menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ekonomik çelişkiler ve çıkarlar

20 0
26.03.2026

Modern insanın atası sayılan homo sapiens’in başka bir adlandırması olan homoekonomikus (ekonomik insan), her durumda kendi çıkarını düşünerek faydasını en çoklaştırmaya çalışan insanı tanımlar.

Ekonomist tavır homoekonomikus’tan başlayarak, insanın bireysel tercihlerine ve hemen hemen tüm sosyal ilişkilerine yön veren, kişiyi belirleyen ana unsurdu.

İnsanın yaşam biçimini belirleyerek topluluk içindeki konumunu da saptayan ekonomik durum, toplumların bütün bir sosyal yapılarını da şekillendiren temel etken olagelmişti.

Ekonomik durumun belirleyiciliği öylesine güçlüdür ki, bir toplumdaki yoksul insanların ahlak anlayışları ile zengin bireylerinkiler farklı olacak ya da toplumların, alt sınıflardan bir insanın tavırlarını ahlaki açıdan sorgulamaları ile üst sınıflardan bir bireyin tavırlarını sorgulamaları ve sonuçta varılacak yargı da değişik olacaktır. Ahlak çemberi üst sınıflar için her zaman daha geniş, alt sınıflar içinse çok daha dardır.

Bireysel açıdan büyük farklar yaratan ekonomik durumun siyasal ve sosyal sonuçları da o denli belirleyicidir ki, günümüze kadar geliştirilmiş olan hemen tüm anlatıların odak noktalarını ekonomik gerçekler oluşturur aslında.

Marx’ın ünlü tezine göre; “Tarihin motoru toplumlardaki temel sınıf ilişkileri ve bu ilişkilerin doğurduğu  çelişkileridir.” Yine Marx’a göre; “Bir toplumdaki sosyoekonomik alt yapı ilişkileri ahlak, hukuk, siyaset ve din gibi üst yapı kurumlarını belirler.”

Büyük düşünürün son derece çarpıcı ve doğru olan, günümüze kadar da çürütülememiş bu temel tezi, ekonominin belirleyiciliğini net bir biçimde ortaya koyar.

Alt sınıflara mensup insanların dini algılayış ve yaşayış biçimleriyle, üst sınıflardan insanlarınki epey farklıdır. Yine; “Hukuk, küçük sineklerin takılıp kaldığı, büyük sineklerinse delip geçtiği bir örümcek ağı gibidir” sözünü doğrularcasına, yoksul insanların hukuk karşısındaki konumlarıyla zenginlerle bir olmamıştır hiçbir zaman.

Dünya siyasi tarihinin seyrini kabaca gözden geçirerek, kilometre taşı niteliğindeki olaylara dikkatli biçimde bakarsak, ekonomik nedenlerin ve taleplerin asıl belirleyici unsurlar olduklarını net bir biçimde görebiliriz.

Batı’nın siyasi tarihindeki ilk anayasa metni olarak kabul edilen “Magna Carta” (Büyük Şart) İngiliz Kral John ile derebeyler arasında imzalanmış, kralın feodal beylerle istişare etmeden tek taraflı bir tasarrufla yeni vergi koyamayacağı ve mevcut vergileri arttıramayacağı hükmü belgenin özünü oluşturmuştu.

Luther ve Calvin’in öncülük ettikleri ve siyasi tarihin önemli bir dönüm noktası olan Hristiyan Reformasyonu’nun başka sebepleri de bulunmakla birlikte asıl sebep; kilisenin dini dar bir biçimde yorumlaması ve ruhban sınıfının yaygın ekonomik ayrıcalıklarının gelişmeye başlayan ticaret burjuvazisine ket vurmasıydı. Esas etkenler olarak çıkar çelişkilerinin ve çatışmalarının ateşlediği reform hareketi, dinin kısıtlayıcılığını reddeden ve ileride her şeyiyle tam bir sınıf oluşturacak burjuvazinin ataları sayılan ticaret erbabının taleplerine uygun yeni bir din yorumu olarak Protestanlığı doğurmuştu. İşte bu yeni mezhep sermayedarların ekonomik gelişmelerini çok hızlandırmış, ticaret ve sonrasında da sanayi kapitalizmine geçişi kolaylaştırmıştı. Kısaca liberal kapitalizm, kendi ruhuna uygun özgürlükçü yeni bir din anlayışı ve ahlak geliştirmişti.

Büyük Fransız Devrimi, burjuvazinin öncülük edip, memnuniyetsiz geniş halk kitlelerini de arkasına alarak aristokrasiye ve krallığa karşı kazandığı bir zafer olarak esasen bir burjuva devrimiydi.

Aynı şekilde adeta tarihin akışını değiştiren Sovyet Devrimi’nin fitilini ateşleyen temel sebepler de ekonomik sebeplerdi.

20. yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşı da esasen ekonomik paylaşım savaşlarıydı. Keza liberal kapitalizmin yeni bir aşaması olarak, 1970’li yılardan itibaren hükmünü sürdüren neoliberalizm de  ekonomist ilkeye dayanır.

Bizim toplumumuzun uzak ve yakın tarihindeki büyük dalgalanmalara ve kırılmalara da yakından bakacak olursak, bunların esas itibarıyla ekonomik sebeplerden kaynaklandığını görürüz.

Sonuç itibarıyla, o ünlü sözde söylendiği gibi, “İnsanların özgürlük aşığı olduklarını düşünüyorsanız, bütün tarihin bir hatadan ibaret olduğunu kabul etmeniz gerekir.”

Çünkü aslolan ekonomik çelişkiler ve çıkarlardır.

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:


© Medya Günlüğü