menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Merkez sağın Sovyet-Rusya aşkı

36 0
25.04.2026

Türk siyaset tarihinin katmanlarını araladığımızda karşımıza çıkan en büyük ve en sarsıcı paradokslardan biri, hiç kuşkusuz merkez sağ iktidarların meydanları inleten antikomünist söylemleriyle, kapalı kapılar ardında Moskova’yla kurdukları derin ekonomik flört arasındaki o devasa uçurumdur.

“Mavi Düş” adlı kitapta bunu incelikle işlemeye çalıştım. Resmi söylem on yıllar boyunca “kızıl tehlike” üzerinden yükselmiş, kitleler bu korkuyla konsolide edilmiştir. Ancak madalyonun diğer yüzüne, yani devletin mutfağına baktığımızda bambaşka bir manzara görürüz: Türkiye’nin en kritik fabrikalarının temeli Sovyet harcıyla atılmış, enerji damarları olan boru hatları Rus gazıyla dolmuş, ülkenin en büyük kalkınma hamleleri Moskova’nın gölgesinde şekillenmiştir. Bu durum, basit bir siyasi ikiyüzlülük veya çelişki değil; bizatihi Türk devlet geleneğinin ve merkez sağın gizli pragmatik aklıdır.

Hikâyenin en başına, henüz Cumhuriyet’in bile ilan edilmediği o zorlu yıllara dönelim…

Milli Mücadele döneminde Lenin Türkiyesi’ne uzatılan askeri ve mali yardım eli bir yana, ekonomik inşa süreci de Sovyetlerle başlamıştı. Sovyet ziraat mühendisleri ve tarım uzmanları Çukurova’da pamuk ekim alanlarının modernizasyonu ve düzenlenmesi için çoktan sahaya inmişti. O yıllarda kefen bezini bile Hindistan’dan ithal etmek zorunda kalan yoksul bir ülkeydik. Eğer Türkiye bugün dünyanın sayılı tekstil ve hazır giyim ihracatçılarından biriyse, bu büyük hikâyenin perde arkasında o gün Çukurova sıcağında ter döken Sovyet uzmanların alın teri vardır. 1930’lu yıllara gelindiğinde Nazilli ve Kayseri Sümerbank tekstil fabrikaları, Atatürk’ün İktisat Vekili Celal Bayar’ın imzasıyla ve Sovyet Turkstroy firmasının inşaatçılığıyla yükselmiştir. Celal Bayar, ilerleyen yıllarda “komünizm düşmanı” merkez sağın ilk büyük ve sembol ismi olacaktır; ama Türkiye’de modern sanayinin bel kemiğini kuran ellere baktığımızda, hep o aynı kuzey rüzgârını görürüz.

Bu ilişki hiçbir zaman ideolojik bir teslimiyet olmamıştır. Nitekim 1922 yılında Rusya’dan petrol ithalatını yasaklayan kişi de İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Orbay’dır. Bu karar ABD firması Standart Oil lehine alınmıştır. İlginçtir; Ankara bir yandan Sovyet sermayesi, kredisi ve teknolojisiyle dev fabrikalar kurarken, öte yandan stratejik ürünlerde veya politik dayatmalarda kapıyı anında kapatabilen müthiş bir pragmatizm sergiliyordu.

Demokrat Parti dönemi ve Adnan Menderes’in 1957 hamlesi, bu çıkarcılığın ve reel politiğin zirve noktalarından biridir. “Soğuk Savaş”ın en keskin yıllarında, Sovyet Büyükelçisi eski Turkstroy’un Genel Müdürü Nikita S. Rijov’un Ankara’da gördüğü iltifatlı muamele, dönemin ABD sefirini geceler boyu uykusuz bırakmıştı. Türkiye’nin ilk modern cam tesislerinden biri olan Çayırova Cam Fabrikası, “efsanenin dönüşü” diyebileceğimiz bu hamlenin en somut nişanesidir; üstelik tamamen Sovyet teknolojisi ve Sovyet kredisiyle hayata........

© Medya Günlüğü