Evlerden Hastane Koridorlarına – Hande Ustamahmut Yazdı
Çok değil, bundan birkaç yüzyıl öncesine kadar ölüm birçok yerde kolektif bir kabulle karşılanmaktaydı. Batı’dan örnek verecek olursak sanayileşme öncesi dönemde ölüm sıradan ve bayağılaşmış bir şekilde hafızalarda yer ediyor ve kucaklanıyordu. Bilhassa erken Ortaçağ’da ölüm, Phılıppe Arıes’ın tabiriyle ehlileştirilmişti. Nitekim bu dönemde ölüm, trajik bir mesele değil, tüm insanlığın ortak bir kaderi olarak görülüyordu. Peki söz konusu dönemde ölüm ritüelleri nasıldı ve topluluk tarafından nasıl ağırlanıyordu?
Batı’da ölümün tarihine baktığımızda insanlar genellikle ya salgın hastalıklardan ya da yetişkinlik çağına gelmeden önce bebekken ölüyorlardı. Elbette dönemin bir özelliği olarak modern tıp ve tedavilerin gelişmemiş olması bu dönemin insanları için ciddi bir dezavantajdı. Ancak dünyanın büyüsünün bozulmadığı ve Tanrı’nın tahtında oturduğu dönemde ölüme romantik bir anlam yükleniyor ve ölüm ritüellerle karşılanıyordu.
Ortaçağ’da insanlar genellikle salgın hastalıklar neticesinde öldükleri için bir kişinin öleceği önceden tahmin edilebiliyordu. Dolayısıyla ölecek kişi için bir ölüm odası hazırlanıyor ve kişi yatağında son nefesini vereceği anı bekliyordu. Fakat ölüm anında kişi yalnız bırakılmıyordu. Ölmek üzere olan kişiye ailesi, komşuları, akrabaları ve rahipler eşlik ediyordu. Kolektif dayanışma o kadar güçlüydü........
