadın hakları savunusunun bir parçası olarak görülmeli.

100. yaşını geçen hafta idrak ettiğimiz Medeni Kanun yurdumuzda laik hukuk sistemine dayalı ilk kanun. Laik hukuk ilkesi Anayasaya girmeden önce Medeni Kanun’la uygulanmaya başladığı için laiklik yüzyıllık ortak değerimiz. Medeni Kanun toplumsal yaşamın Anayasası anlamına geliyor. Önce toplum hayatı laik hukuka uyarlandı çünkü toplumsal sorunların çözümü ancak bu yolla mümkün olabilirdi. Kurucu kadronun izlediği bu yol gerçekte Osmanlı’nın da ulaşma denemeleri yaptığı yoldu ki bu konuya az sonra değineceğim.

Medeni Kanun, hem bu ülkede laik hukuk sisteminin taşıyıcısı olduğu hem de aile hukukunu dini kurallara değil evrensel ilkelere dayandırdığı için tehdit altında. AKP’li yıllarda ve ilerleyen zaman içinde giderek din devleti inşa etme projesi gibi görünen Medeni Kanun “alerjisi” yükseltildi. Eşlerin eşitliğine dayalı aile hukuku, kadınların üzerinden koca ve aile vesayetini kaldırdığı için; kadınları özerk hukuk öznesi olarak tanımladığı için karşı çıkılıyor. Aile hukukunda erkek egemen din yorumlarıyla oluşturulmuş şeriat hükümlerinin geçerli olması savunuluyor. Nafaka hakkından evlenme yaşına, kadının soyadına kadar pek çok konuda dini dayatmalarla laik hukuktan uzaklaşma denemeleri giderek sıklaştı. HKG örneğinde -ki asla tek örnek değil- olduğu gibi bu denemeler her türlü örtbas yöntemleriyle yargıdan kaçırılarak yaygınlaştırılıyor. Mecliste (2016 Kasım) Adalet Bakanı bile “küçüğün rızası var” diyebilmişti, erken evlilik adı altında çocuk cinsel istismarı faillerine af çıkarmak için. Boşanmaların artmasından şikayet edenlerin derdi de kadının boşanma hakkını gasp etmek. Çok eşlilik yazık ki Medeni Kanun hükümlerine rağmen -tabii ki yasa etkin uygulanmadığı ve önleyici hükümler kaldırıldığı için- hâlâ çok ciddi bir toplumsal yara. Verilecek o kadar çok örnek var ki… Kadın hareketleri bu alanda çok güçlü mücadele ettiği halde Medeni Kanun sadece kadınlara özgü bir kanunmuş gibi görülüp feministler yalnız bırakılıyor bu mücadelede. Oysa hep birlikte savunmamız gereken asırlık ortak değerlerimizden biri Medeni Kanun.

Bu arada “İslam Hukuku varken neden laik hukuk uygulanıyor?” sorusuna kötü bir haberle cevap vereyim. Bir İslam Hukuku yok arkadaşlar. 1400 yıldır hiç olmadı. Şeriat denilen şey din olmadığı gibi bir dini hukuk sistemi de kuramadı. Mezheplerin şeriatları var. Osmanlı’da örneğin her mezhebin ayrı kadısı vardı. Fakat İslam dini mezhepleri bağlayıcı inanç sistemi olarak görmediği için insanlar mezhebi ne olursa olsun kendi faydasını gözeten hükmü çıkarana kadar aynı davayı bir Hanefi kadıya veya bir Şafi kadıya ve diğer mezheplere mensup kadılara götürebilirdi. Yani benzer durumlar için farklı hükümler mümkündü. Sistematik hukuk düzeni oluşturulamadı. İslam hukuku kavramı idealize edilmiş bir isimden ibarettir. 19. yüzyılda Ahmet Cevdet Paşa öncülüğünde bir komisyon ile Medeni Kanun yerine kullanılmak üzere Mecelle (1872) hazırlandı. Çünkü sistematize edilmiş bir İslam hukukuna ihtiyaç vardı ama bu komisyon da yeni içtihat geliştirme cesaretini gösteremedi. Yapılan şey tarih boyunca verilmiş hükümlerin, o günün koşullarındaki sosyolojik yapıya en uygun düşecek hükümleri bir dergide toplamaktan ibaret kaldı. Yetersizliği nedeniyle 1917 yılında Osmanlı Aile Hukuku Nizamnamesi yayınlandı. Fakat anılan nizamname de ulemanın “içtihat kapısı kapalı” iddiasını yıkıp geçemediği için yaptığı tek değişiklik tek mezhebin değil 4 Sünni mezhebin bu alandaki en uygun hükümlerine yer vermek oldu ki Mecelle’ye kıyasla İslam hukukunu sistematize etme çabası olarak görülebilir ama başarı şansı yoktu. Çünkü yeni içtihat geliştirmelerini cesaretlendirecek ortam yoktu. Yine de evlenme ve boşanmaların kayıt altına alınması kuralı, kadına boşanma hakkı tanınmadığı hâlde bile geçmişe kıyasla ileri bir adım atıldığı söylenmelidir. Bizde de 1926 yılında Medeni Kanun’un kabulüne kadar bu nizamname uygulandı. Osmanlı bakiyesi ülkelerin Müslümanları için hâlâ uygulanıyor. Lübnan, Suriye, Mısır bu nizamnamenin bazı değişikliklerle hâlâ uygulandığı ülkeler. Örneğin 2000’lerin başlarında Mısır kadınlara boşanma hakkı tanıdı, yapılan bir değişiklikle. Hem çok hukukluluk hem de her inanç kitlesinin kendi dini hukukunu uygulaması, Ortadoğu’da yaşanan toplumsal ve siyasal keşmekeşin baş sorumlusu. Ve bu sayılan hukuk düzenlemeleri aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin çok hukuklu düzeni biraz sadeleştirme çabası olduğu gibi toplumsal koşulların laik hukuka doğru yol aldığını da gösterir.

Bizdeki şeriat istekçilere duyurmuş olayım. Üstelik kurallar anlamına gelen şeriat meselesi İslam dininde ilk tahrif etme girişimidir de. Şeriat kurallar demek olduğu gibi şâri de kural koyucu anlamına geliyor. İslam’ın ilk yüzyılında Allah tek şâri, tek kural koyucu idi. İkinci yüzyıldan itibaren Peygamber de İlahi mesajı aktardığı için şâri, kural koyucu kabul edilir oldu. Ve böylece peygambere atfedilen rivayetler mezheplerin fıkıh hükümleri için meşru kaynak sayıldı. Bitmedi… İlerleyen zamanda “biz de İlahi mesajı ve Peygamber sözünü kaynak aldığımız için kural koyucu sayılırız” görüşüne kayan mezhep imamları, kendilerine şâri sıfatını uygun gördüler. Yani din Allah’ın kuralları iken şeriat insanların hükümleri anlamına geliyor, bin yıldan uzun süredir. Sonuç dinin kurumsallaşması, din otoriteleri (ruhbanlık) yarattı. Kurumsallaşmış dinin otoriteleri devlet otoritesinin emrinde siyasi ihtiyacı gözeten -kelle meselesi- fetvalar… Kur’an’da açıkça lanetlenen her şey: ruhbanlık, zalim yönetici, güçlünün zayıfı ezmesi, zenginin yoksulu, gencin yaşlıyı, yetişkinin çocuğu ve erkeğin kadını köle sayması… Hepsi ve çok daha fazlası bugün Müslüman ülkelerin “normali” maalesef ve şeriat çığlıklarıyla ülkemizi oraya doğru sürüklemek isteyenler çoğaldı.

Sorun olan kuralların yani şeriatın değişmesi değil. Günümüzde sorun yaratan şey fıkıh hükümlerinin değiştirilemeyişi. Bu nedenle ilk yüzyıllarda kurallar rahatlıkla değiştirilebildi. Toplumsal yaşamda günün koşullarına göre hukuki düzenlemeler yapılıyordu. Normaldi, olması gerekendi. Ancak değişen koşullara göre yeni içtihat yapılması yasaklanınca işler karıştı. Eski kalıpla yeni yaşam ne mümkün? Peki nasıl yaşadı, yaşıyor derseniz “kitaba uydurmak” deyimini hatırlatayım. Arkadan dolanmak, hile, riya, benzer olaya ihtiyaca binaen farklı hüküm garabetleri böylelikle meşruiyet kazandı. Siyasal İslam’ın temel sorunlarından birisi tarihsel meşruiyet algısı oluşturmuş bu yozlaşma örneklerini “dini değer” gibi görüp laik hukuk sistemine rağmen aynen uygulamayı seçmesi.

Ramazan geldi hoş geldi. Dindarlar için inanç özünü yeniden anlamlandırma ve yaşama çabası sundu. Ruhsal iyileşmeyi kolaylaştıran, toplumsal bütünleşmeye katkı sağlayan bu ayda samimi dindarlar, gündelik telaşeden bir nebze de olsa uzaklaşıp Allah kelamına yönelir. Beden ve zihin bu içsel yolculukla ve yolculukta toplumsal bütünleşmeye ulaşmak sayesinde arınır. İdeali, özleneni budur. Ama hepimiz insanız işte ne kadarını başarıyoruz Allah bilir. Tabii bir de kulun, kulların bildiği, gördüğü, duyduğu var ki ramazan ruhuna tümüyle ters. Siyaset eliyle Ramazan ayı oruçla anılsa da namaz ve Kur’an tilaveti ibadetlerinin ağırlık kazandığı bir dönem olmasına rağmen toplumsal kutuplaştırma aracı olarak kullanıldı, yine. İktidar teopolitik inşa sürecini gerçekleştirmek için eğitim sistemini çok uzun zamandır kullanıyordu. Bu yıl okullarda ramazan kutlamaları icat ettiler. 4-6 yaş çocuklarına Kur’an kursu garabetinin üstüne bir de okullarda devlet zoruyla ramazan etkinlikleri yapılmasını dayatmak akla ziyan. Din kuralları, inanç esasları, ibadet pratikleri sahne performansına dönüştü. Evet iktidara yakın olmak, nimetlerden yararlanmak isteyenlerin yıllardır yaptığı buydu ama küçük yaştan itibaren çocuklara devlet emriyle böylesi çarpıtılmış din anlayışının dayatılması kabul edilebilir şey değil. O yaşlardaki çocukların dini yükümlülüğü yok zaten ve dini anlamayı mümkün kılacak soyutlama yeteneği gelişmemiş yaşlardaki çocukların üstüne din boca etmenin dinde de yeri yok. Yapılan din öğretmek değil de bu ülkeye özgü ramazan ruhunu yansıtan din kültürünü dayatmaksa bu da hepten yanlış. Kültür değişkendir. Her nesilde doğal olarak azar azar değişir. Ve değişebilirlik yoluyla kültür canlılığını korur. Din kültürünün değişmesini önlemek, eskiyi canlandırmak hem beyhude çabadır hem de sadece performatif Müslümanlık yaratır. Müslüman olmayı değil, Müslüman görünmeyi bile değil, Müslüman görünenlerin yaptıklarını taklit etmek gerektiği anlaşılır o yaşlardaki çocuklar tarafından. Yakınlarda Bilal Erdoğan da “dini temsil edenler” benzeri bir ifade kullanmıştı. Okullardaki ramazan kutlamaları bu yaklaşımla örtüşüyor. Olmak değil görünmek. Görünmek istediğin kimliği de başarıyla performe etmek. Çağın ruhuyla büyük benzerlik taşıyor bu politika ama inanç esaslarının çok uzağında.

“Haddini aşan zıddına dönüşür” derler ya; erken Cumhuriyet dönemi pratiklerini ve laiklik ilkesini, döneme özgü sorunları yaşananların çok ötesinde ağır travmalar yaratmış gibi gösterme politikasını çok abarttı. Sınır tanımadı kötülemekte. Dindarlara zulmedildiği gerekçesindeki ısrarı, kendisini dindar olarak tanımlayan iktidarın dindar olmayanlara zulmettiği bir sisteme dönüştürdü. Ölçüsüz, sınırsız, duraksız düşmanlaştırma politikasıyla gelinen yer ramazan ayının getireceği dinginlik hâlini değil laik-dindar karşıtlığının depreşmesi oldu.

Laikliği Birlikte Savunuyoruz bildirisini hedef aldı. Laiklik Anayasal ilke ve kendisi Anayasaya uymak ve yürütmekle yükümlü Cumhurbaşkanı olduğu hâlde… Ramazana laiklik tartışmasıyla girdik. Cumhurbaşkanının tavrı yaman bir çelişki olarak tanımlanmayı hak ediyor. Diğer yandan ramazan ve sair dini günlerde laiklik konuşmak bana çelişki olarak görünmüyor. Çünkü laiklik başlangıcı itibariyle dindarları korumaya alır. Kraldan farklı inanca sahip dindarların yaşamını güvence altına alan ilkedir laiklik. Avrupa’da 30 Yıl Savaşları, Gül Savaşları din gerekçeli çatışmaları sonlandırmanın aracı olmuş, dini özgürlük getirmiştir. Laiklik din ve dindar düşmanlığı değil farklı dinlere, farklı din yorumlarına ve dindarlara da eşit ve özgür yaşam şansıdır. 100 yıldır Medeni Kanun’la, 99 yıldır Anayasal olarak bu imkâna kavuşmuş yurttaşlar olarak elbette laikliği birlikte savunuyoruz, savunmalıyız. Normal olan bu. A-normal olan savunmak zorunda kalışımız.

Buradan bütün dindarlara şunu hatırlatmak istiyorum. İslam tarihinin en karanlık dönemlerinde bile Kur’an’ın birbirinden farklı bakış açıları ve din yorumlarıyla yapılmış olan tefsirlerine yasak getirilmedi. Bir tefsir diğer tefsiri, bir yorum diğer yorumu neshetmiş, iptal etmiş sayılmadı. O, onun görüşü; bu, bunun görüşü denilerek farklı tefsirler yazıldı, yaşadı, günümüze ulaştı. Yani gelenekte farklı yorumları yok saymak yoktu. Yakın yıllara kadar Diyanet’in de görevi geleneğe uyumlu olarak sadece biçimsel denetim yapmaktı. Eksik harf, eksik nokta vd. kontrol edilir ama içerik denetimi yapılmazdı. Farklı anlama biçimleri böylece yazılır ve yayılırdı, bunda beis yoktu. Fakat iktidarın laiklik karşıtı eğilimlerinin artmasıyla paralel olarak din yorumlarını kısıtlama eğilimi arttı. Ali Erbaş döneminde Diyanet’e verilen meal, tefsir eserlerini içerik yönünden denetleme yetkisi İslam geleneğine de aykırı. İslam geleneğinde az sayıdaki özgürlük alanlarından en önemli olanı da yıkmak, yok etmek anlamına geliyor. Üstelik verilen yetki, meal ve tefsir yakarak yok etme görevi şeklinde. Tarih kitaplarında Cengiz Han ordularının yaptığı yıkımı, yakımı, kıyımı eleştirmeye yüzümüz kalmayacak bu gidişle. Keza Katolik engizisyonu da öyle…

Bitirirken şunu da içtenlikle belirteyim ki eğer “laikliği birlikte savunuyoruz” metni yayınlanmadan önce bana ulaşsa tereddütsüz, anında imzalardım. Metin çok iyi, eskilerin “efradını cami, ağyarını mani” dedikleri türden. Ne bir eksik ne bir fazla. Sağ-muhafazakâr siyaseti irkiltecek “geri, karanlık” ifadeleri var evet ama yani toplumu yüz yıl öncesine döndürmek anlamına gelen politikalara da ancak bu ifadelerle itiraz edilir, kabul etmek lazım. Ayrıca metinde benim çok önemsediğim bir Kur’anî kavrama da atıf yapılmış. Gelenekçi dindarlık “Allah’ın ipini bırakıp ataların ipine sarılmak” mecazıyla tanımlanır. Metindeki “ABD ve Trump’ın ipine sarılarak” ifadesiyle İlahi mesaja gönderme yerli yerinde ve kıymetli bence. Metinde bu ifade olmasa da, hatta bu metin olmasa da Erdoğan hiç kızmamış olsa da dindarlar laiklik ilkesini savunmalı. Öyle sekülerlik falan diyerek, eğreleyerek üverek değil adlı adınca laik hukuk sistemi, laik devlet düzeni, laik toplumsal yaşamı dindarlar olarak savunmalıyız. Çünkü laiklik herkes için ama dindarlar için mutlaka gerekli. İnancın siyasi temsile dönüştürülmesine itiraz eden dindarlar için diyerek laiklik savunma yükümlülüğüne bir açılım daha getirmek gerekebilir. Müslüman kadın dindarlığına gelince laiklik tıpkı feminizm gibi din dairesinde kalabilmenin olmazsa olmaz koşulu bence. Ve pek çok kadının, dindar ya da seküler olsun, laiklik savunusu ve feminist politikayı birbirinden ayrılmaz, kız kardeşler olarak kabul ettiği bilinen gerçeklerden.

Afganistan’da gender apartheid rejimiyle hakları gasp edilip kölelik düzenine hapsedilmek istenen kadınları hatırlayalım ve onların mücadelesine, bizim laiklik savunumuzun bir biçimde güç vermesini umalım. Endonezya ve Malezya gibi çok hukuklu ülkelerde Müslüman feministlerin, yan koltukta oturan kadın laik hukuka tabi olduğu hâlde kendisinin kırbaç cezasını da içeren dini yasaya karşı mücadelesini selamlayalım. Bangladeş, Pakistan, Hindistan gibi ülkelerde de özellikle Müslüman feministlerin Türkiye’deki laik hukuk düzenine ve toplumsal yaşama hayranlıklarını hatırdan çıkarmayalım. Ve İran… Din devleti molla rejimine karşı direnen İranlı kadınlara saygı ve dayanışma duygularımızı sunalım.

Unutmayalım: Suudi Arabistan’da kadınlar hâlâ temel haklardan yoksun. Yemen’de kadınlar erkek egemen sistemin dayattığı 6-9 yaş evliliklerine boyun eğmek zorunda. Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Filistin, Gazze gibi savaş ve çatışma ortamındaki kadınların yaşamı tehlike altında ama aynı zamanda erkek egemen düzene karşı da mücadele ediyorlar. Keza Afrika ülkelerinde de dini ya da hukuki olsun yasalar kadınlar aleyhine.

Hatırlayalım: Müslüman toplumlar arasında tek laik ülke Türkiye olduğu için bu ülkenin kadınları aile vesayetinden kurtulma, erkek egemenliğine başkaldırma şansına sahibiz. Ve kadının insan haklarını, laik hukuk sistemi sayesinde kullanabiliyoruz. 100 yıldır yaşadığımız bu imkânı, kızlarımıza, torunlarımıza, torunlarımızın torunlarına da aktararak sürdürme sorumluluğu bugün bizim üzerimizde. Medeni Kanun ve laiklik savunusu geçmişin yükü değil geleceğin emaneti.

Laiklik ilkesinin kusursuz olduğunu söylemiyorum. İnsana dair olan her şey gibi laiklik ilkesi de insani kusurlarla malul elbette. Sorunlu uygulamalar az değildi. Çoğumuz gibi ben de yaşadım. Yaşadıklarımızın laiklik ilkesinin varlığından değil yöneticilerin politikasından kaynaklandığını unutmayalım. Ve hatırlayalım; o ayrımcı politikalara karşı mücadeleyi mümkün kılan da o laik hukuk sistemiydi, medeni kanundu, kadın hakları hukukuydu, yarı buçuk dahi olsa demokrasinin varlığıydı. Ve hepsi laik sistem zemininde yükseliyordu. Haklarımızı, inancımızı, hayat tarzımızı korumak için yapılacak savunun en ön safında biz dindarlar yer almak zorundayız. Çünkü iktidar, laiklik karşıtı politikalarını din devleti kurmak amacıyla bizim dinimizi, inancımızı nesneleştirerek gerçekleştiriyor. Moda tabirle söylersem laiklik savunusunu herkes taşın altına elini koyarak yapabilir ama bizler taşın altına gövdemizi koymak zorundayız. Daha geç olmadan hemen şimdi.

laiklik ve sekülerlik

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Berrin Sönmez / Diğer yazıları

Berrin Sönmez yazdı | Gürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’

Berrin Sönmez yazdı: Deprem bir yıktıysa iktidar bin yıktı

Berrin Sönmez yazdı: Suriye, Türkiye, Afganistan, insanlık ve İslam

Berrin Sönmez yazdı: Tarikatlar Ankara İlahiyat’ı ele geçirmek üzere mi?

Berrin Sönmez yazdı: İnsani değerlerle yücelmek için Kadın Mitingi

Berrin Sönmez yazdı: Kültürel üstünlük olmadı kültürel vesayete devam

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Haftanın diğer yazıları

Tarık Çelenk yazdı: Ne zaman adam oluruz?

Levent Baştürk yazdı | Marco Rubio’nun emperyal restorasyon manifestosu: Yeni Batı Yüzyılı

Önder Özden yazdı: Hatanın kırılgan imkânı

Selim Kuneralp yazdı | Türk-Yunan sorunları: Uluslararası hukuk ne diyor?

Cevat Düşün yazdı: Takiyettin Mengüşoğlu ve insan felsefesi

Burak Cop yazdı: Avrupa deplasmanında kaz gibi yolunmak

Cevat Düşün yazdı: Yapay zeka atom bombasından daha mı tehlikeli?

Taner Akçam yazdı | MHP raporu ve Cumhuriyetin kurucu kodları

Kemal Can yazdı: Aksiyon müfettişliği

Haftanın en popüler içerikleri

Ruşen Çakır yazdı | Mahir Çayan haklıydı: Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde

Tutuklu gazeteci Enver Aysever hakkında 3 yıla kadar hapis talebi

Gazeteci Alican Uludağ tutuklandı

Çözüm komisyonu ortak raporunda ne var, ne yok?

AKP’ye yakın Türkiye gazetesi duyurdu: LGBTİ+’lara hapis cezası geliyor

Aynı Yağmur Altında dizisinin yapım şirketi “domuz eti” sahnesini savundu: “Bağlamından koparılan tartışmalar inancımızı…

Ruşen Çakır yorumladı: CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Çocuklara sosyal medya yasağı Türkiye’de nasıl uygulanacak?

Alican Uludağ’ın savunmasının tam metni: “Geride iki çocuğunu bırakmış bir baba olarak bu zulme ortak olmayın”

Orhan Veli Kanık’ın doğduğu ev satışa çıkarıldı

Medyascope'un günlük e-bülteni

Editörlerimizin derlediği öngörüler, analizler, Türkiye’yi ve dünyayı şekillendiren haberler, Medyascope’un e-bülteni Andaç‘la her gün mail kutunuzda.

Medyascope'u destekle

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

© 2015-2026 Scope Medya A.Ş.

Kişisel Verilerin Korunması Aydınlatma Metni

İşbu Aydınlatma Metni, Veri Sorumlusu sıfatıyla Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat:G2, Sarıyer/İstanbul adresinde mukim Şirketimiz Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından sağlanan ürün ve hizmetlerin tanıtımı amacıyla internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği kısmından elde edilen kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olup, Şirketimiz tarafından başta 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Şirketimizin kişisel verilerin korunmasına ilişkin politikaları https://medyascope.tv adresinde yer almaktadır.

İşleme; KVKK’nın 3. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması işlemleri olarak tanımlanmıştır.

İşlenen Kişisel Verileriniz

İşlenen kişisel verileriniz, E-Bülten Aboneliği aracılığıyla bizimle paylaşmayı tercih ettiğiniz adınız, soyadınız, e-posta adresinizdir.

Kişisel Verilerin Toplanma Yöntemi ve Hukuki Sebebi

Kişisel verileriniz, şirketimiz tarafından sağlanan ürün ve hizmetler kapsamında promosyon, kampanya ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmesi sırasında internet sitemizde yer alan E-Bülten Aboneliği bölümünde e-posta adreslerini bildiren kişilere Şirketimizin ticari olarak faaliyet gösterdiği alanlarda reklam, tanıtım ve bilgilendirme yapmasına ilişkin sözleşmenin kurulması ve ifası, veri sorumlusunun meşru menfaati ve açık rızanız kapsamında işlenmektedir.

Kişisel Verilerin İşlenme Amaçları

Kişisel verileriniz Şirketimiz tarafından, aşağıdaki belirtilen işleme amaçlarıyla uygun süre zarfında, KVKK’nın 5. ve 6. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları kapsamında işlenecektir:

İletişim faaliyetlerinin yürütülmesi

Reklam / kampanya / promosyon Süreçlerinin Yürütülmesi

Saklama ve arşiv faaliyetlerinin yürütülmesi

Pazarlama analiz çalışmalarının yürütülmesi

Ürün / hizmetlerin pazarlama süreçlerinin yürütülmesi,

Organizasyon ve etkinlik yönetimi

Şirketimizin faaliyet alanlarında reklam, tanıtım ve bilgilendirme hizmeti sağlamak,

Şirketimiz tarafından gönderilen bu e-postalar üzerine gelen talep ve şikayetlerin cevaplanması,

Hukuki bir ihtilafın vuku bulması halinde hukuki işlem yapmak,

Sair tüm yasal yükümlülükler.

Kişisel Verilerin Hangi Amaçlarla Kimlere Aktarılabileceği

Şirketimiz, kişisel verileri “bilme gereği” ve “kullanma gereği” ilkelerine uygun olarak, gerekli veri minimizasyonunu sağlayarak ve gerekli teknik ve idari güvenlik tedbirlerini alarak işlemeye özen göstermektedir ve sadece zorunlu durumlarda üçüncü kişilere aktarmaktadır. Kişisel verileriniz; KVKK’nın 8. ve 9. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları çerçevesinde Şirketimiz ilgili birimlerince işlenmekte ve aşağıda yer verilen amaçlarla üçüncü kişilerle paylaşılmaktadır.

İlgili mevzuatı gereği talep halinde idari makamlara, adli makamlara veya ilgili kolluk kuvvetlerine, yetkili idari ve denetleme kurullarına ve/veya diğer yetkili denetleyici kurum ve kuruluşlara aktarılabilecek ve/veya hukuki bir ihtilaf vuku bulması halinde Şirketimizin hukuki menfaatlerinin korunması amacıyla bu mercilerle ve Şirketimiz avukatları ile paylaşılmaktadır.

Ürün ve hizmetlerimizin tanıtımı amacıyla E- Bülten Aboneliği veri işleme altyapısını tedarik ettiğimiz iş ortağımız, bu bildirimlerin yapılması amacıyla hizmet aldığımız ajanslar ve pazarlama analiz şirketleri ile paylaşılmaktadır.

Kişisel verileriniz e-posta altyapısı ve ilgili hizmetlerinden yararlandığımız hizmet sağlayıcılarımızın yurt dışında bulunan veri depolama sistemleri nedeniyle KVKK’nın 9. maddesindeki şartlardan biri olan açık rıza şartı sağlandığı takdirde yurt dışına aktarılabilmektedir.

Kişisel Verilerin Saklama Süresi

Kişisel verilerinizi, sunduğumuz hizmetlerin mahiyetinden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, hizmetlerin sağlandığı süre boyunca ve ardından hukuki yükümlülüklerini yerine getirmek ve meşru menfaatini temin etmek amaçlarıyla ilgili mevzuata uygun olarak, makul süreler boyunca saklayacaktır.

Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi ve Anonim Hale Getirilmesi

Kişisel verileriniz KVKK’nın 7. maddesi uyarınca işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kişisel veriler re’sen veya kişisel veri sahibinin talebi üzerine tarafımızca silinir, yok edilir veya anonim hale getirilir.

Kişisel Verilerinizin Güvenliği

Bize sağladığınız kişisel verilerin gizliliğini ve güvenliğini korumaya önem veriyoruz. Bu doğrultuda, kişisel verilerinizi yetkisiz erişim, zarar, kayıp veya ifşaya karşı korumak için gerekli teknik ve idari güvenlik önlemleri almaktayız.

Kişisel Veri Sahibi İlgili Kişinin Hakları

Kişisel veri sahibi “İlgili Kişi”, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 11. maddesinde aşağıda yer verilen haklarını ve taleplerini www.eliteworldhotels.com.tr adresinde yer alan Başvuru Formunu usule uygun olarak doldurmak suretiyle bildirebilecektir.

6698 sayılı KVKK’nın 11. Maddesi kapsamında herkes veri sorumlusu sıfatı ile Şirketimize aşağıdaki hususlarda başvurma hakkına sahiptir:

• Kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme,

• İşlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,

• Kişisel verilerinizin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,• Yurt içinde veya yurt dışında aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,

• Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme,

• KVKK’da öngörülen şartlar çerçevesinde kişisel verilerinizin silinmesini veya yok edilmesini isteme,• Yukarıda belirtilen düzeltme, silinme ve yok edilme şeklindeki haklarınız uyarınca yapılan işlemlerin, kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,

• İşlenen kişisel verilerinizin münhasıran otomatik sistemler ile analiz edilmesi sureti ile aleyhinize bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,

• Kişisel verilerinizin ilgili mevzuata aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğramanız halinde zararınızın giderilmesini talep etme haklarına sahipsiniz.

Hak ve Talepleriniz İçin İletişim

Kişisel verilerinizle ilgili sorularınızı ve taleplerinizi, Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları hakkında Tebliğ’de belirtilen şartlara uygun düzenlenmiş dilekçeyle aşağıdaki yöntemlerle iletebilirsiniz.

“Şahsen Yazılı Başvuru” yoluna başvuracak İlgili Kişilerin kimliğini tevsik edici belgeleri ibraz etmesi zorunludur. Bu bağlamda Maslak Mahallesi, Dereboyu 2. Cadde, No: 15A/70, Ata Center İş Merkezi Kat: G2, Sarıyer/İstanbul adresine yapacağınız şahsen yazılı başvurularda başvuru formuyla birlikte kimlik fotokopisinin yalnızca ön yüzünün (kan grubu ve din hanesi gözükmeyecek şekilde) ibraz edilmesini rica ederiz.

Başvuru formunun tebligat zarfına veya e-postanın konu kısmına “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu İlgili Kişi Talebi” yazılmasını rica ederiz.

Kişisel veri sahipleri olarak, haklarınıza ilişkin taleplerinizi, Medyascope ‘a iletmeniz durumunda Medyascope talebinizi en geç 30 (otuz) gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandıracaktır. Ancak, başvurunuza verilecek yanıtın mevzuat uyarınca bir maliyet gerektirmesi halinde Medyascope tarafından Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenen tarifedeki ücret talep edilebilecektir.

Ticari Elektronik İleti Gönderimi Hakkında Bilgilendirme

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti; telefon, çağrı merkezleri, faks, otomatik arama makineleri, akıllı ses kaydedici sistemler, elektronik posta, kısa mesaj hizmeti gibi vasıtalar kullanılarak elektronik ortamda gerçekleştirilen ve ticari amaçlarla gönderilen veri, ses ve görüntü içerikli iletileri ifade eder.

Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. Ticari Elektronik İleti Yönetim Sistemi (“İYS”) üzerinde onayı bulunmayan alıcılara ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim araçlarıyla ya da İYS üzerinden alınabilir. İYS üzerinden alınan onaylarda ise olumlu irade beyanı ve elektronik iletişim adresi yer alır. Alıcılar diledikleri zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilir. Alıcının ret bildiriminde bulunması, bildirimin yapıldığı iletişim kanalına ilişkin onayı geçersiz kılar. Alıcı reddetme hakkını İYS üzerinden de kullanabilir.

Alıcının kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini vermesi halinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz.

Tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adreslerine gönderilen ticari elektronik iletiler için önceden onay alınması zorunlu değildir. Ancak tacir ve esnafların ilgili mevzuatta yer alan reddetme hakkını kullanması halinde onayları alınmadan ticari elektronik ileti gönderilemez. Bu kapsamında ileti gönderilmesinden önce tacir veya esnaf olan alıcıların elektronik iletişim adresleri hizmet sağlayıcı tarafından İYS’ye kaydedilir ve İYS üzerinden alıcıların ret hakkını kullanıp kullanmadığı kontrol edilir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca, Scope Medya Ticaret Pazarlama A.Ş.’nin (“Medyascope”) tarafından vermekte olduğumuz hizmetler kapsamında, Medyascope üzerinden temin edilen bilgileriniz doğrultusunda, onay vermeniz halinde E-posta iletişim aracı kullanarak tarafınıza her türlü bilgilendirme, tanıtım, reklam, ürün teklifleri, promosyonlar, kampanyalar, memnuniyet değerlendirme çalışmaları ve duyuruların iletilmesi amacıyla tarafınızla iletişime geçilebilecektir.

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca ticari elektronik ileti gönderimine dair onay verseniz dahi dilediğiniz zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticari elektronik iletileri almayı reddedebilirsiniz. Ret bildirimini kolay ve ücretsiz bir şekilde olmak üzere e-posta iletişim kanalı ile verebileceğinizi hatırlatmak isteriz. Reddetme hakkınızı İYS üzerinden de kullanabilirsiniz.


© Medyascope