menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

LİLİYAR

6 0
07.05.2026

Ustad Karakoç’ın yüreği, heyecanı, hasreti ve kalemiyle peşi sıra dizdiği mısraların şahıydı bu şiirleri, Mona roza ve Ping- pong masası. Derdi ve dileği bambaşkaydı bu şairin ve şiirin, bihaber gibi davranırdı muhatabı ona, öylede gittiler ikisi, iki ecnebi hibaan olarak…

Bilen bilir liliyar’ı ve liliyar şiirini, öteberisinde “Mona Roza”  vardı, sesiz bir çığlık, sedasız bir çiçek misali idi. Diğer öteberisinde Ping-pong gürültüsü, yanı başında masası ve yerinde sığmayan ahvalin sahibi şairin aşkı ile ping pong topu oynar gibi oynama inadı…

Ustad Karakoç’ın yüreği, heyecanı, hasreti ve kalemiyle peşi sıra dizdiği mısraların şahıydı bu şiirleri, Mona roza ve Ping- pong masası. Derdi ve dileği bambaşkaydı bu şairin ve şiirin, bihaber gibi davranırdı muhatabı ona, öylede gittiler ikisi, iki ecnebi hibaan olarak…

Bu şiirlerin hikâyesini başka bir iklime ve iklimin zamanına intikalini yapıp;

Gel gelelim Liliyar’a, evet  “Liliyar” şairin en sevdiceği idi. Diyarbakır bozkırından gelen delikanlının kalbinde yer verdiği nadide rozası idi.

 “Lili nin güneşin altında duruşu yok mu

Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu

Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu

Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu

Yaklaşıp onu saçlarından........

© Mardin Life