Ankara’nın “yumuşak karnı…”
Dışişleri Bakanlığı, takvimler 16 Mart’ı gösterdiğinde yine o bildik, tozlu raflardan indirilmiş “klasik” açıklamasını servis etti: “Kırım’ın ilhakını tanımıyoruz.”
Metnin satır aralarına serpiştirilen yüksek perdeden hukuk vurguları, ilk bakışta uluslararası meşruiyet savunuculuğu gibi tınlasa da, gerçeklerin soğuk duvarına çarptığında yankısız bir sesten ibaret kalıyor.
Bir ilhakı tanımamak ve buna karşı durmak; lafla değil, üç sacayağıyla mümkün olur: Aktif bir diplomasi trafiği, müttefiklerle koordine edilmiş sert yaptırımlar ve uluslararası hukuki mekanizmaların (Uluslararası Adalet Divanı vb.) sonuna kadar zorlanması.
Peki, Ankara ne yapıyor?
BM ve AB kürsülerinde “sınırlı destek” beyanlarıyla yetiniyor. İşin aslına baktığımızda; ne Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlarda merkezi bir rolümüz var ne de stratejik bir koordinasyonun parçasıyız. Aksine; özellikle Kırım ilhakından sonra, Türk Akımı, S-400 ve Akkuyu gibi devasa projelerle enerji ve savunma göbeğinden Moskova’ya bağlanmış, Batı’ya karşı açıkça saf tutmuş bir Türkiye portresi........
