Çıkmaz Sokak – Yusuf İpekli Yazdı
Bir zamanlar bir römork kavunla çıkılan yol… Bugün 85 milyonun içine sürüklendiği bir çıkmaz sokağın hikâyesine dönüşüyor. Yusuf İpekli, Türkiye’nin ekonomik gerçeğini çarpıcı bir metaforla anlatıyor.
Bir zamanlar bir römork kavunla çıkılan yol… Bugün 85 milyonun içine sürüklendiği bir çıkmaz sokağın hikâyesine dönüşüyor. Yusuf İpekli, Türkiye’nin ekonomik gerçeğini çarpıcı bir metaforla anlatıyor.
Doksanlı yıllardı. Rahmetli babam Ankara’nın yüz kilo metre yanı başında yer alan köyde çiftçilik yapan iyi bir rençberdi.
Başta buğday olmak üzere fiy, arpa, mercimek, nohut, ayçiçeği ekerdi. Gün geldi kavun, karpuz da yetiştirmeye başladı. Kıraç kavunu, yerli karpuz.
Ben de her yaz köye gider tatil boyunca ırgatlık harman bitene kadar onunla birlikte keyifle çalışırdım.
Rahmetli, kavunu karpuzu traktöre doldurur, Ankara’ya getirirdi. Bazen pazarlarda bazen mahalle aralarında kiloyla veya tane hesabı ile satardık. Bu rutin haftada iki üç sefer devam eder, fena para kazanmazdık.
Bir gün yine üç buçuk ton civarında tam bir remork dolusu kavun getirdi. Kavun adeta kavun değil bal peteği. Tıpkı şu günlerde çok özlediğimiz ağız tadı kıvamında…
Dedik ki, bu sefer bu kavunu pazar yerine doğrudan mahalle aralarında satalım.
İkindiye kadar dolaştık. Satış mı, tam bir hayal kırıklığı.
O arada Hüseyin Gazi Tepesi’nin eteklerinde pek de iyi bilmediğimiz bir sokağa doğru ilerlemeye başladık. Kadınlı erkekli insanlar bir ağacın gölgesine oturmuş sohbet ediyorlar. Ortam kalabalık. Direksiyonda ben sevinç içinde gayri ihtiyarı babama baktım. Rahmetli “Fiyeti eccik gıralım hoca, yoğsa yarısı fireye gidecek.” dedi.
Kalkan üç beş kavun seçti. Keyiflendik.
İş tartma ve para almaya gelince bugünkü gibi ağzımızın tadı kaçmakla kalmayıp biri birine bir tokat vurdu. Demeye kalmadan ortalık karıştı. Bağrış çağrış derken bir baktık kavunu alan koşar adım gözden kaybolur.
Anladık ki kavga, kavga değil Anadolu insanının deyimiyle tam bir kayıkçı kavgası.
Başka yol kalmayınca traktörü çalıştırdığım gibi son gaz ilerlemeye başladım. O da nesi iki üç yüz metre gitmeden yolun çıkmaz sokak olduğunu fark ettim ama iş işten geçmişti.
Çoluk çocuk peşimizden yetişti. Ona müdahale buna müdahale römorkun bir tarafı boşaldı. Kavundan vazgeçtim traktör de biz de büyük risk altında kaldık.
Başka yol kalmayınca geri vitese taktım. Sokağın sol tarafı uçurum. Allah muhafaza bir kaysak parçamız kaşıkla bile toplanmaz. Can havliyle arka arka giderek çıkmaz sokaktan çıkmayı başarmıştım. Bu bizim için sadece sıkı bir refleks değil hayat memat meselesiydi, kaybederek kazandık.
Şimdi o gün bizim karşımıza çıkan çıkmaz sokak bugün seksen beş milyon insanımızın karşısına çıktı biliyor musunuz?
Emekli elinde baston ile uçurumun başında ha kaydı ha kayacak.
Köylü yarım avuç mazot için borç dert içinde olmasına karşın çıkmadık candan umut kesilmez diyerek tam seksen lira ödüyor, şavkı ha kaydı ha kayacak.
Paramız artık pul bile değil. En büyük paramızın iki tanesi bir kilo acı biber bile almıyor.
Asgari ücret ev kirası etmiyor, insanlar sokakta yaşamak zorunda ha kaldı, ha kalacak.
Gençler evlenemiyor, evlenenler iki gün sonra boşanıyor.
Esnaf ya siftah yapamıyor ya da sık sık kepenk indiriyor.
Çocuklar okula gitmiyor, diploma çıkmaz sokağın baş misafiri.
Velhasıl bizim çıkmaz sokağın belalılarının gariban olduğu çok belliydi. Yıllar sonra o çıkmaz sokakta akrabası olan öğrencilerimden bir kaçı ile o sokağa gittim. Dertleştik, içim acıdı.
Ancak bugün ülkenin içinde bulunduğu çıkmaz sokağın sakin olmayan sakinleri kahvaltıyı Londra’da, öğle yemeğini Dubai’de yiyip geceyi Paris’te geçiriyor.
Bakalım halkımız iradesi dışında sürüklendiği çıkmaz sokaktan Macarların onca olumsuzluğa aldırmadan on altı sonra yaptığını yapabilecek mi, yaşayıp göreceğiz.
YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN
