menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Hak-Hukuk-İhanet”te ikinci perde

32 0
30.05.2026

Gelişmelerin merkezinde çok açık ki iktidar blokunun ana muhalefet partisi yönelik benzersiz ve geriye kalan tüm demokratik birikimi imha etmeyi hedefleyen müdahalesi yer alıyor. YSK kararlarının hiçe sayıldığı, hukukun bütünüyle ayakları altına alındığı bu süreç yargının darbe dönemlerini aratacak düzeyde araçsallaştırıldığını kanıtlıyor. Öyle ki iktidar bloğunun kendi içinden MHP’den Fethi Yıldız dahi mahkemenin yetki alanlarını sınırlarını aştığını ilan etmek zorunda kaldı.

Kararın hemen bir gün sonrasında ise kendi partisine ve demokrasiye ihanet eden Kılıçdaroğlu, polisi göreve çağırdı. Polis, CHP’lilere biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı. Ankara’da yoldaşlarımız da destek eylemindeydi. Görülmemiş bir saldırganlıkla ana muhalefet partisine devlet müdahalesi gerçekleşti. Bu, devletin bugüne dek daha çok Kürt siyasi hareketine reva gördüğü bir şiddet politikasının ana muhalefete yönelmesi anlamına geliyor. Fakat şimdi farklı bir durum var: ana muhalefete yönelik bu müdahale otoriter saldırganlığın ayırt edici bir evreye ulaştığını da gösteriyor.

Bu müdahalenin zamanlaması ve şiddeti tesadüf değil. 

Kılıçdaroğlu kırdığı rekorun farkında değil

Son 15 yılda girdiği 13 seçimi kaybetmesine rağmen koltuğunu terk etmeyen ve iktidar için özel bir proje misyonu üstlenen Kılıçdaroğlu gibi bir figür hala partinin bir kenarında duruyor olmasaydı bu çok açık ihanet sürecinin bu denli kolay örgütlenebilmesi mümkün olmazdı. Sonuç olarak daha üç sene önce tüm muhalefetin el birliğiyle Erdoğan karşısında seçimi kazanması için harala gürele çabaladığı bir isim Kılıçdaroğlu. Hatırlarsak Gürsel Tekin gibi bir ismin İstanbul il örgütüne çökmesinin hemen ardından hızlı tasfiye edilmişti. Kılıçdaroğlu ise açık ki mutlak butlan tartışması gündeme geldiğinden beri soğukkanlı ve sinsi bir şekilde neler yapacağına odaklanmış. 13 seçim kaybetmiş birisininin bırakalım bir partinin liderliğinin bir parçası olmasını insan içine çıkacak yüzü olmaması gerekirken Kılıçdaroğlu bir dizi yaptırımı hayata geçirmeye ve koltuğa sıkıca tutunmaya devam ediyor. Kılıçdaroğlu’nun devletten ricası üzerine CHP genel merkezine kapılar kırılarak polis tarafından plastik mermi gaz bombası ile hunharca girildi. İçerdeki ve binanın dışında direnen insanlar gaza boğuldu.

Daha önce yıllarca Kürtlerin partilerine yönelik olarak yapılan bu türde saldırının, ana muhalefet partisine yapılmasının iki temel nedeni var: Birisi, iki yıl önce 31 Mart seçimlerinde büyükşehirleri silip süpüren ve birinci parti konumuna yükselen CHP’de Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu liderliğinin yarattığı potansiyeldir. Özgür Özel, Deniz Baykal döneminden bu yana süregelen devletçi ve laikçi çizgiyi kırarak yeni bir siyasi zemin inşa etme ihtimali taşırken; İmamoğlu, anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı geride bırakma kapasitesine sahip bir figür olarak öne çıkmaktadır. Mevcut bürokratik ve sermaye yapısıyla devlet, böylesi bir CHP liderliğiyle seçim yarışına girmekten açıkça kaçınmakta ve karşısında çok daha ılımlı, kontrol edilebilir bir muhalefet talep etmektedir. Partinin tamamen kapatılması rejimin açık bir diktatörlüğe evrilmesi anlamına geleceğinden ve bunun yaratacağı devasa iç ve dış krizler göze alınamadığından, iktidar yargı eliyle partiyi felç etme stratejisini gütmektedir.

İktidarın yüzde 3 arayışı

Bir diğer neden ise seçim mühendisliğine yönelik iktidar tutkusudur. Şu ya da bu vakitte ama bir süre sonra halkın önüne sandıklar gelecek. Tüm anketler AKP ile CHP’nin, çoğunda CHPaz farkla da olsa önde olduğu kıyasıya bir rekabetin olduğunu gösteriyor. Erdoğan’ın da dış politika öne çıkarılarak propagandası yapılan istikrarlı lider imajı dışında hiçbir avantajının kalmadığı ortada. Tersine, iktidarın ekonomi politikaları halkın ezici çoğunluğu tarafından başarısız bulunuyor. Erdoğan, bunu bilerek, batı Asya’da kaosun hakim olduğu ve İran’a yönelik savaşın olduğu koşullarda bir başarı hikayesine çevirmeye çalışsa da bir seçimi rahatça kazanabileceği yönünde çok güçlü kuşkular var. Bu, iktidarın tüm korkularını ve sakin görüntüsünün ardında yatan fırtınalı ruh halinin temel nedeni.

Bu saldırı bu yüzde 3 için yapılan bir saldırıdır. CHP’nin tüm bu tartışma sürecinde yüzde 3 oy kaybı yaşaması garanti altına alınmaya çalışılıyor. Parti üyelerinin bir kısmı, parti üyelerinin bir başka kısmına karşı polis saldırısı örgütlüyor ve bu saldırının arkasına sığınarak parti binasına giriyor. 

Bu, seçmenlerde ve seçim günlerine doğru kararlılıkla ilerleyen kitlelerin bir kısmında kafa karışıklığı yaratıyor. İktidar, bu kısmın kafasının karışmasını yeterli görüyor. 

Özel ve ekibinin iç tartışmayla enerjilerini tüketmek yerine yeni bir partiyi hızla kurması ihtimali de iktidar açısından büyük bir fırsat gibi görülüyor. Her açıdan ikiye bölünecek bir partinin iki kanadının da eski toplama ulaşamayacağını ön görüyorlar.

Bu seçim mühendisliğinin ve duyulan korkunun nedenlerinden birisi büyük bir “hesaplaşma” ihtimalinin varlığı elbette. Tıpkı Macaristan’da Orban döneminin yolsuzluklarının soruşturulması veya Brezilya’da Bolsonaro’nun ülkeden kaçmak zorunda kalması örneklerinde olduğu gibi, Türkiye’de de 2013-2014’ten bu yana palazlanan yeni devlet ideolojisi, sermaye grupları ve güvenlik bürokrasisi olası bir iktidar değişiminde ağır bir bedel ödeyebilir. Bu nedenle, devletin bekasını koruyabilecek tek yapının kendi iktidarları olduğunun propagandasını, her türlü hukuksuzluğu meşru görerek hayata geçirebiliyorlar.

Bahçeli ve “mutlak butlan”

Devlet Bahçeli’nin mahkemenin “mutlak butlan” kararına önce ortalamacı bir şekilde yaklaşması ve CHP’nin dağıtılmasının doğru olmadığını belirtmesi, iktidar bloğu içinde bir yarılma olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Aksine Bahçeli’nin sonraki açıklamalarının da gösterdiği gibi (Kılıçdaroğlu’nun mevcut durumda CHP Genel Başkanı olduğunu söyledi) ve son dört aydır CHP içindeki rüşvet ve kargaşa iddialarını ısrarla köpürterek; partiyi tamamen parçalamadan, onu ehlileştirerek “ılımlı bir muhalefet” yaratma hedefini amaçlıyor. Özellikle “Terörsüz Türkiye” kavramı yerine,........

© marksist.org